deneme 162


Dünya edebiyatında devrimcilerin ilk örgüt cinayetlerini yazan Dostoyevski’dir. “Cinler” romanında 1860’lı yıllarda Rus devrimcilerin kendi yoldaşlarını nasıl hunharca infaz ettiklerini konu eder. Bu roman 1930’lardan 1960’lara kadar SSCB de yasaklanır.
Orhan Pamuk bu romanın İletişim yayınları çevirisine yazdığı önsözde, romandan çok etkilendiğini, benzer bir cinayetin de Robert Kolejinde Türk devrimcileri tarafından işlendiğine tanık olur ve sonraki yaşamında Radikal sol örgütlere hep mesafe koyar.
“Cinler” romanını Türkiye’de çoğunluk solcular sevmez. Neredeyse her gün Dostoyevski kitabı sözü paylaşanlar nedense “Cinler” romanını anmazlar. Dostoyevski’ye sansür koyanlar benim kitapları niye sevsin

Silahlarla değil kitaplarla. Şiddetle değil, kültürle.


Ecce homo

içinde martin luther'le ilgili, "bitmiş, yenilmiş bir din olan hıristiyanlığa saldırarak onu yeniden diriltmiş uyanık bir papaz." gibi fazlasıyla değerli bir görüşü de barındıran nietzsche bombası.

""iste adam" anlamina gelen latince terim, avrupa resim sanatinda hz. isa'nin çarmiha gerilmeden önce halka takdimini resmeden ikonografik sahneyi niteler." 

nietzsche'nin yazdığı son kitap olmasına karşın ilk olarak okunması gereken eseridir. böylelikle diğer kitaplarını okuyup okumama kararını verebilmek mümkün olur. böyle buyurdu zerdüşt için söylediği "herkes için ve hiç kimse için bir kitap" tanımlaması bu kitap için de birebir geçerlidir. insan birazcık olsun özeleştiri bekliyor ama ne gezer, en ufak bir geri adım atmaya yanaşmıyor nietzsche.


Demokrasi eğitim işidir
Eğitimsiz toplumla demokrasiye geçilirse oligarşi olur

Devam edilirse demagoglar (şarlatanlar) türer

Demagoglardan diktatörler çıkar

Demokrasi despotluğa dönüşür

Milletin iradeciyi seçebilmesi için iyi bir eğitim alması şarttır

PLATON (M.Ö. 300)


Ebulfez Elçibey 

Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin Ebulfez Elçibey’i verdiği onurlu mücadele ile hatırlayacağız. Tarih kitaplarını kazananlar yazar ama gönüllerde olan gerçek kahramanlardır.

Ama malesef haksız da değil bu söylem. Futbolda çalımlayamayan futbolcu başarısızdır, hile yapamayan komutan da başarısızdır, aklın yarısı hiledir. Politika da bir yönetme sanatıdır, yönetmenin de yarısı hiledir. Hile yapamayan Politikacı da başarısızdır.

O hileleri dış politikalarda, ülkenin çıkarları için kullanılırken görmek isteriz. Burada kendi halkını siken, ülkenin hazinesini sömüren köylü kurnazları, Edirne'den öteye geçtiklerinde o yetersiz eğitimi, vizyonsuz hayat bakışı ile elin ecnebisinden tokadı yer geri döner.



1524'teki isyanda Yeniçeriler;
nerede isterlerse orada ikamet etme, evlenme, emeklilik hakkı, çarşı pazarda esnaflık yapma ve yeniçeri mevcudunun 20.000'e çıkarılması tavizlerini Sultan Süleyman'dan almışlardır. Bu da yeniçeri ocağının bozulmasının ilk temel taşlarından olmuştur.

Yeniçeriler esnaflık yapıyor, savaşmıyor, yönetimi kilitliyorlardı 1700'lerden itibaren. Ve devlet ordusunu yok etti (1826)

Yeniçeri-berber ilişkisinden bahsetmiştik.17nci yüzyılda maaşları düşünce Yeniçeriler geçinebilmek için küçük esnaflık yapmaya başlamış berber,hamamcı ve hamallık en çok yaptıkları işler olmuştu.İşte bu yüzden bu meslekler isyanlarda boy gösterdi. Bu meslekler aracılığıyla da rant ve rüşvet boy gösterdi diyebilir miyiz?

Çok doğru o yıllarda bütün Yeniçeriler esnaflık,tellaklık,kayıkçılık,meyhanecilik vb. mesleklerle uğraşmaktadır. Askerlik dışında...

Esnaflık yapıp halka dehşet saçan yeniçeriler gibi bu minibüs şoförleri.

"Askerlikle ilgisi olmayan kişilerin ocağa alınması ile birlikte Yeniçeri Ocağı bozulmuş, Yeniçeriler savaşmak yerine esnaflık işine soyunmuşlardır". Askeri eğitim kurumları vatan sevgisine sahip eğitimciler gözetiminde yeniden ihya edilmelidir.







2400 yıl geriye gidip Anadolu’yu gezmek istiyorsanız Büyük İskender’in kafilesine dahil olun. Çanakkale Boğazından başlayın, Truva’dan, Efes’ten, Menderes Nehirlerinden geçip, Bodrum’a varın. Antalya’yı, Frigya’yayı, Ankara’yı, Erciyes’i Kapadokya’yı Çukurova’yı geçin. Lübnan’a, İsrail’e Mısır’a kadar uzanın.
Dünyanın öteki ucuna gitme merakı ve Anadolu’yu Pers istilasından kurtarma amacıyla yola çıkan Büyük İskender, Anadolu’daki Pers Satraplıklarını ele geçirmesi, kendine bağlı beylikler kurması hikaye edilir.
Bitmez tükenmez savaşlar, aşklar, diplomatik evliliklerle örülüdür kitap.
Hep aklın yolunu izlemeye çalışır. Tarihe damga vurmuş Anadolu ve Hindistan seferinde yanında hep mühendisler götürür. Gerek savaş aletlerinde gerek geçilmez denilen ırmak ve sarp yerlerde mühendislerinin çözümleri ile ilerlemiştir.
Hocası Aristoteles’ten aldığı eğitim ve terbiye ile yeri gelir cesur bir komutandır, yeri gelir düşkünlere, çaresizlere, hayvanlara naif bir insandır.
Yeri geldiğinde sıradan insanlar gibi adalet duygusundan uzaklaştığı anlarda vicdanına teslim olan bir tevazuu sahibi biridir de.
"Kral o olacak," dedi Ephestione.
"Bir bahçıvan mı?" diye sordu şaşkınlıkla çevirmen.
"Evet. Kendisinin bile olmayan bir bahçenin bitkilerini kurtarmak için ölmeye hazır olan bir adam, halkını korumak ve kentini onurla geliştirmek için kimbilir neler yapar?"
"Evli mi?"
"Hayır. Makedon tahtına bir vâris bırakmadan yola çıktı.Ama saraydan ayrılmadan önce tüm varlığını yakınları arasında paylaştırmış."
"Yakınlarından biri ona: ‘Kendine ne ayırdın peki?’ diye sorunca, İskender onu ‘Umut!’ diye yanıtlamış.

Helal 4’ün, haram 5’ten büyük olduğunu öğreten bir eğitim sistemi inşa edeceğiz.
Kentlerde yaşayan insanlar zamanla yarışırken,köylerde boş vakit çok. Sosyalleşmek için yapılan eylemler flörtleşmek oluyor. Köylerde herkes birbiri ile akraba olunca,flörtlerde akrabalarından arasından çıkıyor. Köy enstitülerinin başka bir yararı da buydu aslında.

"İş sağlığı, iş güvenliği ve işçinin eğitimi, bir kısım mevzuat hükümlerini içerir belgelerin kendilerine verilmesini değil, eylemli olarak, bu bilgilerin aktarımı ve öneminin kavratılması ile sağlanır."
Yargıtay Kararları
10.Hukuk Dairesi
E:2016/9049
K:2018/8513

İbni Haldun gerek siyasi, gerek fiziki olarak coğrafyanın insanın üzerinde bıraktığı etkileri derinlemesine incelemektedir. "Yaşadığı yerin havası, nemi insan sağlığına etki eder" diyen Haldun eğitim ile her türlü değişimin mümkün olacağınıda dile getirir. İyi bir eğitim alan bir insan önce çevresini ardından ülkesinin kaderini değiştirebilir" düşüncesini savunur bu yolun zor, engellerle dolu olduğunu düşünsede yoğun bir çabayla mümkün olacağını öngörür. "Çabalamak insan olmanın en önemli meselesidir" der. Çünkü bu yeryüzünde en önemli icat, her türlü güzellik bir çabanın ürünüdür. Kader insanın gayretiyle de alakalı bir durumdur. İnsan kendi kaderini inşa edendir. İnsanların seçenekleri, yaşadıkları coğrafyaların kaderlerini direkt etkilemektedir...

Suriyelilerin Lübnan ekonomisinin üzerindeki maliyetini BM Dünya Bankası aşağıdaki veriler ile açıkladı - 

➡️Lübnan nüfusu 5,5 milyon
      Suriyeli sığınmacı nüfus 2.1 milyon

➡️Sağlık giderleri - $611 milyon

➡️Çevre ve Atık giderleri - $879 milyon

➡️Ulaşım giderleri - $1,5 milyar

➡️Eğitim giderleri - $1,5 milyar

➡️Hijyen giderleri - $1,63 milyar

➡️Sübvansiyon malların toplamı (2020-2022 arası sadece) -$3,47 milyar

➡️Ekonomik ve Finansal etkileri ( sadece 2012-2014 arası ) $7,5 milyar

➡️Güvenlik maliyeti - $9,27 milyar

➡️Kayıp Elektrik gideri -$23,2 milyar

Toplam - US$49,69 milyar

Şimdi bu tabloya bakarak 11 yıl ücretsiz karşıladığımız 5 milyon Suriyelilerin Türkiye üzerindeki gider maliyetinin $40 milyar dolar asla olamayacağını net görüyoruz. 

BOP projesini finanse etmek için resmen bizi bir ekmeğe muhtaç edip, Türkiye’yi de iflasa sürüklüyorlar. 

Uyanın ve sessiz kalmayın!

Elbette! İşte demografinin önemini anlamak için bazı örnekler:

1. Ekonomik Kalkınma: Demografik faktörler, bir ülkenin ekonomik kalkınmasında önemli bir rol oynar. Örneğin, genç ve aktif bir nüfus, iş gücü potansiyeli ve üretkenlik açısından avantaj sağlar. Bu, ekonomik büyümeyi teşvik edebilir. Ayrıca, tüketici talebi ve pazar büyüklüğü de demografik faktörlere bağlıdır.

2. Politik Kararlar: Demografik yapının analizi, politika yapıcılar için önemli bir araçtır. Örneğin, seçimlerde demografik veriler, hangi bölgelerde destek kazanabilecekleri ve seçmen davranışlarını anlamalarına yardımcı olabilir. Ayrıca, hükümetlerin sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi politika alanlarında kaynakları nasıl dağıtacaklarını belirlemelerine yardımcı olabilir.

3. Sosyal İstikrar: Demografik faktörler, toplumun sosyal istikrarını etkiler. Örneğin, genç bir nüfusun işsizlik oranının yüksek olması, sosyal huzursuzluğa ve istikrarsızlığa yol açabilir. Yaşlanan bir nüfus ise sağlık hizmetleri, emeklilik sistemleri ve bakım ihtiyaçları gibi konularda zorluklarla karşılaşabilir.

4. Planlama ve Kaynak Yönetimi: Demografik veriler, şehir planlaması, altyapı geliştirme ve kaynak yönetimi gibi alanlarda kullanılır. Örneğin, bir şehir nüfusunun artması, ulaşım sistemlerinin ve konut projelerinin planlanması için önemli bir faktördür. Aynı şekilde, yaşlanan bir nüfusun sağlık hizmetlerine olan talebi ve bakım ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.

5. İnsan Kaynakları ve Yetenek Yönetimi: Demografik faktörler, işgücü piyasasında rekabeti etkiler. Örneğin, uzmanlık alanlarına göre yetenekli iş gücüne erişim, bir ülkenin ekonomik rekabet gücünü belirler. Ayrıca, işgücü planlaması ve yetenek yönetimi stratejileri, demografik değişiklikleri dikkate almalıdır.

Araplar Puta taparken, Türkler Araplardan bin yıl önce Tanrı'yı biliyordu!

Ne kadar sade ve kalpten bir dua

Arapların putlara, Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:

“Ulu Tanrı. Her şeyi yaratan Tanrı. Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı. Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı.

Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı.

Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı.

Bize yeni bir yıl veren Tanrı. Bu yıl bize bol ver, bolluk ver! Otumuz otlağımız bol ver. Kulunlarımız kuzularımız bol ver.

Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver.

Yağmurumuz suyumuz, Avlağımız avımız bol ver.
Urısı, kızı oğulumuz bol ver.

Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, işizlikten bizi esirge Yüce Tanrı.

Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl. Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma.

Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin.

Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun.

TÜRK çoğalsın Acun üzre bey olsun.

Aç, çıplak kalmasın, acun düzen dirlik bulsun.

Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una.
Yüce Tanrı.

TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, 

TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma, TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma. TÜRK budununu koru.”..

Sonraki zamanlarda Türklerin GökTengri'yi bırakıp (kılıç zoruyla) arap tanrısına tapması, Türklerin araplaşmasına, kadınların aşağılanmasina, kendi öz benliklerinden kopmasına, ve yavaş yavaş yok olmasına yol açtı...


Ceza hukuku genel bir anlatımla suç ve oluşan suçlara verilecek cezaları düzenleyen bir hukuk dalıdır. Genel ve özel ceza hukuku olarak iki ana başlık altında incelenir. Genel caza hukukunda suç, maddi ve manevi unsurlarıyla tanımlanır. Ceza hukuku, meydana gelecek suçlarla ilgili cezaları veya cezaları azaltan, tamamen ortadan kaldıran nedenleri kapsam altına almaktadır. Özel ceza hukukunda ise, suç olarak görülen eylemler tek tek ele alınarak, suçlara verilecek cezanın sınırlarını ve kapsamlarını ve suçların birbirinden ayrılan yönleriyle verilecek cezaları inceler.

Cezayı gerektiren eylemlerin oluşması sonrasında yargılamanın nasıl yapılacağı ise, ceza muhakemesi hukuku tarafından incelenir. Ceza hukukunu oluşturan temel kanunlar Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Kanunu, Toplantı ve gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Kanunudur.

Ceza Hukuku Mahkemeleri
Ceza hukuku suç olarak görülen eylemlerin oluş biçimi, suçun niteliği, verilebilecek ceza sınırları gibi farklı unsurlara göre yürütülmektedir. Bu sebeple işleyişleri ve nitelikleri farklı mahkemeler ceza hukukunda yer almaktadır. Bu mahkemeler

Sulh Ceza Mahkemeleri,
Asliye Ceza Mahkemeleri,
Ağır Ceza Mahkemeleri
Çocuk Mahkemeleri,
İcra Ceza Mahkemeleri,
Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri,
Yargıtay Ceza Mahkemeleri
İstinaf Mahkemeleri
Sulh Ceza Mahkemeleri

Adli yargı kolunun içerisinde bulunan Sulh Ceza Mahkemeleri, iki yıl süreli cezalar ve bu cezalara bağlı para cezalarına ilişkin davaların görüldüğü mahkemelerdir. Tek hakimin görev yaptığı ceza duruşmalarında nüfus tahsisi davalarının haricinde Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Sulh ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde davalar, Asliye Ceza Mahkemelerinde görülür.

Asliye Ceza Mahkemeleri

Duruşmalarında tek hakim bulunan Asliye Ceza Mahkemeleri, Sulh Ceza mahkemelerinden farklı olarak, duruşmalarda Cumhuriyet Savcısı bulunmasını gerektirir. Kanunların gerekli gördüğü haller haricinde sulh ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan davalar görülmektedir. Ayrıca, suç tasnifinde hangi mahkemenin bakacağı konusunu belirlenmemiş olan suçlar görülür.

Ağır Ceza Mahkemeleri

Ceza davalarını yürüten asliye ceza mahkemelerinin en üst konumundadır. Kanunlar tarafından verilebilecek farklı görevler saklı kalmak kaydıyla, yağma, irtikâp, resmi belgede sahtecilik yapmak, hileli iflas, nitelikli dolandırıcılık gibi suçlarla, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve 10 yılı geçen hapis cezaları verilmesi muhtemel suçlarla ilgili davalar görülmektedir. Ele alınan davalarda daha ağır cezalar verilmesi sebebiyle ağır ceza mahkemesi olarak adlandırılmıştır. Duruşmalarda 1 başkan 2 hakim üye ve bir savcı yer alır.

Çocuk Mahkemeleri

Ceza kanununa göre suç sayılan fiilleri işleyen çocukların yargılandığı mahkemelerdir. Çocuk mahkemelerinde görev yapan hakim ve sacılar özel eğitimlerden geçirilmek suretiyle atanmaktadır. Duruşmalarda sosyal çalışmanların vereceği raporlar duruşmanın seyrini değiştirerek yargılamayı yönlendirebilecek etkiye sahiptir. 18 yaş altındaki çocukların yargılaması yapılır.

İcra Ceza Mahkemeleri

İcra iflas kanununda tanımlanan ve icra hukukuyla bağlantılı suçların yargılanmasını yapan mahkemelerdir. İcra ve iflas müdürlükleri tarafından yapılan işlemlere karşı oluşan şikâyetlerin incelenmesi amacıyla kurulmuştur. İcra mahkemeleri icra ceza ve icra hukuk olarak ayrılmaktadır.

Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi

Başkalarına ait eserlerin veya ekonomik kazanç sağlamak amacıyla izinsiz kullanılan patent, marka, vb gibi sınai ürünlerin izin alınmadan kullanılması, basılması, yayınlanması ve dağıtılması gibi suç teşkil eden davaların görüldüğü özel statüye sahip bir mahkemedir.

Yargıtay Ceza Mahkemeleri

Asil görevi temyiz incelemesi olan Yargıtay, yüksek mahkeme olarak adlandırılmaktadır. Yargıtay olay incelemesi yapmadan yapılan temyiz başvurularının hukuka uygun olup olmadığı konusunda denetleme yapmaktadır.


Tersine Evrim Diye Bir Şey Gerçekten Mümkün mü?
  
Değişen çevre şartlarına en fazla uyum sağlayanın hayatta kaldığı evrimin tersine doğru işlemesi mümkün mü?

genelde evrim teorisinin mantığı hakkında hiçbir fikri olmayan kimselerce örneklendirilen, evrimin işleyişi ile ilgisi olmayan bir kavramdır tersine evrim.

buna bir örnek olarak "cahiller ve düşük zekalılar daha çok çocuk yaparken, entelektüel ve zeki kesim daha az çocuk yaptığı için insan türü tersine evrimleşip zaman geçtikçe aptallaşıyor" argümanı verilebilir.

bu argümanı sunan kişiler genelde doğada canlı türlerinin evrimini pokemonların evrimi gibi bir olay zannettikleri için bu kişilerin görece eğitimsiz kesimin daha fazla çocuk yapmasının evrim sürecinin ters yönde ilerlediğinin bir göstergesi olarak kabul etmeleri doğaldır. ancak gerçek dünyada evrim kanunu pokemondaki gibi sürekli daha zeki, daha büyük, daha güçlü, daha yetenekli olmak gibi anlamsız bir sistemle işlemediği için evrimin ters yöne ilerlemesi diye bir şey söz konusu değildir. çünkü evrimin gidişatı vektörel değildir. yani belirli bir yönde, türün üyelerinin daha havalı bulacağı şekilde ilerlemez. aksine evrimde bugün bizlerin fosillerine bakarak havalı bulduğu canlıların zamanla daha mütevazı canlılara dönüşmesi oldukça sık görülen bir durumdur. örneğin bugün hayatta olan kuş türlerinin neredeyse tamamı şimdiki hallerine dinozorlardan evrimleşmiştir.


tersine evrim mantığıyla bakıldığında bir zamanlar besin zincirinin tepesinde oturan t-rex'in torunlarının bugün kfc'de satılan terbiyeli tavuklara dönüşmeleri evrimin ters işlediğine işaret değildir. aksine evrimin gayet de olduğu gibi işlediğine ve doğa kanunlarının hiçbir şekilde anomali göstermeden işlediğine işarettir. kaldı ki zaten belirli türlerde evrimin tersine işlediğini iddia etmek evrenin belirli noktalarında kütle çekim kanununun olduğu halin tam tersi şeklinde işlediğini iddia etmeye benzer.


peki evrim nasıl çalışır ve evrimde başarılı olmak nedir?
genel algı evrimin hayatta kalabilmek için çevreye adapte olabilmekle ilgili olduğu yönünde olsa da aslında durum böyle değildir. çünkü herhangi bir türün herhangi bir üyesinin hayatta kalması evrimsel süreçte hiçbir anlam ifade etmez. evrimsel süreç, türün tek bir üyesinin hayatıyla ilgili olacak düzeyde kısa zaman dilimini kapsayan bir süreç değildir.

evrimde bir tür üyesi için mutlak başarı kriteri, türün üyesinin genlerinin kopyasını bir sonraki nesle olabildiğince fazla aktarmak ve bu nesli aynı işlemi tekrarlayabilecek duruma gelene dek hayatta tutabilmektir.

daha basit açıklamak gerekirse, evrimde başarı kriteri mümkün olan en yüksek sayıda çocuk yapmak ve bu çocukları o çocuklar da üreyebilecek hale gelene dek hayatta tutabilmektir.


bu noktada anlaşılması gereken birkaç şey var
1- birincil ve en önemli gereksinim üreyebilmektir.

2- üredikten sonraki en önemli gereksinim doğan yavruları üreyebilecekleri hale gelene dek hayatta tutabilmektir. burada hayatta tutma gereksiniminin süresinin bu yavruların üreyebilecekleri noktaya dek sınırlı olması önemlidir.

3- türün üyesinin genellikle bu yavruları hayatta tutabilmek kendisinin de hayatta kalabilmesi gerektiğinden, türün üyesinin de hayatta kalabilmesi gerekir.

eğer çevre şartları sebebiyle tür genelinde toplu kıyım yaşanmazsa bu üç koşul sağlandığı sürece evrim süreci işlemeye devam eder ve evrim sürecindeki tüm değişimler bu üç koşulu daha iyi yerine getirebilen türler ortaya çıkmasına sebep olur.

yani evrim daha güçlü, daha zeki, daha yetenekli, daha havalı türler değil, genlerini bir sonraki nesle daha iyi aktarabilen türler ortaya çıkarır. bu durumda da zaten evrimsel süreçte türlerin zamanla daha zeki olması gibi bir beklentiye girmek anlamsızdır.

mesela dinozorların kuşlara evrimleşmesi buna bir örnektir.

örneğin sizce günümüz şartlarında bir tavuğun genlerini sonraki nesle aktarması mı daha kolaydır yoksa bir t-rex'in mi?

dinozorların yaşadıkları dönemde dünyayı domine eden canlılar olmalarının sebebi o dönemde o biçimde olmalarına rağmen çevre şartlarının o canlıların mümkün olan en çok yavruya sahip olabilmelerine engel olmamış olmasıdır. ancak eğer bu dönemde t-rex tarzında bir canlının yaşayabilmesi için bu canlının milyonlarca yıl önceki hava sıcaklığında, milyonlarca yıl önceki yoğun oksijen içeren atmosferde ve sürekli olarak besin bulabilecekleri bir habitat içerisinde olmaları gerekir, ki bu mümkün değildir. bu durumda bir tavuk, evrimsel açıdan bir t-rex'ten katbekat üstündür.

yani evrim tersine değil, zaten olduğu şekilde işlemiştir. evrimin tersine işlediğini iddia etmek dümdüz evrimin ne anlama geldiğini bilmemektir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı