deneme 43



Bugün kültürce birleşmesi kolay olan Türkler, bilhassa Oğuz Türkleri, yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi, Azerbaycan, İran ve Harezm ülkelerinin Türkmenleri de Oğuz nesline mensupturlar. Bundan dolayı, Türkçülükteki yakın ülkümüz Oğuz birliği yahut Türkmen birliği olmalıdır.
Türkçülüğün uzak ülküsü ise Turan'dır.
Turan adı altında birleşen Oğuzları, Tatarları, Kırgızları, Özbekleri, Yakutları dilde, edebiyatta, kültürde birleştirmektir. 

Oğuzlar, bugün olduğu gibi erken tarihlerinde de devlet kuruculuğu ve diğer boylar üzerindeki baskınlığı ile daima umumî Türklük bedeni ile bir tutulmuştur. Eski Türk Yazıtları'nda Gök-Türk Kağanlığı'ndaki Oğuzlar ile Gök-Türkler arasında ayrım yapılmadığı ve hatta kağanlığın temelini Oğuzların teşkil ettiği görülmektedir. Oğuzları etnik bir topluluk gibi değerlendirmek isteyenler çıkmışsa da Oğuzların, siyasî mahiyetli Türk adıyla aynı olduğu, ayrı bir etnik topluluğu teşkil etmediği açıktır. Gök-Türk Devleti, Aşina adlı eski bir Türk hükümdar âilesi tarafından etraftaki Türk kütlelerin boylar birliği yâni Oğuz hâline getirilmesiyle kurulmuştur. Çin kaynaklarına göre VI.-VII. yüzyıl Gök-Türk kütlesi doğrudan Oğuz kütlesinden gelmiştir.   

Oğuz türkleri arasında en uzakya yaşayanlar ise Çin'in Xinghai ve Gansu eyaletlerinde yaşayan Salar türkleridir. Salar türkleri müslümandır. Kültürleri Tibet ve Kuzey Çin müslüman (Hui) kültürü ile etkileşmiştir.



24 Oğuz Boyu
----BOZOKLAR----
    -GÜNHANOĞULLARI-
1. KAYI
2. BAYAT
3. ALKAEVLİ
4. KARAEVLİ

    -AYHANOĞULLARI-
5. YAZIR
6. DÖĞER
7. DODURGA
8. ÇARIKLI (YAPARLI)

    -YILDIZHANOĞULLARI-
9. AVŞAR (AFŞAR)
10. KIZIK
11. BEYDİLİ (BEĞDİLİ)
12. KARGIN

----ÜÇOKLAR----
    -GÖKHANOĞULLARI-
13. BAYINDIR
14. PEÇENEK (BEÇENEK)
15. ÇAVULDUR (ÇAVUNDUR)
16. ÇEPNİ

    -DAĞHANOĞULLARI-
17. SALUR (SALGUR)
18. EYMİR (EYMÜR)
19. ALAYUNTLU
20. YÜREĞİR (ÜREĞİR)

    -DENİZHANOĞULLARI-
21. İĞDİR
22. BÜĞDÜZ
23. YIVA
24. KINIK


turan'ın ilk ayağıdır.

olabilitesi istenildiği takdirde yüksek olandır.
öncelikle türkiye'ye coğrafi olarak en yakın, dil ve kültür olarak en çok benzeyen türk devletlerinin birleşimini öngörür.

sınır olarak;
türkiye, azerbaycan, güney azerbaycan, türkmeneli, horasan ve türkmenistan'ı kapsar.

edit: tabiki direk turan'a geçmek varken, oğuz birliği anlamsız.
ancak turan istenildiği takdirde dahi ancak uzun vadede mümkün bir olay. ve ülke olarak hala bunu kurabilecek güce sahip değiliz.
ancak bu oğuz devletleri ile anlaşılabildiği takdirde kendi devlet yapıları bozulmadan, ortak bir oğuz federasyonu çatısı altına girme olanağı çok daha yüksek ki, istenilirse kısa vadede mümkün. 




dili bir, kültürü bir oğuz türklerinin birleşmesi olayıdır.

hazar'ın doğusundaki oğuzlarla, batısındaki oğuzların yeniden birleşmesidir.

bir ayağı anadolu'da, bir ayağı orta asya'da olan yeni bir büyük selçuklu devleti'nin doğması olayıdır.

büyük türk federasyonu'nun, turan'ın ilk ayağı olacak birliktir.

(bkz: büyük selçuklu devleti) 

BİRLİKLER

Birlikte herşeyi yenebilecekken birbirimize yenildik...


Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan'ız, biz ki Türk oğlu Türk'üz; biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk'ün başbuğuyuz!

Turancı Museviler 

Moiz Kohen, kitaplarında Kemalist proje çerçevesinde Türk Musevilerinin Türkleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Hatta ‘Türkleştirme’ isimli bir de kitap yazdı
Üzeyir Garih, önce İttihat ve Terakki’yi, daha sonra da Kuvayı Milliyecileri destekleyen, Ziya Gökalp’in yakın arkadaşı Moiz Kohen’in çizgisinin genel eğilimlerini yansıtan bir isim.   

Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte, tarihin sonu tezleri ve Amerikan liberalizminin ilelebet zaferi gibi çıkarımlar moda olmaya başlamıştı. Artık dünya tek kutupluydu. Bu özgüven, Amerikan saldırganlığının daha da pervasızlaşmasına yaradı. Örneğin, Irak işgali, Sovyetlerin denge unsuru olduğu bir dünyada bu kadar kolaylıkla gerçekleşemeyecekti. Aradan geçen yıllarda, Çin, sessiz sedasız bir süper güç oldu ve şimdi artık ABD’ye kafa tutar duruma geldi. Rusya da Sovyet dönemindeki kadar olmasa da kendini toparladı; Kırım, Ukrayna, Kuzey Osetya ve Abhazya örneklerinde görüldüğü gibi, askeri şiddetle dediğini yaptıran bir güce dönüştü. Buna karşılık, Avrupa ülkeleri, güçlerini birleştirerek, Amerika’nın sadık müttefiği olma rolünü iyice perçinledi ve bunu yaparken, Doğu Bloğu’nu ve Balkanları tümüyle kontrolüne alarak, Rusya’nın bölgedeki gücünü büyük oranda kırdı. Bugün dünya, AB(D) bloğu ile Çin-Rusya ekseni arasında kalmış durumda. Orta Asya’da Rusya, Doğu Avrupa’daki yenilgisini yeniden yaşamak istemiyor. Bölge ülkelerinde hâlâ Rus etkisini görüyoruz.

Biz Türkiyelilerin atası Orta Asya’da yağmacılıkla geçinen kavimler değil
Medeniyetin kurucuları Sümerler, Antik Yunan, Roma gibi devletlerdir.

Roma İmparatorluğu tarihinde çeşitli göç hareketleri yaşanmıştır. Bu göçler, Roma İmparatorluğu'nun farklı dönemlerinde ve çeşitli nedenlerle gerçekleşmiştir. İşte bazı önemli göç hareketleri:

1. Germen Göçleri: 4. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu'na komşu olan Germen kabileleri arasında göç hareketleri görülmeye başlanmıştır. Bu göçlerin ana nedeni, Germen kabilelerinin baskı altında olmaları, iklim değişiklikleri veya kabile içi çatışmalardır. Gotlar, Vandallar, Ostrogotlar ve Lombardlar gibi kabileler, Roma İmparatorluğu topraklarına göç etmiş ve imparatorluğun sınırlarına saldırmışlardır. Bu göçler, Roma İmparatorluğu'nun çöküş sürecinde önemli bir faktör olmuştur.

2. Hun İstilaları: 4. yüzyılda Hun İmparatorluğu'nun yükselişiyle birlikte Hunlar, Orta Asya'dan Batı'ya doğru büyük bir göç hareketine öncülük etmişlerdir. Hun İmparatorluğu'nun lideri Attila'nın önderliğinde Hunlar, Roma İmparatorluğu'na saldırmış ve büyük tahribatlara yol açmışlardır. Bu göç hareketi, Roma İmparatorluğu'nda kargaşa ve istikrarsızlık dönemlerine neden olmuştur.

3. Roma İmparatorluğu'ndan İç Göçler: Roma İmparatorluğu'nun farklı bölgeleri arasında da göç hareketleri yaşanmıştır. Özellikle ekonomik nedenlerle kaynak sıkıntısı yaşanan bölgelerden daha zengin bölgelere doğru göçler gerçekleşmiştir. Bu iç göçler, nüfusun dağılımında değişikliklere yol açmış ve bazı bölgelerin boşalmasına veya yoğunlaşmasına sebep olmuştur.

4. İskan Politikaları: Roma İmparatorluğu, bazı bölgelerdeki nüfus sıkıntısını gidermek amacıyla iskan politikaları uygulamıştır. Özellikle imparatorluk sınırlarının korunması ve savunulması için sınır bölgelerine göçmenler yerleştirilmiştir. Bu politika, bazı bölgelerin Roma kültürüyle etkileşime girmesini sağlamıştır.

Bu göç hareketleri, Roma İmparatorluğu'nun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını etkilemiş ve imparatorluğun çökü

ş sürecinde rol oynamıştır. Göçlerin neden olduğu istikrarsızlık, Roma İmparatorluğu'nun iç zayıflıklarını ortaya çıkarmış ve sonunda imparatorluğun bölünmesi ve çöküşüne yol açmıştır.

Türkiye'deki önemli göç dalgaları
1923: Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte Türk Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye'ye yönelik göç dalgaları yaşanmıştır. Mübadele anlaşmaları kapsamında Rumlar ve Türkler arasında nüfus değişimi gerçekleşmiştir.

1960'lar: Türkiye'nin ekonomik kalkınma süreci ve işçi ihtiyacı nedeniyle Almanya, Fransa, Hollanda gibi Avrupa ülkelerine işçi göçü başlamıştır. Türk işçilerin Avrupa'ya gitmesiyle birlikte Türkiye'deki köylerden şehirlere doğru da iç göçler yaşanmıştır.

1980'ler: Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Sovyetler sonrası dönemde yaşanan etnik çatışmalar, Orta Asya ülkelerinden Türkiye'ye büyük bir göç dalgasını tetiklemiştir. Özellikle Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan gibi ülkelerden Türkiye'ye göçler yaşanmıştır.

1990'lar: Balkanlar ve Orta Doğu'da yaşanan çatışmalar ve savaşlar, Bosna-Hersek, Kosova, Irak ve Suriye gibi ülkelerden Türkiye'ye büyük bir mülteci akınına neden olmuştur. Bu dönemde Türkiye, sığınmacılara ev sahipliği yapma ve insani yardım faaliyetlerini artırma ihtiyacıyla karşılaşmıştır.

2011'den itibaren: Suriye'deki iç savaş, Türkiye'ye yönelik en büyük ve belirgin göç dalgasını tetiklemiştir. Suriyeli mülteciler, Türkiye'ye sığınarak barınma, güvenlik ve temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin göç politikalarını ve güvenlik önlemlerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır.

Feyzullah Hocayev (1896-1938)

Tanınmış devlet ve siyaset adamlarından birisidir. Buhara Islahatçılar Hareketinde aktif faaliyet gösteren, “Genç Buharalılar” partisinin başta gelen şahıslarından biri olan Feyzullah Hocaev, 1 Temmuz 1896 yılında Buhara’da doğdu.  Ailesi şehrin büyük tüccarlarındandı. Eski mektebi bitirdikten sonra “Buhara Medresesi” nde okudu. 1907-1912 yılları arasında Moskova’da özel hocalardan ders aldı. 1913 yılından itibaren Ceditçiler safına katıldı ve halk arasında bu fikrin yayılmasında önemli rol oynadı.

Babasından kalan büyük serveti yeni usuldeki okulların açılmasında, gençleri siyasi faaliyetlere teşvik etmekte ve Ceditçiler hareketine maddi destek sağlamada harcadı. 1917 yılından itibaren Feyzullah ve Fıtrat Genç Buharalılar Partisi’nin sol kanadını yönetmeyi üstlendiler. Bu iki şahıs Önce Meşruti Monarşi’yi başlattılar sonra Demokratik Cumhuriyet Devleti ‘nin kurulmasında gayret sarfettiler. Genç Buharalılar Hareketi Emirlik tarafından takip altına alındı. Sonunda ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar.

1920 li yıllarda Türkistan civarında muhaceretteyken Genç Buharalılar’ın bürosunun temelini attı. Feyzullah Hocaev tarafından düzenlenen sistem şeriat esasına dayalı olup, halkın milli değerlerini, geleneklerini ve toplumun özelliklerini dikkate alarak tesis edilmişti ve Demokratik Halk Cumhuriyeti tesis edilmesine yönelik hedefe sahipti.

Buhara Emiri tahttan indirildikten sonra ve hükümet Genç Buharalılar’ın eline geçti ve Feyzullah Hükümet Rehberi olarak seçildi. Bu dönemlerde Feyzullah özgürce siyaset yürütmeye, Rusya ve başka  ülkelerle dengeli bir ilişki kurmaya çaba sarfetti.1922 yılında yurtdışı ilişkilerini düzene sokmak ve dış ticaret anlaşmaların imzalamak için Almanya’ya bir sefer gerçekleştirdi.

1925 yılında Özbekistan Halk Nazirleri( Denetim) Konseyi Başkanı olarak seçildi. O, Özbek halkının ekonomik ve kültürel alanlarda yükselmesinde ve bu konuda gerçekleşen gelişmeler için çaba sarfetti.

Feyzullah Hocaev Sovyetler Birliği’nin cumhuriyetlerde Milli Bilim Adamları faaliyetini sınırlamasınaın yanlış bir siyaset olduğunu söyleyerek buna karşı geldi.Uzun yıllar merkezi yönetimin verdiği sıkıntılara katlanarak çalışmalarına devam etti.Bunu yapmağa mecbur kalmıştı ancak 1926 yılı Islahatçılık (Ceditçilik) tarihine bağışlanan “Buhara Devrim Tarihine Ait Materyaller” kitabını yazdığında Komünist Parti tarafından takip altına alındı.

Feyzullah Hocaev bir hükümet başkanı olarak tarım ve hayvancılıkta ve inşaat sektörünün ilerlemesi için gayret göstermiş, eğitim ve kültür konularında önemli adımlar atmıştı. Ancak kıyafet değiştiren sömürgeciğin yeni bir görünüşle ortaya çıkmasını sonradan fark etmeye başlar. Harcadığı çabalarının boşa çıkacağını anlamıştır.

Feyzullah Hocaev S.S.C.B ‘nin yürüttüğü iç ve dış politikalarının özgürce sürdürülmesini savunmuş ve buna özen göstermişti. Demokratik faaliyetlerin genişletilmesinde önem vermiş, Sovyetler birliğinden başka İran, Türkiye, Afganistan, Çin, Almanya, Japonya vs. devletlerle diplomatik ilişkiler kurdu. Bunun dışında öğrencilerin yurt dışında eğitim almalarını sağladı.

“Kulaklar” ın (sürgüne gönderilen zenginler ve dini önderler) toplum arasından ayrı bir sınıfa ayrılarak yok olup gitmesine karşı gelmişti. Özbekistan’ın genelinde pamuk yetiştirilmesinin ise diktatörlüğün habercisi olduğunu tahmin etmişti. Bunun yerine modern sanayinin geliştirilmesini planlamış ve herkesi buna teşvik etmişti.

O, devlet yöneticisi, publisist, tarihçi, ekonomi uzmanı, gazeteci, milli lider vasfında bir çok ilmi mirası arkasında bırakabilmiş bir şahsiyet olarak tanınmıştır. 20.yüzyılın ilk yarısında Özbekistan tarihi hakkında çok ciddi problemleri ele almış ve bu konularda kitap ve makaleler yazmıştır. Buhara Devriminin Tarihine Materyaller”1926, “Buhara’daki Devrim ve Orta Asya’nın Milli Sınırlandırılması “1932, “B.H.S.C (Buhar Halk Sovyet Cumhuriyeti) deki Ekonomik Mevki”1924,” Genç Buharalılar Hakkında” 1926, “Ceditler” 1926, “Basmacılar” 1930 bunlara örnek ogösterilebilir.

Feyzullah Hocaev 9 Temmuz 1937 Moskova da gözaltına alındı. On Trotskici Grubu’na katıldığı, Sovyetler Birliği’ne karşı çıktığı,”Milli İttihat”( İttihat ve Terakki) Teşkilatına rehberlik ettiği, Korbaşılara destek verdiği gerekçesiyle tutuklandı. Bunun üzerine Fıtrat, Çolpan, Abdullah Kadiri ve başka Özbek aydınların yanlısı olduğu suçu da yüklenmişti. Bu suçlamalardan dolayı onu 1938’de kurşunlanarak öldürülmesine hüküm verildi. Bu gerekçelerin sonradan asılsız olduğu ve suçsuz olduğu tespit edilmiştir.  Moskova yakınındaki “Butovo”  infaz yerinde hüküm gerçekleştirildi.

6 Mart 1965’te  S.S.C.B  Yüksek Yargıtay Askeri Ekibi Feyzullah Hocaevin suçsuz olduğunu ispat etti.

Özbekistan Feyzullah Hocaevin 100 yıllığını 1996 yılı kutladı ve onun hakkında araştırmalar yapıldı ve eserler yazıldı. “Buharanın Cin Sokakları” hikaye kitabi,  K. Yaşin’in “İnkılap Sabahı” draması,  N.Naimov’un “Ben yaşamak İstiyorum” kronolojik romanı ve başka birkaç eserler ona bağışlanarak yazılmıştır.

Suudi Arabistan 400 yıl Osmanlı'nın egemenliğinde kaldı. Ama hiç Türkleşmiş Arap görmedim. Türkiye'de ise milyonlarca Araplaşmış
Türk var!. işte dil bu kadar önemli . Türkçe bilselerdi sana ozenirlerdi . Biz dine saygıdan arapça öğreniyoruz ve çevreye bak Arap müziği dinleyen Arap gibi giyinen binlercesi var 

 
Tacikistan örneği  
Sovyetler Birliği'nin parçalanmasıyla bağımsızlıklarını ilan eden birçok devlet gibi, Tacikistan'da da kullanılan yazı sistemin değişimi, ve bu konu hakkındaki tartışmalar, siyasî temalara yakın bir bağa sahip olmuştur. Basit terimlerle, Kiril alfabesinin uygulamasından itibaren Latin alfabesi kullanılmamasına karşın, Latin alfabesi Turancılar tarafından savunulmaktadır, çünkü Turancılar, Tacikistan'ın diğer Türki Cumhuriyetleri ile daha yakın olmasını amaçlamaktadırlar. Fars-Arap alfabesi, muhafazakârlar, İslamcılar ve Tacikistan'ı İran'a ve Fars mirasına daha yakın getirmek isteyen kişiler tarafından savunulmaktadır. Şu anki de facto standartına göre, Kiril alfabesi, statükoyu sağlamak isteyenler ve Tacikistan'ın Rusya'dan uzaklaşmasını istemeyenler tarafından savunulmaktadır.  

Alman profesör De Groot, Orhun Anıtları’nda kullanılıp bugün Anadolu Türkçesinde kullanılmayan, ama Kürtçede kullanılan tam 532 sözcük saptamış.

Yesevî Hazretleri, dönemîn din ve kültür dili olan Arapça ve Farsça yerine, anadili Türkçeyi kullanmış, Türkçeyi bir ilim, aşk ve irfan dili hâline getirmiştir. 

Bugün geniş bir coğrafyada konûşulup yazılan edebî bir Türkçeden söz ediliyorsa bânîsi Ulu Pîr Ahmed Yesevî’dir.

Türkçe'deki dinî terimler,âb-dest, namaz, oruç, Farsça kaynaklıdır. 

Suomi, Finlandiya’nın Fince adıdır. “Suom” Fin demektir. Finlanda ismi Almanca’dır.

“Cihan” kelimesi için tüm Türklerde genel olarak cihan kelimesi kullanılırken Kırgız, Özbek ve Uygularda “âlem” kelimesinin kullanıldığı tespit edilmiş.

Sauna kelimesi İngilizce'ye Fince'den ödünç alınmış iki tabirden biridir. Diğeri ise "Molotof Kokteyli"dir.

Kapalıçarşı esnafı eşi bulunmaz adamlardır. Her devirde kendine göre yollarını bulurlar. Gelene geçene asılırlar, hem de her dilde. Bir hafta çarşıya otuz Finli turist gelsin, ertesi hafta Fince pazarlık etmeyi öğrenirler.

“Bakın dünyada sadece 3 tane dil var ki kadını ve erkeği eşit. Türkçe, Estonca ve fince. Buna karşılık bütün Latin kökenli dillerde; İngilizce, Fransızca,Almanca kadın ve erkek ayrı kişilerdir. Ama Türkçede kadın ve erkek “O” sözcüğüyle tarif edilir. “O” sözcüğü bir cinsel ayrımcılık içermez. İngilizcede He-She erkek öncedir. Almancada Der-Die erkek öncedir. Ama Türkçede ne deriz ; o kadını aşağılamaya çalışan sözde din adamı da önce kadın-erkek diyordu. Türkçenin akışı kadın-erkek’tir.”

16.yüzyılda Japonya’yı Hıristiyanlık ile tanıştıran Cizvit papaz Francis Xavier, Japon alfabesini gördüğünde şu yorumu yapmış: “Japonlar kutsal kitabı (İncil) okuyamasın diye şeytan tarafından icat edilmiş bir alfabe.” Japoncanın mucidi gerçekten şeytan mıdır bilmiyorum ama Japonca da Türkçe gibi Ural-Altay dil grubundan (ve dahi Korece, Moğolca, Fince, Macarca) geliyor. Dolayısıyla, dilbilgisi açısından Türkçeye çok benziyor; en azından cümle öğelerinin dizilimi aynı. İki dil arasında cümleyi soru haline getirme, olumsuzluk anlamını cümlenin en sonunda vurgulama gibi birçok benzer özellikler var.


Ural-Altay dillerinden Türk diline en yakın sayılan dil Moğol dilidir. 

Türklerde de dil inkişafı tarihi Alman dili inkişafı tarihine bebzer bir şekilde cereyan etti. Türkler Orta Asya'da yaşadıkları zaman şarktaki Çin, garptaki İran medeniyetlerinin tesirine maruz bulunuyorlardı.

Çeh ve Finler'in dil yaratma tarihi gayet ibretlidir. 13. asır başlarından beri Çeh dilinde eserler yazılmağa başlamıştır. Çeh dilinde ilk müstakil eser "Dalimil Salnamesi" isminde bir eserdir.
1617'ye kadar Çehler'in ülkesi "Bohemya" müstakil ülke idi. 1617'de Almanya İmparatoru yani Avusturya kralı Ferdinandın eline geçti.
Avusturyalılar, Çehler'in münevverlerini asarak ve kütüphaneleri yıkarak almanlaştılar. Ayrıca zorla Katolik dinini kabul etmeğe mecbur ettiler (Çerhler Protestan idi).
19. asırda Çehler'de istiklal duygu doğdu ve yeniden başardılar ve Slav dilinde pek çok eser yazdılar. Bugün Çehler'in edebî dili tamamıyla müstakildir.

Gallya (Fransa) halkı milattan evvel birinci asrın ortalarından milattan sonra beşinci asrın sonlarına kadar (486'ya kadar) Roma hâkimiyeti altında bulundu ve medenileşti.
Alman ülkeleri hiçbir zaman Roma'ya tabi olmadılar.

Türk lehçeleri arasındaki fark, Latin dilleri (İtalyanca, Fransızca), Slav dilleri (Rusça, Lehçe, Sırpça, Bulgarca, Slovence) arasındaki fark gibi değildir.

19. asrın başlarında (1809) Finlandiya, Rusya boyunduruğu altına düştü. Ruslar, bidayette İsveçlilere karşı Finlilere dayanabilmek için Finler'in millî hareketlerine nisbetle müsait bir siyaset tuttular. Fakat mekteplerde okutma dili İşveç idi.

Bundan 120 yıl önce Finlandiya'nın asıl halkı olan Finler'in bir edebî dili yoktu. 19. asra kadar Finlandiya İsveç ülkesinin bir vilayeti idi.

İlyada ve odysseia yaşadıkça Yunanlık ruhu da yaşacaktır. Şahname yaşadıkça İran milleti de ölmeyecektir. Orhon Kitâbeleri, Kutadgu Bilig ve Türk destanları ve bunlardan sonra inkişaf eden Uygur, Çağatay ve muazzam Türkiye edebiyatı yaşadıkça Türklük his ve şuuru da ebediyen yaşayacaktır. Millî kültür eserleri bâki kaldıkça, milletler ölmez. Eski bir kültürü olan herhangi bir millet, muayyen bir zaman için istiklâlini kaybetse dahi, her zaman tekrar dilini ve milliyetini ihya edebilir.

Bulgar hududundan Çinî Türkistan'ın şarkî hududuna kadar şarka doğru, yalnız Türkiye lehçelerini bilen bir adam tercümansız seyahat edebilir, hiçbir türlü müşküllüğe uğramaz.

Rus ihtilâlinden (devrim) evvel Kazan'da, Orenburg'da, Moskova'da çıkan Türkçe gazetelerin Türkistan'da, Kırgız ve Kazaklar arasında binlerce müşterisi, abonesi vardı.

Eski Slav dilinin edebî dil olarak kalması Ruslar'ın medenileşmelerine bir mania teşkil edecekti. Onun için Katerin II. devrinde bir dil akademisi tesis olundu ve Moskova lehçesini esas alınarak Rus dili kuruldu. Kısa sürede 19. asrın başlarına geldiğimizde Rus dili gayet işlenmiş bir edebî dil şeklini iktisap etti.

Cemiyeti beton gibi sağlamlaştırıp birleştiren ve toplayan iki temel vardır: Bunların birisi din ise ikincisi dildir.Ama insanları birbirleriyle yakınlaştırmada dil ortaklığının rolü daha fazladır.Bu sebepten dinlerini değiştiren halklar dillerini değiştirmez.Dil kendinde kalır hep.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı