deneme 17


HASTA ADAM...  
1853 : Hasta adam deyimi ilk defa Rus İmparatoru I. Nikolay tarafından art arda gelen savaşlar nedeni ile toprak kaybeden ve "Avrupa'nın mali kontrolüne girmiş" olan Osmanlı İmparatorluğu için kullanılmıştır.


"Batı tarafından ismi “Barbar” a çıkarılan Osmanlıların hiç beceremedikleri bir talan ve vahşet, Türklerin üç yüzyılda sağlayamadığı zenginliği 30 yılda Avrupa’ya getirecektir."

"" Engizisyonun resmi devlet kuruluşu olduğu ve yahudilerle arapların İspanya'dan kovulduğu bir çağda, Osmanlılar hıristiyanlara karşı en küçük bir düşmanlıkta bulunmamışlardır."

"Osmanlı medeniyetinin oluştuğu dönemde toplumların ilk ihtiyacı, doğanın belirsizliğine karşı kişinin güvenliğini sağlayacak bir örgütlenme ; ekonomik faaliyetlerin gelişebileceği düzenli bir ortamdır. Osmanlı Devletinin karşıladığı ilk ihtiyaç budur...

"Osmanlı Toprakları Dışındaki İlk Türkçe Gazetemiz “Muhbir”in Önemi
Aydınlarımızın belli bir örgüt çerçevesinde Batı dünyası ile yakından temasının, metotları değişik olsa da maksatları ortak bir doğrultuda “düşünce” ve “action”a yönelmeleri Muhbir’le başlamaktadır.

"Cumhuriyette fazilet, monarşide şeref ne kadar gerekli ise, istibdatta da korku o kadar gereklidir. İstibdat için fazilet hiç de gerekli değildir, şeref ise tehlikeli olur. İstibdatta insanlar, cumhuriyettekine karşıt olarak, hiç olmak bakımından birbirlerine eşittirler.

Atatürk görse İstiklal Mahkemelerinde sallandıracağı adamları ülkeyi yönetsin diye Atatürkçülük adına aday gösteriyorsunuz. Oy vermeyenlere de namussuzca saldırıyorsunuz. Bu utanç da size yetsin.

"Atatürk'ün milliyetçilik anlayısı ''kültür milliyetçiliği'' olarak nitelendirileblir. Başlıca özellikleri, ''mistik'' değil
''realist'', ''doğmatik'' değil ''rasyonalist'' olusu ve ''irredentisme''e yer vermeyisidir. Öte yandan, Atatürk
öğretisinin temel tası olan laiklikle... 

Atatürk'ün Türk diline olan katkıları ve Türkçe hakkındaki düşünceleri:  

Atatürk, Türk dilinin korunması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması konularına büyük önem veren bir liderdi. Türkçe'nin ulusal birlik ve kimlik duygusunun güçlenmesinde kilit bir rol oynadığını düşünüyordu. Aşağıda, Atatürk'ün Türk diline faydaları ve düşünceleri hakkında bazı noktalar bulunmaktadır:

1. Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu (TTK) Kurulması: Atatürk, Türk dilinin doğru kullanımının teşvik edilmesi ve Türk dilinin zenginliklerinin araştırılması için Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi kurumların kurulmasını sağladı. 

2. Dil Devrimi: Atatürk'ün dil devrimi olarak bilinen bir dizi reform gerçekleştirildi. Osmanlıca'nın yerine Latin alfabesinin kabul edilmesi, dilin sadeleştirilmesi, yabancı kökenli kelimelerin Türkçe karşılıklarının bulunması ve Türkçenin resmi dil haline getirilmesi gibi önemli adımlar atıldı.

3. Türkçenin Kullanımı: Atatürk, kamu hizmetlerinin ve eğitimin Türkçe olarak yapılmasını teşvik etti. Türkçenin, toplumun her kesimi tarafından anlaşılır ve kullanılabilir olması için çaba sarf etti.

Güneş Dil Teorisi:

"Güneş Dil Teorisi", Atatürk'e atfedilen ancak kendisinin doğruluğunu onaylamadığı bir teori olarak bilinir. Bu teoriye göre, Türk dilinin tüm dünya dillerinin atası olduğu iddia edilir. Ancak, bu teori bilimsel olarak kabul görmemiştir ve Atatürk'ün resmi politikaları veya düşünceleri arasında yer almaz.

Latin Alfabesine Geçiş:

Atatürk, 1928 yılında Türkiye'de Latin alfabesine geçişi sağlayan bir reform gerçekleştirdi. Bu değişiklik, Osmanlıca yazısının yerini Latin alfabesine bırakmasını içeriyordu. Bu adımın amacı, Türk dilinin daha kolay öğrenilebilir ve uluslararası iletişime daha uygun hale gelmesini sağlamaktı. Latin alfabesi, Türkçe'nin modernleşmesi ve uluslararası alanda daha etkin bir şekilde temsil edilmesi için önemli bir adım olarak kabul edilir.

Bir Gecede Cahil Kalmak:

Atatürk'ün "Bir gecede cahil kalmak" ifadesi, Türkiye'de okuryazarlık seviyesini artırmak için gerçekleştirilen eğitim reformlarına atıfta bulunur. Atatürk, hızlı bir şekilde okur-yazar oranını artırarak, toplumun genel olarak daha eğitimli olmasını hedeflemiştir. Bu ifade, eğitim reformlarının hızlı bir şekilde uygulanmasının önemini vurgular.

Dünyada Latin Alfabesine Geçen Ülkeler:

Latin alfabesinin dünya genelinde kullanılan en yaygın alfabe olmasının nedeni, birçok ülkenin Latin alfabesini benimsemiş olmasıdır. Bazı örnekler şunlardır: İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Polonya, Rusya, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya ve diğer birçok Avrupa ülkesi Latin alfabesini kullanmaktadır.

İranlılar Neden Latin Alfabesine Geçmedi:

İran, Farsça'nın yazımında Arap alfabesini kullanmaktadır. Latin alfabesine geçmek için bir sebep görülmediği için İranlılar Arap alfabesini kullanmayı sürdürmektedir. Dilin tarihî ve kültürel bağları, gelenekler ve mevcut yazılı kaynaklar gibi çeşitli faktörler, bir ülkenin alfabesini değiştirme kararını etkileyebilir. Her ülkenin dil politikaları ve alfabesi üzerinde farklı faktörler etkili olabilir.

"Bırakınız, son damlasına kadar, gözyaşlarını onun yanında tüketiniz: Atatürk'ün ölümünü görmüş olanlar, bir daha kimseye ağlamayacaksınız!
Falih Rıfkı Atay


Mustafa Kemal Atatürk ve Çanakkale 
Bazı kitaplar vardır ya hani, okurken bitmesinden korkarsınız. Mustafa Kemal de onlardan birisi... Yavaş yavaş hazmederek okuyayım dedim. Hatta hemen bitmesin diye araya başka kitaplar sıkıştırdım. İçimden bir his beni sürekli dürtse de yavaş yavaş, düşünerek, hissederek, her bir cümleyi kalbime ve zihnime kazıyarak okudum. Lakin hazmedemedim. Bazı sayfaları iki hatta üç kez okudum. Anladım ki değil üç kez, üç bin kez de okusam hazmedemem. Ne Mustafa Kemal’i dünyaya getiren annesinin, cami avlusunda göçmenler arasında, battaniyeye sarılarak uyumasını hazmedebildim. Ne türlü iftiralar ile zindana atılan Mustafa Kemal’in küf ve nem kokan odalarda kuru ekmeğe, soğuğa ve işkenceye mahkum edilmesini hazmedebildim. Ne de Mustafa Kemal’e berduş, katil... gibi türlü hakaretler eden İngiliz yandaşı Ali Kemal’in, 2000 yılında, Mustafa Kemal’in Türkiyesi’nde, basın şehidi ilan edilip, ilk kuşunu sıkan Hasan Tahsin ile aynı listeye konmasını hazmedebildim.

Dirisine de anısına da yeterince sahip çıkamadık. Atatürk’ün “Cumhuriyet’imizin ilk parasıdır” diyerek özenle kasada sakladığı 5 kuruşun, onun ölümünden sonra, bu para tedavülden kalkmıştır denerek Merkez Bankası’na gönderilmesi ve akabinde kaybedilmesi gösteriyor ki bize geleceğimizi bağışlayan adamın 5 kuruşuna bile sahip çıkamadık.

Bu kitaptan öğrendiğim pek çok şeyi, bu yaşta öğreniyor olmaktan utandım. Oysa hepimiz 10 seneden fazla tarih eğitimi(!) almamış mıydık? Gelin görün ki tarihin yönünü değiştiren, bir milleti baştan yaratan Ulu Önder’imizi yeterince iyi tanıyamamışız.

Hepimiz Çanakkale Savaşı’nı okuduk. Sormak istiyorum. Kaçımız bu başarının geri planındaki hazırlığı biliyorduk?

Kısa bir alıntı: 
“Üç bin yıl önce Truva Savaşı’nın yaşandığı yerleri dolaştı. Karadan ve denizden saldırı noktalarının o günkü konumlarıyla bugünkü şartlarını harita üzerinde karşılaştırdı. Harabeleri gezdi. İlyada’yı okumuştu. Homeros’un destanındaki yer tariflerini keşfetmeye çalıştı. Achilleus’un mezarı olarak bilinen tümülüsü ziyaret etti. Milattan önce 334 yılında Asya seferine çıkan Büyük İskender, 35 bin kişilik devasa ordusunu Çanakkale Boğazı’ndan geçirmişti. O geçiş güzargahını adım adım inceledi, notlar tuttu.”

Çanakkale Savaşı sadece topun tüfeğin, cesaretin değil, itina ile hazırlanmış, edebiyattan beslenmiş, nice tecrübeleri süzgecinden geçirmiş, deha timsali bir planın zaferiydi. Bilmiyorduk! Bilseydik, sınavlarda savaş tarihlerini ezberlemek yerine, onun penceresinden bakmayı biraz olsun becerebilseydik, belki bugün daha aydın bir toplum olabilirdik. Şanslıyım ki bu kitap sayesinde birçok şeyi öğrendim ancak ülke nüfusunun yarısından fazlası tüm bunlardan bi haber yaşayacak. Kızgınım, kırgınım ve utanç içindeyim.

Fransa’da 3 dönem başbakanlık, 3 dönem meclis başkanlığı yapan, kendisine Uluslararası Barış Ödülü verilen Edouard Herriot bile, Mustafa Kemal’in sofrasına oturabilmek, onun fikirlerini dinleyebilmek için sekreteri olmaya razı olduğunu söylerken, bizler Atatürk’ün ismine bile sahip çıkamadık.

Okuyun bu kitabı dostlar ve çocuklarınıza okutun. Okutun ki, sistemin çarkına kapılıp, ATA’larının hayatını “1881’de Selanik’te... annesi Zübeyde Hanım...Şemsi Efendi İlkokulu...” gibi 100 kelimeden ibaret sanmasınlar. Sadece Atatürk’ü değil, Mustafa Kemal’i de tanısınlar.

"Bunlardan biri ilk Diyanet Başkanı M. Rıfat Börekçi'dir. Börekçi, Atatürk'ün huzuruna girdiğinde hep ayakta karşılanmıştır. "Paşam beni mahcup ediyorsunuz" dediği zaman da, "Din adamına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır" karşılığını almıştır."

"Bundan başka Atatürk'ün dine en belirgin katkılarından birisi, görevi İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarını vatandaşlara anlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir devlet kurumu olarak tesisine ön ayak olmasıdır."

Prof. Dr. Yaşar Nuri Ôztürk, Atatürk'ün "Nutuk"a bu cüm­leyle başlamasının çok daha derin ve Kuran'da gizli dinsel bir anlamı olduğunu ileri sürmüştür. Kuran'da 19 rakamının bir tür "imza" olduğunu ifade eden Öztürk, benzer bir imzanın "Nutuk"ta da... 

"Bazı kimselerin hoşuna gitmese de gerçek tektir: Atatürk Türkiyesi, Yahudi bilimadamlarına bütün Avrupa ülkelerinin sırt çevirdiği ortamda kapılarını açmıştır.

"Tüm zamanların en büyük ulus kurucusu ufkun ötesini gören zaman yolcusu Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bir emri var. 

Anadolu'da bulunan homojen yapı içinde Türklüğü kaybetmeden dünyada ki bütün Türkler ile bir birlik kurmayı hedefleyen emir veriyor. 

Biz ise Anadolu içinde Türk kalmak yerine bize yabancı kültürler ile erimeyi tercih ediyoruz.

Bu büyük zaman yolcusunu anlamak, o yolun yolcusu olmak yerine debelendiğimiz konulara baktığımız zaman bizim Atatürk'ü haketmediğimizi yaşadıklarımızdan anlayabiliriz.

Birileri çıkıyor yönümüzü sömürgeci batıya çeviriyor, birileri çıkıyor ortadoğu bataklığı diyor. Bu iki çakma kültürün içinde yok etmeye kalkıyorlar bizi.

Bedelini de ödüyoruz."

 
 Mustafa Kemal Atatürk:
Ancak kendinden sonrakileri düşünebilenler milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler.


☑️ Ama oğlu camileri ahır yaptı.

☑️Evet camiler ahır da oldu. 

İtalyan arşiv belgelerinde Yunan ordularının camileri tahrip ederek, Kur-an'ı Kerim'in ayaklar altında çiğnenmesi gibi maddi-manevi baskılar yapıldığını, Milli Mücadele sonrasında Atatürk'ün emriyle yakılan, yıkılan camiler konusunda bir rapor hazırlandığını ve 1 yıl içinde 126 cami ve mescidin onarıldığını, Atatürk'ün Eskişehir Mihalıççık Camii için cebinden 5000 lira vererek yeniden yaptırdığını,İnönü'nün Ankara Bükteş Sokak' ta bir caminin yapımı için 2500 lira bağışladığını, 1924-1935 arasında yüzlerce tarihi camiyi tamir ettirdiğini yazar. 


Sümerlerin hazin sonunun aynısını bizde yaşar mıyız?  

Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ Sümerlerin nasıl tarih sahnesinden kaybolduklarından şöyle bahseder.

"Sümerler günümüzden 7-8 bin yıl önce Mezopotamya'ya yerleşerek yüksek bir uygarlık kurmuşlardı. Sümerler kurdukları uygarlıkta rahat ve rehavet içinde yaşarken, Yıkılışından 100-150 yıl kadar önce yani günümüzden 4500 yıl önce Arabistan içlerinden Akad diye adlandırdıkları kavmin insanları Sümer kentlerinde çalışmak için akın akın gelmeye başlıyorlar. Bir kısım Sümerler bunlara karşı çıksa da diğerleri ucuz ve kolay işçilik ve köle gözüyle baktıklarından göz yumuyorlar. Ancak 150 yıl içinde işler değişiyor, Akatlar kentleri yakıp yıkıyor, Sümerleri öldürüyorlar ve sonra iktidarı ele geçiriyorlar. 
Sonunda Sümer devleti yıkılır Akadlar, Sümer uygarlığının üstüne oturur. Sümerlerin son günlerinde bir bilge kil tablete şöyle yazıyor. "Fark edemedik geç kaldık. Aman tanrım bu vahşiler hepimizi yok edecek. Tanrım bizi affet. Bizden sonra gelenler bunları okursa belki ders alır.” Evet; “geçmişini bilmeyeni gelecek; topa tutar !”

Gelelim buradan çıkarılması gereken derslere;
Bizim ensar muhacir edebiyatıyla geldiğimiz ve yaşadığımız sürece benzerlikleri elbette var. Ülkemizdeki sığınmacıların sayısı 17 Milyon olmuş. Bu toplam nüfusumuzun %20 sine tekabul ediyor ve milli güvenlik sorunu olmaya başlamıştır.


 
Seçilmiş olduklarını iddia eden milletler 
Tanrı'nın "seçkin halkı" olduğunuza inandığınızda, kendinizi "Tanrı'nın görevlileri" sayacağınız için artık O'nun adına her şeyi yapabilirsiniz.

• Meselâ bir zamanlar Fransızlar kendilerini Gesta Dei par Francos/Fransızlar Tanrı'nın ddia e gören elidir, diye görüyorlardı. O yüzden onlar Haçlılara dönüştüler.

•"Kutsal Rusya" ise, Yahudi katliamlarının Rusya'sıdır.

• "Sıkı Katolik" kralların İspanya'sı da, Engizisyonun ve Amerikan Yerli Halklarının soykırımının İspanya'sıdır.

• Got mit uns/Tanrı bizimledir sloganı, Hitler ve Auschwitz Almanya'sından önce Bismarck'in Almanyasının sloganıdır.

•Kardinal Spellman da, Vietnam'a gönderilen askerî birliklere "Siz İsa'nın askerlerisiniz!" diye sesleniyordu.

•1972'de, "ayrımcılığın” vahşi ırkçılığıyla ünlü Güney Afrika'nın Başbakanı Vorster de "Bizler Tanrı'nın özel bir görevle görevlendirilmiş halkı olduğumuzu unutmayalim!109 diye ilân ediyordu.
...
 •Su katılmamış sömürgeci gelenekte her zaman meşrulaştırma gerekçesi olarak kullanılan bu "üstünlük, meselâ Rudyard Kipling'in "beyaz adamın yükü"nden bahsettiği anlamda, içinde istıraplı bir sorumluluğun ve can yakıcı bir fedakârlığın bulunduğu bir üstünlük olarak gösterilir.

Seçilmiş halk fikri, tarih açısından çocuksu bir iddiadır, zira bütün halklar yazdıkları kitaplarda, kendilerini seçilmişlik imtiyazına sahip kimseler olarak göregelmişlerdir. Öyleyse niçin sadece tek bir halkın kitabında yazılana inanılsın ki? Seçilmiş halk fikri, siyasî açıdan cânice bir iddiadır, zira bu fikir saldırganlıkları, yayılmacı hareketleri ve tahakkümleri her zaman kutsayagelmiştir.

Seçilmiş halk fikri, ilâhiyat açısından kabul edilemez bir iddiadır, zira "seçilmişler"in olması "dışlanmışlar"ın da olmasını gerektirir

Memur evlenen çifte, “Evliliklerinizi başkalarının evlilikleriyle kıyaslamayın, peri masallarına aldanmayın çünkü gerçek değil, mükemmeli aramayın hiçbirimiz mükemmel değiliz, birbirinizin geçmişini sorgulamayın adı üstünde geçmiş, eşinizin sizin zihninizi okumasını beklemeyin maalesef bunu hiç kimse yapamıyor, istediğiniz ya da istemediğiniz her şeyi açık açık söyleyin, konuşarak her şeyin çözülebileceğine inananlardanım. Birbirinize yaşam alanı bırakın, evlendiniz diye her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz” dedi.

Hikaye üzerinden örnek veren memur “Çok bilindik bir hikaye vardır. Kirpiler eşlerine dikenlerinin boyu kadar yaklaşırlarmış. Bilirmiş ki çok yaklaştığında dikeni batacak eşinin canı yanacak, sizde birbirinizin canı yakmamak adına o yaşam alanını lütfen bırakın birbirinize” ifadelerini kullandı.

Nikah memuru konuşmasının devamında, "Evliliğinizi yaşarken birbirinizin üzerine hesaplar yapmayın. Hesapsız yaşayın, haritalara bakmadan yol alın. Lütfen ama lütfen birbiriniz sahibi değil yoldaşı olmaya çalışın. ‘Her şey güzel olacak’ sözünü vermeyin maalesef ki olmuyor ama ola ki ‘Her şey kötü olursa ben yine senin yanındayım’ sözü çok daha kıymetli. Bir de çok sevdiğim bir söz var benim ‘Ses yankısını duymazsa kaybolur gider ve insanda öyle’ Kulak verin birbirinizin söylediklerine, ne demek istediğinizi anlamaya çalışın. Birbirinizin yankısı olun kaybolup gitmeyin” 

Bu yazımda tarif ettiğim kitleyle çevrili etrafım. Belki de o yüzden çok öfkeliyim - itidalli davranamıyorum. Bu insanların rütbesiz, makamsız kaldığını gördükçe kinleniyorum. 

"...Ekseriyetle iyi eğitimlidirler, dozunda bir şüphecilikle rasyonel düşünce tarzını benimsemiş insanlardır. Onlarla sohbet etmek kolaydır; tabular, dogmalarla saldırmazlar – anlaşamasalar bile tartışabilirler. Siyasi ikonları yahut liderlerini korumak için iftiraya başvuramazlar mesela, hiçbir aidiyetleri ahlaki değerlerinden daha güçlü, onları rafa kaldıracak kadar etkili değildir. Trollük yapamazlar, kalabalık içinde anonim bir “robot” gibi hareket edemezler. Siyasetin mevcut yapısı yüzünden bu özellikleri temsillerini sınırlayan nedenlerden biridir. Siyasetle ilişkileri genelde “verici” usuldedir; hemen hiçbir şey almadan savundukları kuruma paralarını, emeklerini, zamanlarını verirler ve çoğu zaman iyi bir iş yapmış olmanın verdiği hisle iktifa edip ön plana çıkmak, hak iddia etmek istemezler. “Aklına getirmez zafer payını / Memleket yolunda kurban olurlar” diye tarif edilen yoksul fakat kahraman neslin manevi mirasçılarıdırlar. Davranışları bu bakımdan epey aristokrattır. Maddi güçlerinin makulü aşan bir oranını gerekli gördükleri anlarda doğru bildikleri uğrunda harcarlar."


Demokrasi; mahkümun kendi gardiyanını seçme hürriyetidir.
İ.Ö. 

Ey aziz milletim! Heyhat ki hala biçare yaralı gibi inlemektesin. Silkin artık! Uyan artık!
Uyan ey yareli şiri Jiyan bu hab-ı gafletten! Uyan! 

Ne kadar yorulursam yorulayım, bir tebessümü ile motivasyon kazandığım bir sefim var. Dikkat! Gülüşü; dosta keyif, düşmana acı verir. 

Adam Smith'in Invisible Hand i bu nerde olsa tanirim

Trabzon'da intihar girişiminde bulunan şahsı, vatandaşlar: "Kardeşim gel. Şampiyonluğu görmeden gitme gel" diyerek ikna etti. 

Kağıda gelen zammı, kitaba gelince değil de tuvalet kağıdına gelince anlayan toplum, dünyaya neresinden baktığını gösterir.

Bugün batmak üzere olan bir yufkaci ile konuştum, iyi ki Erdoğan var başımızda yoksa un alamazdik dedi. 

Sloganlar düşünmeyi engeller. Süper sözmüş

Sızlanmak zayıfların işidir. 

İyi bir orkestra şefi bütün sesleri duymak ister 

“Kasapların tartışmasında koyunların taraf tutması, koyunların kaderini değiştirmez.” Sümer Atasözü 

“Bana kalırsa insanlar sadece öğlene kadar çalışmalı. Öğleden sonra da dere kenarına gidip, resim yapmalı, felsefe yapmalı, tartışmalı. İnsanlık ancak böyle gelişir. İnsan 70 sene bir ev almak için çalışır mı kardeşim?“ 

"1971'e kadar Doğu Pakistan adıyla Pakistan'a bağlı kalan Bangladeş, 26 Mart 1971'de Hindistan'ın da desteğiyle bağımsızlığını ilan etmişti"
 
Bizim muhalefet toplumun %1'ine denk gelen woke vegan köpekperest takımını memnun etmek için "mamada kdv kaldırılsın hehe bojiyi makamında ziyaret ettik ehehe" diye politika üretmeye devam etsin. Adam seçimde yine tokatlayıp geçince Aziz Nesin paylaşırsınız.

bu coğrafyada, liberal yani tövbe bir daha. hani zamanı 5 sene geriye sarsam; gelip de ben bu topluma hak, hukuk, özgürlük, hukuk devleti, birey olmak, şahıs olmak falan filan. bir kere hayatım var benim, gençliğimin 1/4'ünü bu işe verdim, karşılığında havamı aldım bir kere

Bu kadar oynamayın ucunda Oscar yok

Devrem sen var ya o kadar her şeyi önceden hissediyorsun ki ortaçağda yaşasan seni kesin yakarlardı

Bir güzel şiir karşılığında tüm okumalarımı unutmaya hazırdım oysa… 

"Ülkemizde rapor edilen meslek hastalığı türleri olarak çok büyük bir bölümün kurşun zehirlenmesi ve pnömokonyozlar olduğu,"
 
"al bu kirazdan kalmaz birazdan . gelll gelll"

Çok garip bir milletin milliyetçisi olmuşuz amk. Ne haliniz varsa görün!  


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı