deneme 126
19 AB ülkesinin kullandığı ortak para birimi Euro 1 Ocak 2019 itibarıyda 20'nci yılını dolduracak. Avrupa vatandaşları arasında başlangıçta pek de hoş karşılanmayan Euro bugün 340 milyon Avrupalının cebinde.
"Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin çoğunun ortak para birimi Euro 1 Ocak 2019 itibarıyla 20'nci yaşını kutlayacak. İlk yıllardaki zorlukların ardından Euro bugün 340 milyon insanın kullandığı, ABD Dolarının ardından dünyada en çok rezerv edilen ikinci para birimi konumunda.
1 Ocak 1999'da hayata geçen Euro başlangıçta sadece bankacılık ve finansal yatırım işlemlerinde kullanıldı. Ancak üç yıl sonra, 1 Ocak 2002'den itibaren Avrupa vatandaşlarının ceplerine girmeye başladı ve Almanya'da Mark'ın, Fransa'da Frank'ın, İtalya'da Liret'in ve İspanya'da Peseta'nın yerini aldı. Avusturya, Belçika, Finlandiya, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz de Euro'yu kullanmaya başlayan ilk 11 ülke arasında. Bugünse 28 üyeli AB'de toplam 19 ülke Euro'yu resmi para birimi olarak kullanıyor. AB üyelerinden İsveç, Danimarka ve İngiltere Euro'ya geçmeyi reddetti.
Andorra, Monako, San Marino ve Vatikan ise AB üyesi olmayıp Euro'yu kullanan ülkeler. Ortak para biriminin geçerli olduğu ülkelere Euro Bölgesi deniyor.
Banknotlarda ulusal simge yok
Euro'nun geçerli para birimi olmasıyla 15 milyar civarı banknot ile 50 milyardan fazla madeni para piyasaya sürüldü. Ulusal para birimlerinin aksine Euro banknotlarının ve madeni paralarının üzerinden herhangi bir ulusal simge bulunmuyor.
Euro başlangıçta, o zaman belirlenen kur değerlerinin neden olduğu kayıplar ve fiyat artışları nedeniyle Avrupalılar arasında pek de hoş karşılanmamıştı. Hatta Almanya'da, Almanca'da pahalı anlamına gelen "teuer" kelimesine atıfla "teuro" olarak anılmıştı.
Ancak seyahatlerde sağladığı rahatlık ve sınır ötesi ticarette yarattığı kolaylıklar nedeniyle kısa Euro hakkındaki serzenişler kısa sürede azaldı. Bugün Euro, kıtadaki farklı ülkelerdeki AB karşıtlığına ve milliyetçi popülizme rağmen Avrupalılar arasında itibarını koruyor. Avrupa Merkez Bankası'nın Kasım ayında yaptığı bir araştırmaya göre Euro Bölgesi vatandaşlarının yüzde 74'ü ortak para biriminin AB için iyi bir adım olduğunu düşünüyor. Araştırmada yer alanların yüzde 64'ü ise Euro'nun ülkeleri için yararlı olduğunu düşünüyor.
2009'da borç kriziyle sarsıldı
Tüm dünyada olduğu gibi Euro Bölgesi'ni de olumsuz etkileyen en büyük olay 2008'deki küresel finansal kriz oldu. Küresel krizin tetiklemesiyle patlak veren Avrupa borç krizinde başta Yunanistan olmak üzere, Portekiz, İrlanda, İspanya ve Kıbrıs gibi ülkeler borçlarını ödeyemedi. Diğer Euro Bölgesi ülkeleri, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) sağlanan kaynaklarla kurtarma paketleri devreye sokuldu. Ortak para birimini tehlikeye atan bu krizde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, Euro'nun korunması için her ne olursa olsun yapılacağını açıklamıştı.
SANAYİ DEVRİMİ ASLINDA NEDİR
Kitlesel üretimin tarımdan sanayiye evrilmesini ifade eden Sanayi Devrimi’nin Avrupa'da bilimsel gelişmelerin ve aydınlanma sürecinin bir sonucu olduğu genel kabul gören bir gerçektir. Ancak bu tam olarak süreci ortaya koyan bir tanım değildir, gerçekte sanayiyi besleyen ve ortaya çıkaran teknoloji bilimden beslenir ancak bilimi sermaye sahiplerine para kazandıracak şekilde bir araç olarak kullanır.
Sanayileşme kavramında asıl faktör sermayedir; yani sanayileşme süreci sermaye sahiplerinin davranışlarının ve kararlarının bir sonucudur. Burada esas faktör sermaye ve sermaye sahipleridir.
1789 sonrası dönemi Sanayi çağı değil Sermaye Çağı olarak adlandırmak daha doğru bir tanımlama olur. Ancak sermayeyi elinde tutan elit bilime dayalı sanayileşme süreci gibi ifadelerle sermaye ilişkilerini gizlemeyi tercih etmişlerdir.
Bu konuda en iyi örnek Sırp bilim insanı Nikola Tesla’nın çalışmalarıdır. Bilimsel olarak çağının çok ötesinde icatlar ortaya koyan Tesla, çalışmalarını insanlığın hizmetine tam olarak sunamamıştır. Bunun nedeni kendisini finanse eden sermaye sahiplerinin kendi karlılık hesaplarına göre Tesla’nın çalışmalarını finanse etmeleridir. Örneğin bütün bir kente ücretsiz elektrik enerjisi sağlayacak projesini Tesla’nın elinden alan finansörü Westinghouse, projeyi kendi para kazanacağı bir hale getirip satmayı tercih etmiş, halkın refahını önemsemeden topluma fayda sağlayacak kısmını budamıştır.
Örnekte görüldüğü gibi sanayi bilimsel gelişimin sonucu değil sermaye sahiplerinin karlılık arayışlarının bir sonucu olarak gelişir. Bilim ve teknoloji de bu amaca hizmet edeceği ölçüde sermaye sahiplerince finanse edilir ve sonuçları ticari olarak kullanılır.
Gerçekte sermaye farklı tanımları olan geniş bir kavramdır, maddi varlıklar ya da para sermaye bütününün sadece bir bölümünü oluşturur. Halbuki 1946 Bretton Woods ve 1971 FED kararları ile eskiden altına endeksli olan para üretimi kriterleri ABD finans sermaye sahipleri tarafından değiştirilmiş; para sermaye sahipleri için kolayca üretilebilen ve tüm dünyada geçerli olan bir araç haline gelmiştir.
Sermaye’nin temeli ise teknoloji, girişimcilik ve yönetim bilgisini de içeren geniş anlamda bilgidir. Sermaye’nin temel özelliği kıt olmasıdır, bu maddi sermaye için geçerli olduğu kadar bilgi için de geçerlidir. Kıt bilgi araştırmalar ve teknoloji ile artırılmaya çalışılır ve doğal olarak sahipleri tarafından diğerleriyle paylaşılmaz.
Sermayesi yetersiz olan üçüncü dünya ülkeleri yeterli maddi kaynakları olmadığından değil bilgiye sahip olmadıklarından ve üretemediklerinden geri kalmışlardr.
1. İntihar sözcüğü TT listesinde 1. sıraya yükselmiş. Bugün yaşadığımıza benzer bunalımlı dönemlerde intihar vakaları artıyor. Fakat işin daha trajik bir boyutu var: İntihar bir tür salgın niteliği de gösteriyor. Bu dönemde intihar görüntülerine yoğun olarak maruz kalmak
2. Werther Etkisi denilen bir zincirleme intihar davranışını da tetikleyebiliyor. Werther adı Goethe'nin ünlü eseri "Genç Werther'in Acıları" eserinden geliyor. Yayınladığı dönemde Avrupa'da bir intihar salgınını tetiklemişti. Maalesef sosyal medyanın olumsuz etkilerinden biri ++
5. Bu kötü günler geride kalacak. Hayat ve tarih daima böyle inişler ve çıkışlarla doluydu. Ne biz dünyanın merkezindeyiz ne de bu zorlukları yaşayan ilk biziz. 2. Dünya Savaşı'nda toplama kamplarından sağ çıkan insanların umudunu düşünün. Hiçbir kötülük kalıcı değil.
Türkiye'deki mültecilerin, sığınmacıların ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) altında statüsü tanımlanmış kişilerin çalışma hakları ve koşullarını ifade eder.
Gaziantep'te bir tekstil atölyesinde çalışan Suriyeli bir işçi
Türkiye'de yaşayan şartlı mültecilerin, Geçici Koruma Altındaki Suriyeyelilerin (GKAS) ve Uluslararası Koruma Başvuru Sahiplerinin (UKBS) temel hak ve özgürlükleri Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenmiştir.
İlgili kanun kapsamında yukarıdaki statüler ile ülkede bulunan kişilerin çalışma iznine bağlı olarak istihdam edilmeleri mümkün kılınmıştır. Çalışma izni başvuruları iş veren tarafından gerçekleştirilmekte ve yenilenmektedir. Çalışma izinlerini düzenleyen kurum İŞKUR'dur. Çalışma iznine başvurulacak her bir yabancı için ilgili işletmede en az beş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının çalışıyor olması şartı aranmaktadır.
Yabancıların çalışma izninin sınırlandığı meslekler
Değiştir
Bazı meslekler yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için tanımlanmıştır ve yabancıların çalışmasına izin verilmemektedir.[1] Bu meslekler şunlardır:
Diş tabipliği, dişçilik, hastabakıcılık. (Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun uyarınca)
Eczacılık (Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun uyarınca)
Veterinerlik (Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun uyarınca)
Özel hastanelerde sorumlu müdürlük (Hususî Hastaneler Kanunu uyarınca)
Avukatlık (Avukatlık Kanunu uyarınca)
Noterlik (Noterlik Kanunu uyarınca)
Özel güvenlik görevlisi (5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun 10. Md.)
Kara suları dahilinde balık, istiridye, midye, sünger, inci, mercan ihracı, dalgıçlık, arayıcılık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, katiplik, tayfalık vb. (Kabotaj Kanunu uyarınca)
Gümrük müşavirliği (4458 sayılı Gümrük Kanununun 227 nci maddesi gereğince)
Turist rehberliği (6326 sayılı Turist Rehberliği Meslek Kanununun 3. maddesi gereğince)
Mülteci İşgücü
Değiştir
Türkiye'de iş gücüne katılım gösteren Uluslararası Koruma Başvuru Sahipleri ve Geçici Koruma Altındaki Suriyeleri'ni kayıtlı ve kayıtsız çalışma altında iki ana kategoride değerlendirmek mümkündür. Kayıtlı çalışmaya ilişkin istatistiki bilgi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü'nce yıllık bazda paylaşılmaktadır. 2020 yılı raporuna göre Türkiye'de çalışma izni ile çalışan Suriyeli sayısı 62.369 olarak belirlenmiştir.[2] Kayıtsız istihdamda çalışan GKAS ve UKBS'nin sayılarının kayıtlı istihdamın çok üzerinde olduğu bilinmektedir. Aynı yıl yayınlanın Uluslararası Çalışma Örgütü raporuna göre çalışan GKAS sayısı 813.781 olarak belirtilmiştir.
Türk Tarihinin En Ağır Yenilgilerinden Biri: 1912-1913 Balkan Savaşları
Osmanlı İmparatorluğu'nun balkanlardaki dört devlete, özellikle de Bulgaristan ve Sırbistan'a karşı 8 Ekim 1912-10 Ağustos 1913 tarihleri arasında verdiği ve 1 milyonun üzerinde insanın öldüğü bu savaşlar, tarihimizin en acı yenilgilerinden biri sayılıyor.

Neler olmuştu?
ilk balkan savaşı'nda bulgaristan, sırbistan, karabağ, yunanistan paktı osmanlı ile savaşmıştır. 17 ekim 1912'de sırplar ve yunanlılar makedonya'ya, bulgarlar da trakya'ya yürüyerek savaşı başlatırlar. yunanlılar selanik'i alır ve bulgarlar lüleburgaz'da osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğratır. 1912'nin sonları ile 1913 başlarında yapılan barış görüşmeleri sonuç vermez. fakat bu sırada enver paşa liderliğindeki jöntürkler darbe yapar. ve barış ister. bunun üzerine kuşatma altındaki, edirne, yanya kaybedilir. savaş londra konfernası ile sona erer:
- osmanlı gelibolu ve çatalca haricindeki tüm balkan topraklarını kaybeder.
- karabağ'ın işgal ettiği işkodra'da arnavutluk devleti kurulur.
- bulgaristan, yunanistan ve sırbistan; makedonya'nın durumuna kendi aralarında karar verecekler.
ilk savaşta verilen kayıplar:
sırbistan: 15.000
yunanistan: 5.000
bulgaristan: 32.000
türkiye: 30.000
ilk balkan savaşı tarafları memnun etmeyince savaşın ikinci perdesi başlar. fakat bu sefer taraflar yer değiştirmiştir. bulgaristan'ın karşısında osmanlı, sırbistan, yunanistan, romanya (ilkinde tarafsızdı) almıştır. bulgaristan haziran'da sırbistan ve yunanistan'a yürür. zaten aralarında gizli anlaşma yapan ve bu saldırıyı bekleyen sırp ve yunanlar 15 temmuz 1913'te romanya ile birlikte bulgaristan'a savaş açar. ve neredeyse hiç savaşmadan sofya'ya yürürler. bu arada osmanlı da edirne'yi geri alır. bulgaristan anlaşma ister ve 10 ağustos 1913'te bükreş antlaşması yapılır.
- bulgaristan ilk savaşta kazandığı tüm toprakları kaybeder.
- osmanlı edirne'yi geri alır.
kayıplar şöyledir:
sırbistan: 18.500
yunanistan: 2.500
rumanya: 1.500
türkiye: 20.000
bulgaristan: 18.000

I., II. Balkan Savaşı ve sınırlar (1912-1913).
cyrus the virus
aslına bakılırsa osmanlı savaşa iyi hazırlanmış gibi duruyordu
almanya'dan yeni alınmış toplar, 250.000 civarında iyi donatılmış ordu hem halka hem de hükümete güven veriyordu savaş öncesi. hergün trenler dolusu yeni kıyafetli, yeni mavzerli, kıyafetleri eksiksiz taburlar yeşilköy'de toplanıp cepheye sevk ediliyordu.
ilk sağlam cephe kırklareli civarında kuruldu. güçlü merkez kanat, sağ ve sol kanatlarla desteklenmişti. olası bir bulgar saldırısının karşılanıp daha sonra hızlı bir şekilde geri sürüleceği bir meydan savaşına hazırlanmıştı. ancak 20. yy'ın beraberinde getirdiği kıtalar arası iletişim ve levazım desteği ne almanlar ne de türkler tarafından sağlanamamıştı. bunun sonucunda ordunun sol kanadı, merkezden habersiz olarak ikiye ayrılıp bir gece hücumuna kalkışmış, yetersiz haberleşmeden dolayı birbirilerini düşman sanıp kurşun yağdırmışlardır. (aynı olay sarıkamış'ta da cereyan etmiştir)
sonuçta sol kanat bir anda dağılmış, hızla geri çekilmeye (hatta bozgun şekilde kaçmaya) başlamış, bunu gören merkez ordusu da kontrolsüz şekilde kaçmaya başlamıştır. bütün bunlar olurken ordunun başkomutanı olaylardan habersiz bir şekilde bir kulübede mahsur kalmış açlıktan ölmek üzereyken bir ingiliz gazetecinin getirdiği erzakla kendine gelebilmiştir.
atıyla çıktığı teftiş gezisinde ordunun merkez kanadının dağıldığını görüp sağ kanada da çekilme emri vermiştir. oysa ki sağ kanat (aç olmasına rağmen) hayli iyi konumlanmış bir durumdaydı. emri alan komutan geri çekilmeye başladığı anda, emrin geri alındığı mevzilere geri dönmesi emrini almıştır. ancak iş işten geçmiştir. mevzilerin boşaldığını gören bulgarlar taarruza kalkmış ordudan geri kalan birlikleri ezip geçmişlerdir.
ordu artığı ancak çorlu'da bir ölçüde toparlanabilmiş karşı hücum olarak lüleburgaz'da düşman önüne çıkmıştır. ancak levazım açısından sıfır yardım alabilen ordu açlıktan bitap duruma düşmüş, bu da savaşma yeteneğini neredeyse yok etmiştir. lüleburgaz'da ağır bir yenilgi sonrası ancak çatalca dağlarında bir savunma hattı oluşturulabilmiştir.
lüleburgaz savaşında son yedeklerini de devreye sokan bulgar ordusunun artık takip edebilme gücü kalmamıştır. ne de olsa adam gibi bir çatışma yaşamadan edirne, kırklareli gibi önemli kazançlar sağlanmıştı.
istanbul'da artık panik başlamış durumdaydı. boğazdaki yabancı savaş gemileri (ki hollanda'dan ispanya'ya kadar pek çok gemi boğazdadır o sırada. düşünün artık osmanlı'nın dışarı karşı ne kadar çaresiz olduğunu) kendi azınlıklarını korumak adına karaya asker çıkarmaya hazırlanmaya başlamıştır (aslında korumak istedikleri azınlıklar kadar kendilerine ait büyük hazinelerin saklandığı duyun-u umumiye ve osmanlı bankası'dır).

Savaş sonrası Kumanova'da bir kilise önünde sergilenen Sırpların ele geçirdiği Türk silahları.
ermeni asıllı hariciye nazırı artık büyük ülkelere neredeyse yalvarma durumundadır bulgarların durdurulması için. çünkü çatalca savunmasının en fazla 48 saat dayanacağı düşünülmektedir. hatta bulgar saldırısı başladıktan sonra çatışmaların hadımköy'e kadar ilerlediği dedikoduları dolaşmaya başlamıştır.
ancak çatalca'da beklenmedik bir şey olur. meydan savaşlarında çok kötü olan osmanlı ordusu, her zaman iyi yapabildiği şeyi yapmış ve savunma savaşında başarılı olmuştur. daha fazla ilerlemesi de almanya tarafından engellenen bulgarlar durmuş ve barış anlaşması imzalanmıştır.
bu kadar acı bir yenilginin gerçek sebebi tabii ki siyasi çekişmelerdir. ittihatçılar ve old school yöneticiler gerçek iktidar ve gerçek kurtuluş için karşı tarafın kaybetmesini bekler konumdaydılar. ayrıca 20 yıldır kaderi alman subaylarına terk edilen osmanlı ordusu, levazım ve tedarik yönünden iyi eğitilememiş, alman silahları da fransız ve ingiliz silahları karşısında başarısız olmuştur (nitekim 2 yıl sonra başlayacak dünya savaşı'nda da almanlar en fazla levazım konusunda sıkıntı çekmiştir).
bu savaş aynı zamanda osmanlı'nın cihan harbine girmesinin de gerçek sebebi olmuştur. artık anayurt haline gelen yanya, selanik, üsküp ve nice şehrin kaybedilmesi osmanlı'nın asla kabullenemeyeceği bir durum haline gelmiş, olur da kazanırız aynı toprakları diyerek iki sene önce savaştığı bulgarlar ile bile ittifak yapacak hale gelmiştir.

Osmanlı kuvvetleri ile Bulgar kuvvetleri arasında imzalanan Çatalca Mütarekesi sonrası Türk ve Bulgar subaylar.
radius
Acı sonuçlardan biri
bu savaş sürecinde 1 milyona yakın sivil müslüman katledilmiş ve 1 milyon balkan türk'ü anadolu'ya göçe zorlanmıştır. ama 1915'ten 3 yıl önce olduğu için olsa gerek, bu olaylar dünyanın hiçbir yerinde -türkiye de dahil- soykırım kapsamına sokulmaz.

Birinci Balkan Savaşı sırasında Balkanlardan göç eden Türk muhacirler, İstanbul, 1912.
sanver
osmanlı devleti'nin 600 küsür yıllık tarihindeki belki de en utanç verici yenilgi bu savaşta alınmıştır
osmanlı, o zamanlar eski kudretinde olmasa da kendisine karşı savaş açan balkan devletlerinden kat be kat güçlü bir durumdaydı. bu savaşta en çok uğraştığımız devlet bulgaristan olmuştur. bulgaristan ise bu savaştan sadece dört yıl önce, 1908 yılında bağımsız olmuş bir devlettir. bu yeni devletin ordusu da haliyle pek güçlü değildir. bakın bu savaşlarda görev yapmış olan mahmud muhtar paşa ne diyor:
"tarihte her zaman savaşçı ve cesur olarak bilinen türk askeri ve ordusunun en aciz kaldığı, en zor durumlara düştüğü savaş birinci balkan savaşı'dır. bu yenilgi o kadar büyük olmuştur ki yeni bir devletin deneyimsiz ordusu olan bulgar ordusu, kaçan türk ordusunu kovalamaktan yorulmuş ve yakalayamamıştır."

sunandsteel
balkan savaşları sonunda kaybettiğimiz topraklar, o zamanki nüfusları ve harbin genel bilançosu
savaştan önce balkan devletleri:
- bulgaristan krallığı: 96.345 km2 ve 4.338.00 nüfus,
- yunansitan krallığı: 64.859 km2 ve 3.041.000 nüfus,
- sırbistan krallığı: 45.427 km2 ve 3.000.000 nüfus,
- karadağ prensliği (savaştan sonra krallık oluyor): 9.427 km2 ve 274.000 nüfus.
aynı tarihlerde osmanlı'nın avrupa toprakları girit hariç 176.300 km2 idi ve 7.828.000 nüfusa sahipti.
savaştan balkan devletleri şu kazançlarla çıkmışlardır:
- bulgaristan: 25.257 km2 toprak ve 984.000 nüfus,
- yunanistan: 55.919 km2 ve 1.859.000 nüfus,
- sırbistan: 41.873 km2 toprak ve 1.942.000 nüfus,
- karadağ: 5.590 km2 toprak ve 161.000 nüfus.
bu suretle yunanistan 120.060 km2 ve 4.400.000 nüfusa, sırbistan 87.300 km2 ve 4.942.000 nüfusa, bulgaristan 121.602 km2 toprağa ve 5.322.000 nüfusa ve son olarak karadağ 15.017 km2 toprağa ve 435.000 nüfusa erişti. ayrıca eklemem gerekirse; 25.734 km2 genişliğinde ve 800.000 nüfuslu bir arnavutluk bağımsızlığını ilan ederek osmanlı devletinden ayrılmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder