deneme 139


Fizik çünkü hawking’in dediği gibi “ bilim insanları ve fahişeler işlerini zevk aldıkları için yaparlar . Aslında uzun vadede düşününce bi an sorguladım .aklıma ilginç bi bakış açısı geldi


"Türkiye'de sayıları çok azalan Keldaniler, tarihte Babil İmparatorluğu'nun hakim sınıfı olarak biliniyor. Batı Sami kavimlerinden Aramilerin bir kolu olan, Asurlular ve Süryanilerle aynı kavimden olan Keldaniler, bazı bilimsel araştırmalarda Doğu Süryanileri olarak adlandırılıyor.

Süryani olup, 431 yılında toplanan "Efes Konsülü" kararını tanımayan ve aforoz edilen dönemin İstanbul Patriki Nestorius'un görüşünü kabul edenlere Nesturi ya da Asurî deniliyor.

1553 yılı itibarı ile Nasturilerin bir bölümü Katolikliği benimser ve Papa'nın otoritesini kabul ederler. Katolikliği benimseyen Doğu Kilisesi Hristiyanlarına Keldani deniyor.

Bazı kaynaklarda ise Keldani adının Güney Mezopotamya halkı olan Kaldeilerden geldiği yazılıyor."
 
MATLAB (matrix laboratory), çok paradigmalı sayısal hesaplama yazılımı ve dördüncü nesil programlama dilidir. Dördüncü nesil programlama dili : Kullanımı çok daha kolay, daha az kod yazarak yönergeler, hazır şablonlar ve sihirbazlar sayesinde belirli ihtiyaçlarda uzmanlaşmış pratik çözümler geliştirmeye yönelik dillerdir. Daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki linkte bulunan makaleyi incelemenizi tavsiye ederim :
Geçmişten Günümüze Programlama Dilleri
Wikipedia daki alfabetik programlama dilleri listesini kaynak olarak kabul ettiğimizde, yaklaşık 500 adet programlama…
www.chip.com.tr

MATLAB, MathWorks şirketi tarafından geliştirilmektedir.
MATLAB kullanıcıya, matris işlemleri, fonksiyon ve veri çizme, algoritma geliştirme, kullanıcı arayüzü oluşturmanın yanında C, C++ ve Java gibi diğer dillerde yazılmış programlarla birlikte çalışma imkanı sağlar.
MATLAB, ilk olarak kontrol mühendisliğindeki araştırmacılar ve geliştiriciler tarafından kabul edildi. Ayrıca günümüzde de eğitim alanında kullanılmaktadır, özellikle doğrusal cebir, sayısal analiz öğretiminde ve görüntü işleme bilim adamları arasında popüler bir dildir.
MATLAB ile C programlama dili ya da Fortran’daki fonksiyonlar çağırılabilir ve alt programlar yazılabilirsiniz.
MATLAB, Lineer cebir, istatistik, optimizasyon, nümerik analiz, optimizasyon, fourier analizi gibi pek çok matematiksel hesaplamaları etkili ve hızlı şekilde yapar.
MATLAB programlama dili aynı zamanda 2D ve 3D grafik çizimi için de kullanılır.
MATLAB ile çok karmaşık matematik hesaplamaları bile kısa bir sürede tamamlanır.
MATLAB ile temel matematik fonksiyonlarının iki ve üç boyutlu grafikleri çizilebilir. Polinomlar, paraboller, sinüs, cosinüs dalgaları başta olmak üzere her türlü iki ve üç boyutlu matematiksel grafik MATLAB ile rahatlıkla çizebilirsiniz
MATLAB Nasıl İndirilir ?

MATLAB ileri düzey hesaplamalarda kullanılan profesyonel ve ücretli bir geliştirme ortamıdır. MATLAB lisansına sahip olan kullanıcılar aşağıdaki linkte bulunan adresten ulaşabilirler:


Avrupalı ırkçıların komplo teorisi 'Büyük Yer Değiştirme' nedir?

 Fatih Yetim  •   26/10/2020
Bu teoriye göre, Avrupalı olmayan göçmenler yüksek doğum oranlarıyla hızla çoğalırken, beyaz Avrupalı nüfus ise düşük doğum oranlarının da etkisiyle her geçen gün azalıyor. Yani, Avrupalı olmayan göçmenler beyaz Avrupalıların yerini alıyor.

"Göçmenler hızla çoğalıyor, bir süre sonra kendi topraklarımızda azınlık konumuna düşeceğiz."


Bu cümle Avrupa'da aşırı sağın göçmen karşıtlığını savunurken en sık başvurduğu komplo teorilerinden birini özetliyor: "Büyük Yer Değiştirme" (Grand Remplacement).

"Büyük Yer Değiştirme": Avrupalı olmayan göçmenler beyaz Avrupalıların yerini alıyor
Fransız yazar Renaud Camus (Albert Camus ile hiçbir ilgisi yok), 2011'de kaleme aldığı aynı isimli eserinde, bu teoriyi ırkçılar arasında dolanan bir şehir efsanesi olmaktan çıkardı. Camus'nün eserine atıfla aşırı sağ politikacıların söylemlerinde kendine sık sık yer bulan "Büyük Yer Değiştirme", Avrupa'yı vuran sığınmacı kriziyle birlikte taraftar kitlesini de artırdı.

Bu teoriye göre, Avrupalı olmayan göçmenler (Afrikalılar, Araplar, Türkler, Güneydoğu Asyalılar...) göç dalgası ve yüksek doğum oranlarıyla hızla çoğalırken, beyaz Avrupalı nüfus ise düşük doğum oranlarının da etkisiyle her geçen gün azalıyor. Yani, Avrupalı olmayan göçmenler beyaz Avrupalıların yerini alıyor.

"Beyaz ırk tehdit altında"
Beyaz Avrupalı nüfusun demografik olarak eridiğini iddia eden Renaud Camus, "yer değiştirme yoluyla soykırıma" maruz kaldıklarını savunuyor. Camus'ye göre, "beyaz ırk tehdit altında, toprağını, kültürünü ve medeniyetini hızla kaybediyor."

Camus, Büyük Yer Değiştirme'yi "karşı sömürgecilik" olarak tanımlıyor ve sürecin arkasında çok kültürlülüğü, çeşitliliği destekleyen küresel güçlerin bulunduğunu öne sürüyor.

Büyük Yer Değiştirme'de söz konusu olan sadece nüfus dengelerindeki değişim değil, beyaz ırkın aynı zamanda dinini, kültürünü, giyim ve yeme alışkanlıklarını da kaybettiği; yerine Avrupalı olmayan (ağırlıklı olarak Müslüman) kültürel öğelerin geçtiği iddia ediliyor.

Göçmenlere karşı silahlı direniş çağrısı
Camus, her ne kadar göçmen karşıtı aşırı sağcı eylemlerde sık sık boy gösterse de tıpkı Yeni Zelanda cami saldırılarında olduğu gibi, kitaplaştırdığı teorinin şiddetle bağdaşmadığını savunuyor. Ancak diğer bir Fransız yazar Jean Raspail'a göre, "nihayet insanlar şehirlerini işgalcilere (göçmenlere) karşı savunmak için direnecek ve silahlı bir mücadele kaçınılmaz olacak."

Teori gerçek rakamlarla örtüşmüyor
Peki Camus ve Raspail'ın öncülüğünü yaptığı bu teori bilimsel, resmi verilerle ne kadar örtüşüyor?

İşte tam bu noktada, Büyük Yer Değiştirme "komplo teorileri" sınıfına giriyor. Çünkü Fransa resmi istatistik kurumu INSEE'nin ve Ulusal Demografik Çalışmalar Enstitüsü'nün (INED) verilerine göre, Kuzey Afrika, Sahraaltı Afrikası ve Asya'dan gelen göçmenlerin sayısı yaklaşık 3.3 milyon. Bu rakam ülke nüfusunun sadece yüzde 5'ine tekabül ediyor.

INED rakamları, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Fransa nüfusunda görülen yaklaşık 20 milyonluk artışın doğrudan göçle ilgili olmadığını gösteriyor. Bu artışın üçte biri "baby boom"un (doğum oranlarındaki artış) sonucu, üçte biri yaşam süresindeki artıştan kaynaklanıyor, diğer üçte bir ise göçün sonucu ancak bu göçmenlerin büyük bir kısmı da Avrupalılardan (Polonyalılar, İtalyanlar, Portekizliler) oluşuyor.

Göçmenlerin daha çok çocuk sahibi olduğu doğru değil
Diğer yandan, Fransa'daki göçmen kadınların daha fazla bebek sahibi olduğuna dair iddialar da resmi rakamlarla örtüşmüyor. Göçmen kadınlarda doğum oranı kadın başına 1.85 iken, diğer kadınlarda bu rakam 1.86.

Göçmenler banliyölerde yaşamaya zorlanıyor
Artan göçmen nüfusundan dolayı Fransız şehirlerin çehresinin değiştiğine dair iddialar ise göçmen nüfusa uygulanan ayrımcılığın bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. "Sosyal konutlar" aracılığıyla göçmenleri gettolarda toplanmaya teşvik eden devlet politikaları, 2007'de patlak veren "banliyö isyanları" ile gündeme geldi. Ancak Fransız yerel yönetimleri özellikle Kuzey Afirkalı ve Türk göçmenleri banliyölerde iskan ettirme politikasından vazgeçmedi.

Bir göçmen banliyödeki uygun kira avantajına rağmen kentin daha "Fransız" semtlerinde yaşamak istese dahi, ev kiralama ya da satın alma sürecinde engellerle karşılaşıyor.

Bu uygulama, beraberinde göçmenleri belirli semtlerde yoğunlaşmaya iterken, doğal olarak semtin mağazalarına, restoranlarına, işletme tabelalarına da yansıyor.

Oysa belirli semtlerle sınırlı olan bu manzara aşırı sağcılar tarafından kentin bütününe aitmiş gibi resmediliyor.

Fransız uzmanlara göre teori 'ırkçı bir fantazi'den ibaret
INED eski Direktörü François Héran resmi veriler ışığında Renaud Camus'nün teorisini "saçmalık" kelimesiyle tanımlıyor. INSEE verilerini değerlendiren araştırmacı gazeteci Frédéric Joignot ise, Büyük Yer Değiştirme'nin sosyal bilimler açısından temelsiz olduğuna dikkat çekiyor. Joignot'ya göre teori "ırkçı bir fantaziden" ibaret.

Fransa aşırı sağının öenmli isimlerinden, Rassemblement National (Ulusal Birlik) partisi lideri Marine Le Pen bile, göçmen karşıtlığına rağmen, Büyük Yer Değiştirme teorisini desteklemekten kaçınıyor.

Kur'an'daki bilgi miktarı, kendinden 900 yıl önceki İskenderiye Kütüphanesindeki bilgiden azdır. Kütüphanede dünyanın yarıçapı hesaplanmıştır. Kur'an'ın felsefik yeterliliği, kendinden 900 yıl Platon(Eflatun) tarafından yazılan Devlet kitabının yanından dahi geçemez.

Kuran,Muhammedin epileptik bir nöbette, zihninde beliren fikir çorbasıdır. Duyduğu bildiği,düşündüğü herşey karkakarışık ortaya serpilmiştir

Ortaokul kompozisyon ödevi olamayacak bir kitabın,ağır edebi metin kabuledilmesi,Tanrıdan geldiğine inanılması, acınası bir durumdur.

Şeriat uygulamalarındaki farklılık,gerek Kur'anın bir öyle/bir böyle davranmasından beslenir. Her nabza şerbet bulunur

Kur'andaki bağlamdan kopuk anlatımlar, anlamsız/yersiz tekrarlar, tepe/dip ruh hali yansımaları, pekçok gizli/açık hastayı Kur'ana bağlar

X suresinin 3-7 ayetlerinde anlatılan bir olaya, Y suresinin 12-18. ayetlernde devam edilebilir. Sure içerisinde dahi anlam bütünlüğü yoktur

Hangi ayetin manası kapalı (müteşabih), hangisinin anlamı açık (Muhkem), bunun üzerinde dahi konsensus yoktur.

Üzerinde anlaşma sağlanmış,bir nuzül sırası(inme sırası) da yoktur. Hadisleri reddenler dahi, Kuranın iniş sırasını hadislerle bilirler

Toplanması çok sancılı oldu, hatta yazdırılmaması dahi düşünülüyordu. Mushaf haline getirilmesi sana sunulduğu gibi değildir.

Osman'ın yazdırttığı Kuranlar ortalıkta yoktur. Topkapıdaki Osman'ın Kuranı değildir.

Dünya üzerindeki en eski Kuran 10.yy da yazılmış olandır, o da Kuveyt'tedir. Bu da İslamın çok ciddi sorunlarındandır.

7-10yy arasında yazıldığı iddia edilen tam bir Kuran dünya üzerinde yoktur. Bir kısmının 10.yy da yazıldığı iddiası tamamen yabana atılamaz.

İslamın bir algı dinidir, Örneğin, herkes Kuranı hemen yazıya geçirlidi sanar. Oysa böyle bir şey yoktur.

Roma kaynaklarına göre İslam, başlarda sapkın bir Hristiyanlık mezhebi olarak tanımlanır.

Muhammed peygamberliği iddia eden medyum kılıklı ve Mekke-Medine hattında bilinen bir adamdı.

7-8-9.yy arap yağmaları sonucunda, Araplarda kültürel ve bilimsel ilerlemeler oldu. 10.yyda Araplar geriye doğru baktılar ve Muhammed'i şişirdiler, İslamı bir din haline getirdiler. Bu iddia hiç de boş bir iddia değildir.

Bu Arap uyduruğunda, Kuantum aramak, adalet aramak, bilim aramak, kadın hakları aramak, o kadar saçma ki, korkularını yensen sen de görürsün

Yok o hadismiş, bu ayetmiş bunları ayırmaya çalışmak, o kadar akıl durmuşluğu ki.

Muhammed konuşmuş gezmiş, Kuran toplama ekibi, bir kısmına ayet demiş, bir kısmı birkaç yy sonra hadis oluvermiştir.

Mesela Nas-Felak surelerinin aslında dua olduğu Kuran da olmaması gerektiği konusunda çok ciddi tartışmalar yaşanmıştır.

İslam karmakarışık neyin/ne olduğu belli olmayan, abuk/subuk uygulamalarla doludur. Diktatörler, şeriata bayılırlar.

Şeriat adamına göre davranmadır, İslamın özü ayrımcılık, adam kayırmaca, kendi kuralına kendinin uymamasıdır.

Onlarca Mezhep, binlerce cemaat, bir uçta İŞİD diğer uçta adnan ve kedileri, ve herkes kuran'dan besleniyor, ne komik di mi?

Kurana inanan bir beyin,ondaki mantıksızlıkları aklamak üzere çalışır, ağdalı ve kapalı olduğundan, derin anlamlar varmış gibi görünür.

Oysa genel geçer laflar, korku salma cümleleri ve tekrarlardan ibarettir.

Onların kalpleri kapalıdır, mucize göstersek de zaten inanmazlar, güneşi doğudan doğduran benim gibi bomboş laflardan oluşur.

Tarih-i Kadim şiiri 
Tevfik Fikret
İşte, der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
Ve başlar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi
dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
zifiri karanlık hayatından.
Gösterir bize evvel zamanı,
tek doğru, en güzel örnek, der.
Bakarsın gelecek günlerin farkı yok geçen geceden.
Senin tarih dediğin işte budur,
alnında altı bin yıllık buruşuklar
ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe bir düşe değer,
sürünür ayağı bomboş bir geleceğe,
bir deri bir kemik,
ayakta zorla durur.Ben hiç tiksinmem ondan,
karşıma alırım onu arada bir,
anlat bakalım, derim, şu eskilerden.
Bir parça feylesofa benzer o,
bir parça sırtlana benzer,
berbat suratıyla da bir hortlağa.
Yoklar mezarını unutulmuş gecelerin,
başlar paslı, boğuk bir sesle
bir bir bana anlatmaya,
sırasıyle, ne olmuş ne bitmişse:
Hep yıkım üstüne yıkım,
acı üstüne acı!
Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu,
çöküverir ağır gölgesi bir bulutun,
kanlar yağar dört bir yana.
En başta bir kanlı bayrak.
Kanlı bir taç gelir arkasından.
Sonra araçlar sökün eder kan içinde:
Balta, topuz, yay, kılıç, mızrak,
mancınık, top, tüfek, sapan.
Arada, kanlı komutanlar ve savaş birlikleri.
En son alay alay esirler geçer.
Yenen bir kişiye yenilen on kişi,
çiğneyen haklı, yiğnenen hapı yuttu.
Yıkımlara, acılara alkış tut,
yüksekten bakanlar önünde eğil,
insafla birdir aşşağılık ve namussuzluk,
doğruluk lafta, yürekte değil,
iyilik ayaklarda, kötülük kucaklarda.
Bir gerçek var, tek bir gerçek:
Eli kolu bağlayan zincir.
Bir tek şey var sözü geçen: yumruk.
Hak güçlünün, kötünün yanı.
Uzun lafın kısası:
Ezmeyen ezilir!
Nerde bir şeref var, iğreti.
Nerde bir mutluluk var, yama.
Bir şeyin ne başına inan ne sonuna.
Din şehit ister, gökyüzü kurban.
Her yanda durmadan kan akacak,
durmadan her yanda kan!İşte böyle inler, sayıklar o,
anlatır insanoğlunun bu belalı ömrü
ne yolda, nasıl sürdüğünü.
Bakarım iskeletin kanlar köpürür dişlek ağzında.
Duyarım sesinin titreyen kuyusunda
yankısını korkunç bir iniltinin,
ben de başlarım birdenbire titremeye,
toprak da tiksintiyle titremiş gibi gelir bana.
Savaşın gürültüsü, patırtısı, indir artık
indir bu acıklı sahnenin perdesini!
Dinsin sonu gelmeyen bu karışıklık!
Sen de, gelenekçi iskelet,
yazdığın kara yazılara bir son ver,
aydınlığa susadık biz, aydınlığa susadık.
Uzun karanlıklar içinde uyumak isteyen mi var?
Bizden iyi geceler onlara,
bizden onlara iyi uykular!
Kimsin, ey gölge, kendinden geçmiş,
koşuyorsun karanlıklara doğru?
Kanla oynamış gibisin,
kırmış geçirmişsin insanoğlunu.
Sen buna kahramanlık mı dedin?
Onun kökü kan ve hayvanlık be?
Şehirler çiğne, ordular dağıt,
kes, kopar, kır, sürükle,
ez, vur, yak ve yık.
Yalvarmalara yakarmalara boş ver,
gözyaşlarına iniltilere aldırma.
Ölümle, acıyla doldur geçtiğin yeri,
ne ekin ko, ne ot ko, ne yosun.
Sönsün evler, sürünsün insanlar orda burda,
kalmasın alt üst olmayan hiçbir yer,
mezar taşına dönsün her ocak,
damlar çöksün yetimlerin başına.
Bu ne alçaklık böyle bu ne namussuzluk!
Hey bana bak, başbuğ musun ne?
Yerin dibine bat, cakanla gösterişinle!
Her başarı bir yıkım bir mezarlık,
işte bir yavrucak yatıyor şurda,
ey cihangir, onu gör de utan!
Devril, bağımsızlığın eskimiş tahtı, devril,
nice acılar verdin bütün insanlara,
inim inim inlettin bütün insanları.
Parçalan, kararmış tac, tuz buz ol,
hep senin yüzünden yoksulluğu insanların.
Göz yaşından incilerin nerde hani?
Nasıl da yosun tutmuşlar, bi görsen!
Eski çağlar nasıl kanmış size?
Ey kan içen kargalar,
bütün karanlıklar sizinle dolu!
Artık yeter fikri susturduğunuz,
yerini hiç bir şey tutamaz bu dünyada
zincirsiz, kelepçesiz yaşamanın.
Hadi gidin tarih korusun sizi,
-haydutlara en iyi sığınaktır gece-,
gidin, yok olun siz de o mezarlıkta.
İşte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!Ey soyulan iskelet, kimse bilmeyecek o zaman,
kimse bilmeyecek senin sayıp döktüklerini,
savaş ne, karışıklık ne, zafer ne, anlaşma ne?
Belki duyulmadık bir öykü,
belki korkunç bir masal.
Çok sürmez köhne kitap,
fikri gömen sayfaların
bugün olmazsa yarın yırtılacak.
Ama kim yapacak dersin bu işi?
Bu öyle büyük, öyle kocaman bir devrim ki,
hangi güç kalkar, ben yaparım der?
Yerlerin ve göklerin sahibi mi?
Tamam, işte oldu şimdi!
Yeri göğü elinde tutan o kibirli,
o somurtkan ve dokunulmaz.
Bütün bu kavgalar onun yüzünden değil mi?
Gökyüzü, sen söyle,
yüzyıllarca sel gibi akan su,
- şimdi esrik bir ağzın türküsü,
kuru sesi zindandaki bir adamın,
iç açan bir söz ya da yakan bir söz şimdi,
bir geniş "oh! ", bir derin "eyvah! ",
bir yakarış, bir övgü,
Şimdi tüy gibi bir rüzgar,
Şimdi ağzın bir kasırga.
Dokunaklı bir yakınma şimdi,
sabredemeyen bir başa kakma,
bir titreme, bir çan sesi,
bir savaş davulunun gümbürtüsü,
için için ağlamasi çaresizliğin,
kahrın iyilikbilir kişnemesi,
bir söylev, apaçık, gürül gürül,
Şimdi utangaç ve hasta bir yalvarış,
bir rahatlık bir iç sıkıntısı,
Şimdi korkunç bir haykırma -
bütün bu karman çorman gürültü patırtıyla
inleyen boş kubbe, sen söyle!
Sen ki her sesi yankılayansın,
söyle, bu bir sürü boş çabalama içinde,
daha yukarlardaki şu tanrı katına
hangi sesin yankısı varabilmiş ki?
Hangi dua kabul olmuş bugüne dek?
Binlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
"Ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören..."
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en üstün özelliğin ne,
"Ortaksız" oluşun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.İnanasım gelmiyor bunların hiçbirine.
"Ne bileyim? " diyor kime sorsam.
Hepsi bir kuruntu mu bunların yoksa?
Belki aldanmak yaşamanın bir gereği.
Belki de hepsi de doğrudur, kim bilir,
belki ben hiç bir şeyin farkında değilim,
karıştırmaktayım "yok" la "var" ı.
Kusurum ne? Kuşkuda olmak mı?
Kuşku koşmaktır aydınlıklara doğru.
İnsan aklıdır eninde sonunda gerçeği bulacak olan.
Belki de yok olacağız bir gün topumuz birden.
Kimbilir, öbür dünya belki de var.
Madem bu beden o ölümsüzün işi,
ne diye kıvranır durur bin türlü dert içinde?
Hadi diyelim aslımız toprak bizim,
sen gel onu kederden bir çamur yap.
- her yeri kanla, göz yaşıyla dolu -
insaf be, bu kadarı da olur mu?
Sen gel hem yoktan var et,
sonra da ettiğini boz, kötüle.
Hiç bir yaradandan ummam bunu:
Yaradan yok eder, ama perişan etmez!En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,
onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.
Kuşku! En zalim en güçlü düşman.
Bunu ya bildin ya koydun kafamıza,
ya da bilemedin işin nereye varacağını.
"şeytanlık, düzen, sapıklık" denen şey var ya,
bugün yerinden yurdundan edecek seni o.
Tapınağında ışıklarını söndürüyor,
elleriyle parçalıyor heykelini.
Sense, iler tutar yerin kalmamış,
göçüp gidiyorsun olanca gücünle.
Burçlarında yıkılmalar falan hani?
Nerde hani gümbürtüsü yıldırımlarının?
O kızgın soluğun hani nerde?
Ne cehennemlerinde bir kaynama var?
Ne büyük acını gören bir göz.
Ne de kulaklarda dokunaklı bir çınlama.
Oysa bir ufak parçası kopsa insanın,
bir sızlanma olur, duyulur bir ağlaşma.
Sen Yeryüzü ve Gökyüzü'nle göç gir de,
bir inilti bile duyulmasın ortalıkta.
Tam tersi, kahkahadan geçilmiyor.
Zaten yalana ağlasa ağlasa,
bir ikiyüzlüler ağlar,
bir de ahmaklar.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı