deneme 55



Grum Yorum üyeleri Fransa'ya iltica etmiş. Neden Komünist Küba, Çin, Kore değil de Kapitalist Fransa'ya gittiniz yoldaşlar?
Şeriatla yönetilen ülkelerden Avrupa ülkelerine kaçmaya çalışan Müslümanlar gibiler.

Dgsa
devlet güzel sanatlar akademisi'nin kısaltması. günümüz mimar sinan üniversitesi. ana bina , fındıklı semtinde , deniz kenarinda cok keyifli bir binadir.

dangerous goods safety advisor un kısaltması. avrupa birliğinde tehlikeli madde * taşımayan, depolayan firmaların danışmanlık almak zorunda oldukları kişi. türkiye'de 3 kişi olduğunu duydum. 4 olacak. umuyorum."

 — Crossover ismi ise CUV yani Crossover Utility Vehicle kısaltmasından geliyor. Crossover kelimesi “karşıya geçmek” demektir.

Entelektüel ve islamdan uzak fatih portresi' projesi. 
fatih ve ondan önceki islam devlet kumandanları İstanbul'a 30'a yakın seferi niye düzenledi? biliyor musunuz? bu entelektüel ve modern fatih portresi çizenlerin inanmadığı peygamberin bir satırlık sözü üzerine bu seferler düzenlendi. 1476 senesinde Rumeli ahalisi henüz yeni Müslüman olmuş fatih hemen peşine ‘5 vakit namazlarını kılmaları için’ ferman gönderiyor. din adına öyle şeyler yapmış ki duysanız şaşarsınız.
**********************************************
+'fatih, roma imparatoru oldu. unvanı kayseri rumdu'

-Bunu söyleyenler ne kast ediyor? Fatih devrinde şeriat kanunları tatbik edilmiyor muydu? İstanbul’un fethinde islam hukukuna riayet edilmedi mi? Ne oldu yani? ‘roma imparatoru’ oldu diyorlar. Eee sonra? Ne oldu?
*********************************************
+“Çok iyi Yunanca ve Latince biliyordu”

-Keşke çok iyi bildiğini bilseydik. Ama bilemiyoruz. Neyi ne kadar bildiğini nerden bilelim? Fatihin kütüphanesinde çince kitap olsa çince de biliyordu mu diyeceğiz? Bunların fatihi entelektüel göstermelerinin arka planında fatihe içki ve Hristiyanlık yaftası yapıştırma gayretleri vardır.
***********************************************
+Homeros okuduktan sonra Truva'ya giderek, Aşil'in mezarını ziyaret etmişti. Papa Pius'a, “Helenlere karşı Truva'nın ve Hektor'un öcünü aldığını" yazmıştı.

-%100 yalandır. Bunu da ‘fransız deneme yazarı Montaigne’ uydurmuştur.
**********************************************
+Kendisini yetiştiren üvey annesi (Mara Brankoviç) ve karısı da Ortodoks'tu. Hiçbir zaman İslam'a dönmemişlerdi.

-II. Murad, mara ile siyasi maksadla evlenmiştir. Mara Müslüman olmadı fatihinde üvey annesidir. Buraya kadar doğru. II. Murad öldü, mara da memleketine gitti. Fatihi, mara yetiştirmedi. Peki niye yetiştirdi diyorlar. Çünkü şunu demek istiyorlar ‘bir Müslüman anne, fatih gibi bir insanı yetiştiremez’ verilmek istenen mesaj budur. Fatihi kim yetiştirdi? Bugün yobaz gerici denen ‘büyük alimler’ yetiştirdi.

Karısı ortodosktu deniyor. Eşlerinden birisi ikisi ehli kitapsa bu islam hukukuna aykırı mıdır? Değildir. olmadığı halde niye sansasyon yaratacak bir bilgiymiş gibi ortaya konuyor. İşte yine burada fatihe içki ve Hristiyanlık yaftası yapıştıranların çabalarını görüyoruz.
*********************************************
+Konstantinopol'ün adını değiştirmediği gibi, Aya Sofya ve Aya İrini gibi kiliselerin adlarına da dokunmadı. Aya İrini camiye de dönüştürülmedi. Yüzyıllarca kilise olarak kaldı.

-İslam dininin peygamberi hadisinde ‘kostantiniyye’ demiştir. Fatih’de kostantiniyye demiştir. Şu teslimiyete bakar mısınız? Sırf peygamber böyle söyledi diye müslümanlar bunu tercih ediyor. ‘bereket sayıyorlar’.

 Kılıç hakkı diye bir tabir vardır. Ayasofya camiiye çevrilmişken aya irini niye çevrilsin ki gerek yok. Zülüflü zülfü diyor ki ‘ayasofya ve ayairini gibi isimlere dokunmadı’. Bir kere mabedlerin isimleri olmaz. Halk kendi bunlara isim koymuştur. Öte yandan aya iriniyi camiiye çevirmedi diyor. İstanbulda kaç kilise camiiye çevrilmiş dönüp bir baksın. Aya irini de camii olsa Hristiyanlar nerde ibadet etsin?

Fatih, kafirlere saygı göstermiş, haklarını korumuştur çünkü Müslümandır. İslam hukuku bunu emreder.
**********************************************
+Savaşırken elde kılıç ölen Konstantin Paleolog'un iki yeğeni Mehmet tarafından vezir yapıldı. İkisi de yıllarca Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim kademelerinde en üstte yer aldılar.

-mesih ve Has Murad Paşa’dan bahsediyor. Bu iki kardeşe eğitim verilmiş vezirliğe kadar yükselmişlerdir. Müslümandırlar. Fatih niye bunları seçmiş? Strateji gereği vezirlerini kul taifesinden seçmiştir. Üstelik bunlar Müslüman olmuşlardır. hayr eseri bile yaptırmışlardır. ‘Fatihle beraber yıllarca yönetim kademesinde yer aldı’ diyor. Uyduruyor. Çünkü bu kardeşler vezirliğe yükselene kadar fatih vefat etmiştir.

Atatürk ve İnönü arasındaki gerilim

Türkiye’de Atatürk ve İnönü geriliminden daha çok dostlukları konuşulur. Bu bir tercihtir elbet fakat ben Cumhuriyetin iki kurucusu arasında bir başbakanı görevden almaya gidecek kadar önemli siyasi gerilime dair başka bir tartışma yapmak isterim.

20 Eylül 1937, Cumhurbaşkanı Atatürk’ten Celal Bayar’a bir tebliğ gider: Başvekil Malatya Mebusu İsmet İnönü şiddetli süren teessür neticesi olarak mutlak istirahat şeklinde mezuniyete ihtiyaç hissetmekte olduğundan bahisle, tedavisini bitirebilmek üzere bir buçuk ay müddetle mezuniyet istemiş ve talebi tensip edilerek başvekillik vekaletine sizin tayininiz muvafık görülmüştür. Keyfiyet Büyük Millet Meclisine ve kendisine tebliğ olunmuştur.

Özetle, Başbakan İnönü, şiddetli süren teessür nedeniyle 1,5 ay izin istemiş, uygun bulunmuş ve yerine vekâleten Bayar görevlendirilmiştir. Kısa süre sonra da bu değişiklik kesinleşmiştir.

İngiliz Gazeteci Lord Kinros’a göre 14 yıl birlikte çalıştıktan sonra böyle birdenbire bir kenara itilmek İsmet İnönü’ye çok dokunmuştu. Aralarındaki dostluk ve güven göz önüne alındığında bu izin işi inandırıcı değildi. Gazeteci A. Emin Yalman’a göre, mezuniyetin tarzı alışılmış şekillere uygun olmadığı için her köşeden akla hayale gelmez rivayetler fışkırmıştı.


Ş. Süreyya Aydemir’e göre başbakan değişikliğinde kendi doğrularını uygulamak isteyen Atatürk’ün uysal ve itaatli bir başvekil bulma arzusu etkin olmuştu. Bayar, bu nedenle seçilmişti. İnönü, sert ve tavizsizdi. F. Rıfkı Atay, Atatürk’ün nüfuzunu kullanarak İnönü’den bir şey istemek cesaretini bile kimse gösteremezdi der.

Kinros’a göre Atatürk görevi Bayar’a verse de endişeliydi. Çünkü Bayar, eski başbakan gibi aklı işe eren bir kurmay başkanı değildi. Bu yüzden başbakan Bayar’dı ama kumanda Atatürk’ün elindeydi.

Peki ama Atatürk’ün kafasında ne tür kararlar vardı ki uysal bir başbakan arayışına girmişti?

Gazeteci Abdi İpekçi bunu hem İnönü hem de Bayar’a sorar. İnönü, Atatürk’le tartışmanızın nedeni neydi sorusuna filan mesele nasıl oldu, falan mesele nasıl oldu. Şimdi teferruatı ile hatırlamayacağım diye yanıtlar. İnönü ile Atatürk ihtilafının gerçek nedenini sorduğu Bayar’ın yanıtı da İnönü’nünki gibi kestirmedir: O çok uzundur. İpekçi kısaca lütfetmez misiniz diye sorunca kısaca izahı mümkün değildir, der!

Oysa Bayar kısaca izahı mümkün olmayan durumu yıllar sonra Süleyman Demirel’e anlatmıştır. Demirel’in ağzından Cüneyt Arcayürek nakleder:

Atatürk ve Mareşal Çakmak oturmuş, konuşmuşlar. Tunceli’yi temizlemek lazım geldiğine karar vermişler. İnönü’nün temizlik yapmaya fazla istekli olmadığını bildiklerinden, Celal Bayar’a sormuşlar; ‘yapar mısın?’ Celal Bey bize anlattıydı. ‘Yaparım’ demiş. Girişmişler. İsmet Paşa’da bir parça Kürt kanı vardı. Erdal Bey de bir iki kez ‘bizde biraz Kürt kanı vardır’ dedi.

Demirel, belki de fakında olmadan, resmi belgelere girmemiş bir gizi ifşa etmişti. Bu anlatıyı doğrulayan iki bilgi ile bitireyim.

18 Eylül 1937. Başbakan İnönü, görevden alınmadan iki gün önce TBMM’de konuşuyor: Tunceli’de gereken yapılmış ve devlet otoritesini tesis etmiştir. Birkaç aydır Türk efkarı umumiyesini işgal eden Tunceli hadisesi bugün artık maziye karışmıştır.

29 Haziran 1938 bu kez Başbakan Bayar TBMM’de konuşuyor:

Bu senenin dahili işleri noktayı nazarından size ehemmiyetle bahsetmeğe değer bir mevzuu vardır, o da Dersim meselesidir. Dersim’de bir ıslahat programımız vardır ve yürümektedir. Dersim için tatbik ettiğimiz programın icabı olarak bu meseleyi sureti katiyede tasfiye etmek için alacağımız bir tedbir daha vardır. Yakında ordumuz Dersim havalisinde manevralar yapacaktır. Bu münasebetle ordumuz Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketi ile tedip kuvvetlerine destek olaraktan, bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.

Sonuç: on binlerin ölümü ve sürgünü tamamlanınca Bayar’ın Dersim görevi de bitecektir ama Atatürk’ün beklenmedik ölümü, başbakanlığını da bitirecektir. Atatürk ve İnönü geriliminin yansımaları ise asıl bundan sonra ortaya çıkacaktır.

modern türk şiirinin fransızlardan çalıntı olması 

ülkemizde fransızca'yı en iyi bilen mütercimlerden biri olan erdoğan alkan'ın, yıllar önce yayınladığı şiir sanatı isimli kitabında kanıtlarla ortaya koyduğu acı gerçek. 

kitapta fransız şiirinin türk şiirindeki etkileri diye bir bölüm var. tevfik fikret, ahmet haşim, yahya kemal beyatlı, ahmet hamdi tanpınar, necip fazıl kısakürek, cahit sıtkı tarancı, ahmet muhip dıranas, orhan veli, oktay rifat, melih cevdet anday, ilhan berk, ece ayhan, cemal süreya ve attila ilhan tek tek inceleniyor. verdikleri demeçlerde hem yahya kemal beyatlı hem de attila ilhan fransız şiirinden çok etkilendiklerini ve biçim olarak şiirlerinde kullandıklarını sık sık dile getiriyorlar. bu iki isim için ciddi bir intihal kanıtı da yok zaten. onlarınki daha çok etkilenme. hoş zaten her şair başka bir şairden etkilenir. kimse anasının karnından şair doğmaz fakat yukarıda saydığım bazı şairler ise ciddi ciddi intihal yapmıştır. fransızların en ünlü yazarlarının/şairlerinin eserlerini türkçe'ye çevirip kendilerinin gibi yayınlamışlardır. türk halkını resmen salak yerine koymuşlardır.

tevfik fikret ile başlayalım:

herhalde dünyada en çok tanınan fransız şairi/yazarı victor hugo'dur.

victor hugo'nun châtimes(cezalar) isimli kitabının bir bölümünden türkçe çeviri: * 

"kodamanlar, haydutlar, hırsızlar, çabuk olun! / koşun, gelin, ziyafet sofrasına kurulun! / koşun, herkese yer var! // yiyin, için efendiler, ömür geçer çabucak. / bu saf, alık, avanak, bu el koyduğunuz halk/ sizindir kodamanlar! /kaynakları kurutun, hazineyi boşaltın! /yasaları tıkının, devleti, halkı satın! /tam zamanıdır şimdi// köylüyü, emekçiyi bitine kadar soyun, /kalmasın tek metelik, çalın, gülün, oynayın/ ve bulun neşenizi!"

tevfik fikret'in ünlü han-ı yağma şiiri:

bu sofracık efendiler ki lokmanıza hazırdır,/ huzurunuzda titriyor, şu milletin hayatıdır, / bu millet ki can çekişir, bu millet ki acılıdır, /ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır! /
ahmet haşim:

ahmet haşim'in ünlü süvari şiiri:

"şu bakır zirvelerin ardından
bir süvari geliyor kan rengi
başlıyor şimdi melûl akşamda
son ışıklarla bulutlar cengi!

bir bakır tasta alev şimdi havuz
suya saplandı kızıl mızraklar
açılıp kıvrılarak göklerde
uçuyor parçalanan bayraklar!

paul verlaine'in sagesse'deki 7 numaralı şiiri:

"yalan günler şavkıdı her gün zavallı ruhum,
işte titreşiyorlar bakırlarında batan güneşin."

verlaine, amour isimli kitabında ise kendini süvariyi andıran batan güneşe benzetmiş:

“ben ufukta kanayan süvari.”

yine verlaine’in duygusal gezinti isimli şiirinden:

"batan güneş mızrak gibi saplıyordu yüce ışınlarını
ve büyük kamışlar nilüferler kamışlar arasında
durgun sularda hüzünle şavkıyordu.”

ahmet haşim çok açık bir şekilde verlaine’in birçok şiirinden kırparak ortaya yeni bir şiir çıkarmış! biraz oradan al, biraz buradan al sonra süvari diye şiir çıkar!

ahmet hamdi tanpınar ile devam edelim:

ahmet hamdi'nin şiir kitabında bağımsız şu üç dize var:

"bu azap da hilkatten beri bizimle ve bizde
geçinir, kurt nasıl ölüyle, tırtıl neşeyle
beslenirse biz de öyle besleriz onu."

öncelikle tırtıl neşeyle beslenirse bölümünde hata var. burası gerçekte tırtıl meşeyle beslenirse olacak. nereden mi biliyoruz? baudelaire'den! l'irreparable adlı şiirinden:

"dindirebilir miyiz eski, uzun azabı?
kımıldayıp kıvranır, yaşar içimizde
kurt nasıl ölülerle, tırtıl nasıl meşeyle
beslenirse öyle beslenir bizle
dindirebilir miyiz bu onulmaz azabı?"

ahmet hamdi'nin yazdıkları baskıya hazırlanırken edebiyat profesörü mehmet kaplan, hocasının el yazısını yanlış okumuş. tanpınar ile alakalı daha birçok örnek var. hepsi buraya sığmaz.

necip fazıl kısakürek:

hiç uzatmadan direkt girelim. çok fazla örnek var ama en çok bilinen necip fazıl dizelerinin çalıntı olması insanı üzüyor. baudelaire'in le vampire adlı şiirinden:

"nasıl kumarbaz kumara 
nasıl şişesine sarhoş
nasıl kurtlarına bir leş
bağlandıysa-lanet, sana
ben de bağlandım o kadar" 

necip fazıl'ın çok ünlü beklenen adını verdiği şiirinden:

"ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar."

cahit sıtkı tarancı:

verlaine'in nevermore(geçmiş ola) adlı şiirinden:

"hatıra, hatıra, ne istiyorsun benden? sonbahar."

cahit sıtkı'nın hatıralar isimli şiirinden:

"bilmem ki hatıralar/ ne istersiniz benden/ gelir gelmez sonbahar?"

cahit sıtkı mezkur şiirinden devam:

"bu kanat çırpış neden?/ cama vuracak ne var /ey eski hatıralar?"

verlaine'den:

"ve çok eski, ince, tatlı bir şarkının/ hafif kanat vuruşları dolanıyor/ aralık pencerelerde can çekişen"

cahit bey şiir yazarken pek uğraşmamış. apollinaire'e ait iki dize:

"geçiyordum seine kıyısından
eski bir kitap koltuğumda."

cahit sıtkı: 

"geçtim bir akşam sadabat'tan
koltuğumda nedim divanı."

bari biraz değiştirseydin sayın tarancı?? cahit sıtkı ile alakalı da daha birçok örnek var.

ahmet muhip dıranas:

rimbaud'un asılmışların balosu şiirinden:

"ölüler halayının ortasında işte bak
sıçrıyor çılgın bir iskelet gökyüzünde."

ahmet muhip dıranas'ın ağrı şiirinden:

"zina şöleninde beynin nöbet nöbet
cehennem halayı çeken bir iskelet."

rimbaud'un açlık törenleri şiirinden:

"dönün dönün açlıklarım, kemirin
ezgilerin çimenini."

dıranas'tan:

"emzirin emzirin açlığımı
vakitsiz sağdığım memeler!"

bu sefer baudelaire:

"kıpırdanıp gözlerinde çiçeklendiğin
en güzele, en iyiye, en sevgiliye..."

yine dıranas:

"hatırası kalbe ışıklarla dökülen
en sevgiliye, en iyiye, en güzele"

yorum yapılacak bir husus yok. her şey çok açık

orhan veli kanık:

paul eluard'ın:

"kapılar tutulmuş
içerde kalmışız
yollar kesilmiş
karanlık bastırmış
sevişmeyip de ne halt edeceksin?"

şiirimizi halka indiren! orhan veli'den:

"dağ başındasın
derdin günün hasretlik
akşam olmuş güneş batmış
içmeyip de ne halt edeceksin?"

fazla basit bir intihal olmuş sayın orhan veli.

kitapta melih cevdet anday ve oktay rifat bölümleri de var.

bu sefer kitabın dışına çıkalım ve ilhan berk'in ingilizce'nin en önemli yazarlarından, şairlerinden biri olan t. s. eliot'tan yaptığı intihalleri görelim:

bir haziran ve bir başka eylül arasında
t.s. eliot (çev: ülkü tamer)

bir haziranla bir başka eylül arasında
ilhan berk

hangi sular pruvaları aşan
t.s. eliot

hangi sular böyle pruvaları aşan
ilhan berk.

anlatılan zaman diliminde, fransız edebiyatı ve fransızca'nın osmanlı'nın son dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarında eğitimli insanlarımızın üzerinde çok etkisi olduğu düşünüldüğünde şaşırtmayacak bir durum.

yalnız şu var ki, "çalıntı" demek çok ağır ve cahilce bir tabir. fransız şiirinden ve edebiyatından etkilenilmiştir denilmesi uygun olur.

padişah ikinci abdülhamit ile abdülmecit, cumhuriyet döneminde ise atatürk gibi devlet adamları dahil, devrin eğitimli insanları iyi derecede fransızca öğrenmişti, çünkü o dönem bu gerekliydi. şu anki şiir ve edebiyatımıza ingiliz / abd çalıntısı demek kadar ağır bir ahmaklıktır "fransız çalıntısı" demek

en son burada kalmıştık. şimdi sırada ikinci yeni var. üst düzey bir şair olduğu her zaman şüpheli olan cemal süreya ile başlayalım.

cemal süreya:

apollinaire'in yolcu isimli şiirinden:

"bütün o acıları bütün pişmanlıkları anımsıyor musun?
anımsar mısın garların uzun öksüzlüğünü."

bu dizelerle önce bizim modern şair ekibinin çok sevdiği pablo neruda'nın yolu kesişmiş:

"anımsar mısın raoul/ anımsar mısın raphael/ anımsar mısın federico."

şimdi söz cemal süreya'da:

"nasıl anımsamazsın özdemiroğlu'nu
nasıl anımsamazsın yavuz selim'i
nasıl anımsamazsın abdülmecid'i."

sayın cemal süreya! katıldığı bütün savaşları kazanan özdemiroğlu'nu, kudretli osmanlı padişahı yavuz selim'i ve türk modernleşmesinin en önemli isimlerinden biri olan sultan abdülmecid'i karıştırmasaydın bari intihaline! ayıp ayıp.

aragon'un unutulmaz dizeleri:

"nerde gidip gelişi ellerinin/ kızıl dudaklarına ruj süren/ ... yaklaş az daha yaklaş yaklaş artık/ kaplamak için bütün gölgemi/ durma kuşat beni bir ordu gibi/ al tepelerimi al ovalarımı."

cemal süreya:

"n'olur ağzından başlayarak soyunmaya/ bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme/ çık gel biraz daha yıkıntılardan/ çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat."

aragon'dan:

"beni dünyaya getiren/ kadınımı doğurdum hep."

cemal süreya:

"annem çok küçükken öldü/ beni öp, sonra doğur beni." aynı imge...


ahmet haşim'den bir örnek daha verelim. *

apollinaire'in yazdığı nuit rhenane şiirinden:

"piyalem(kadehim) alev(ateş) gibi titreyen şarapla dolu."

ahmet haşim'in piyale şiiri:

"ateş doludur, tutma yanarsın
karşımda şu gülgün piyale"

ahmet haşim daha çok paul verlaine'den ve bauledaire'den etkilenmiş! kitapta * bol bol örnek var.
ex burn
25.06.2020 01:17 ~ 18:13

etkilenmek ayrı bir şeydir çalmak ayrı bir şey. türk şiiri; halk edebiyatı ve milli edebiyatı saymazsak elbette yabancı edebiyatlardan etkilenmiştir. divan edebiyatı bildiğiniz fars edebiyatından çıkmadır, bu demek değildir ki fuzuli dünyanın en büyük şairlerinden birisidir.

kaldı ki 3-4 dize üzerinden bir şairi hırsız olarak nitelendirmek art niyettir. ahmet haşim, necip fazıl eleştirmişsin de bu adamlar hece ile, aruz ile yazan insanlar. buyurun, yabancı şairlerin şiirleri orada. etkilenerek, hatta çalarak o ahengi, o kafiyeyi, o düzeni yakalayabiliyor musunuz bakalım.
entrypaylasimbotu
25.06.2020 02:13

zaten bilinen bir şeydi. ancak çalıntı olduğu değil, etkilenildiği. tanzimat ile birlikte ortaya çıkan edebiyat eserlerine bakarsanız birçoğu fransız etkisi altındadır. hatta hüseyin rahmi gürpınar ve çağdaşları arasındaki sorun da buradan kaynaklanır. gürpınar'ı birçok kez aralarına davet eden yazar toplulukları gürpınar'dan ''sizin yaptığınız taklitten öteye gitmiyor'' cevabını almışlardır. neyse, siz yine de çalıntı demeyin. gürpınar bile taklit derken...

fransız şairlerin şiirlerini çevirip iki, üç kelimenin yerini değiştirip bir de üzerine vezin ekleyince çalıntı olmuyormuş. şiir zaten yazıldığı dilde etkilidir. elbette fransız şiirinin çevirisinde vezin olmaz. şiirleri çeviriyorlar, üzerine vezin ekleyip bu benim diyorlar ve pek sevgili ekşi sözlükçüler de onlarca örneğe rağmen gerçeği kabul etmiyor. özgün şairlerimiz de var fakat kimse ahmet haşim özgündür diyemez. kanıtlar ortada, kitap ortada.

arkadaşın kaçırdığı birkaç modernleşme mantığı var bana kalırsa. edebiyatta dönem dönem belli ülke edebiyatları ön plana çıkar. bu ülkelerin o dönemde geçirdikleri sosyal ya da siyasi devrimler de bunun belirleyicileridir. özellikle kıta avrupası gerçekten de sanayi devrimi sonrası belli edebi jestlerde ve özellikle şiirde oldukça olgunlaşmıştır. bizim ülkemiz de hariciye anlamında fransızlarla ciddi etkileşim içindedir ve bu etkileşim "doğal" olarak etkilenmeyi doğurur. bu şiirlere baktığımız zaman evet "çalıntı" da denebilir "fazlaca etkilenme" de denebilir.

medeniyet işi biraz da taklit etmektir zaten. bu taklit çok da kötü bir şey değil bence. taklit ede ede onu içselleştirebiliriz. bunu içselleştikten sonra ülke içi-lokal bir yontulma işine girer ve orijinal bir şeyleri yakalamış oluruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı