deneme 58



"Yanan bir evden annenizi mi kurtarırsınız, eşinizi mi?" sorusuna ABD'liler ekseriyetle "eşimi" cevabını verirken, Tayvanlılar ekseriyetle "annemi" cevabı veriyor. Zira Tayvan kültüründe kolektif kimlik önemliyken, beyaz, Avrupa kökenli ABD kültüründe bireysel kimliğin daha önemli. Bu yüzden Tayvanlılar kolektif aile kimliği lehine tercihte bulunurken, ABD'liler "annemi ben seçmedim, ama eşimi ben seçtim" diyerek kendi tercihlerini önceliyorlar.



Mevlâna İdris Zengin - Masal
Çocuktum her şeyi anladığımı sanıyordum
Sonra büyüdüm
Bombaların ve bankaların dağlardan ve ırmaklardan
Fazla olduğunu gördüm
Bahçıvanlar generallerden
Menekşeler mermilerden daha azdı
Yenilmişti dünyaDuanın özgürleştiren rüzgarı çekilmişti yüzlerden
İnsanlar doğa değil yönetmelik kokuyordu
Nükleer artıklar ve çok uluslu yalanlarla
Kirlenmişti yüzümüzTeknolojinin o yok edici
O gri gölgesi düşmüştü yüzlere
Yenilmişti yüzümüz
Ve görüntü aynıydı bütün aynalardaHerşey çok açıktı
Herkes kimsesiz
Herkes birşeyin yoksuluydu
Hepimiz aynı anda yenilmiştik
Ve şarkılarımız kederliydiYanlış bir zamanda mı yaşıyordum
Çekip gitsemi idim
Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum
Ne de çekip gidecek bir yer vardı
Heryer aynıydı, kaldım
Sürekli çağıran ve ayırım yapmayan toprak
Nasıl olsa beni de çağıracaktıMasal dünyanın bittiği yerde başlar
Biliyorum eski zamanlarda değiliz artık
Ve masallar böyle anlatılmaz
Biliyorum ben hiç masal yazmazdım
Dünya sisteminin hepimize anlattığı masal
Kötü olmasa bu kadarBiliyorum bir karınca türküsünden
Daha hafif olacak sesim
Biliyorum insanların birbirine olan
Yabancılığı büyüyecek dünya küçüldükçe
Biliyorum telefonlar oldukça
İnsanlar birbirini görmeyecek
Biliyorum birbirimizi hiç görmeden öleceğizHer şey için tek şey diliyorum
Allahın gülleri yakamızı bırakmasın

Oğuz - Osmanlı Birliği
Birlikden güç doğar, bunu hepimiz biliyoruz, bizim katilacagimiz en buyuk birlik musluman ve Turk birligi'dir. Musluman birligi su an zor gorunuyor, Turk birligine bazi gucler (Rus/Cin) engellemeye calisiyor.

Oguz - Osmanli birligin kurulmasi icin zemin hazir, Osmanli musluman halklarin arasinda devletler nekadar yikmaya calistiysa halen kuveetli bir kardeslik bagi var. Bosna, Kosovo, Makedonya, Bulgaristan, Suriye, Filistin ve artik Arap dunyasinda bunu acik acik goruyoruz.

Oguz Turk ulkelerinde, Azeri Turklerle dilimiz ayni, Turkmen zaten isminden beli, Oguz Turkleri zaten Turkmen'dir, yani Turkmenistan ve batisindaki Turklerin cogu Oguz. Tarihi, kulturel, dil, cografi, stratejik ve iktisadi olarak birbirmize yakiniz ve birlik kurulmasina en uygun Turk ulkeleriyiz.

Turkiye, Azerbaycan, Bosna, Arnavutluk/Kosovo, Makedonya, Bulgaristan, Kibris, Suriye, Irak, Lubnan, Filistin, Turkmenistan birlik kurabilir.

 mesajı beğendiniz mi?: ★+3

muratmuratçelik

9 yıl önce - Çrş 16 Hzr 2010, 17:18

Bu tip görüşler son günlerde daha sık dile getirilir oldu. Herşey hayal etmekle başlar. 40 yıl içerisinde (1. ve 2. Dünya savaşları) Dünyayı birbirlerinin başlarına yıkan Avrupa Protestan Katolik derin ayrılığını da bir kenara bırakıp birlik olabiliyorsa bu neden olmasın.


 

 mesajı beğendiniz mi?: ★+1

ibrahim alıcı
9 yıl önce - Çrş 16 Hzr 2010, 17:21

Ben yalnız Oğuz Türkleri'nin değil,Türkistan Coğrafyası'nda yaşayan Türklerin'de birliğe dahil olmasını isterim.

Türk Dilleri 3 gruptur.

Oğuz Grubu:

Türkiye Türkçesi
Azerbaycan Türkçesi
İran Türkçesi
Gagavuz Türkçesi
Balkan Türkçeleri
Suriye Türkçesi
Türkmen Türkçesi

Karluk Grubu:

Uygur Türkçesi
Özbek Türkçesi

Kıpçak Grubu:

Kazak Türkçesi
Kırgız Türkçesi
Nogay Türkçesi
Malakar Türkçesi
Karaçay Türkçesi
Kumuk Türkçesi

Türk Dilleri'nin konuşulduğu her coğrafya bu birliğe dahil olmalıdır.
Türk Birliği kurulduğu takdir'de ancak İslam Birliği'de kurulabilir.Arap Ülkeleri kendi aralarında bile birlik kuramıyorlar bu yüzden İslam Birliği son aşama olmalıdır.Önce Her Müslüman Millet kendi Birliğini kurmalıdır.Türk-İslam Medeniyeti ancak bu durum'da eski güçlü günlerine kavuşabilir.

 

Turkiye, Azerbaycan, Bosna, Arnavutluk/Kosovo, Makedonya, Bulgaristan, Kibris, Suriye, Irak, Lubnan, Filistin, Turkmenistan birlik kurabilir.
Fikir güzel. Bunların olması için Türkiyenin yeterince güçlenmesi gerekir. Daha kuşatıcı politikalar izleyerek eski Türkleri (Osmanlı bünyesinde yaşayan tüm Müsluman halklar)bünyesinde toplaması gerekir. Kırım ve Kazan'ı da unutmamak lazım. Türkistan'daki Oğuz boylu olmayan Kırgızlar ve Özbeklerle birlik imkansız gibi görünüyor, bunu da bir kenara not etmek lazım.Geçmişte de bu halkarla bütünlük sağlayamadık. Bilakis bu halklar bizi Anadolu kapılarına kadar kovalamışlardı. Şu an yaşanan Kırgız -Özbek çatışmasının bir benzeri Oğuzlara karşı yapılmıştı. Din ve dil birliği yeterli olmuyor bazan, tarihi birliktelik ve miras çok daha önemli.

Aynı devlet içinde yer almayalım ama Tüm Türk devletlerini toplayalım bir birlik kuralım Birlik olarak çinin bir kısmında bağımsız uygur devletini kuralım İsraili ekonomik alanda zayıflatıp o bölgede filistin i kuralım ancak tamamen bize güvenen ve sadık bir filistin Irak a gidip terörü bitirelim Amerika gidince peşmerge yönetimini ve Kürt yönetimi yıkalım Irak ı alıp tüm Türk devletlerine eşit olarak dağıtalım.Ermenistanı alıp Azerbeycan bütünlüğünü sağlayalım.Dünyada haritada Türk birliği gösterilsin ve devletler ancak tek devlet gibi hareket edelim bizden önceki Türk devletlerini sevelim.KKTC BİZİ SEVSİN ORDUMUZUN ÇEKİLMESİNİ İSTEMESİN.


Bence olabilir hatta örneği bile var:İngiliz devletler topluluğu. İngiltere sömürdüğü yerlerde ve/veya hakim olduğu yerleri kapsayan bir birlik. Bu bence gayet Osmanlı içinde uyarlanabilir.
Nedir bu İngiliz devletler topluluğu?
Geçmişte Britanya İmparatorluğu'nun parçası olan devletler ile sonradan katılmış devletlerin oluşturduğu uluslararası bir koalisyondur.
Kimler üyedir?
Toplam 52 bağımsız devlet: Antigua ve Barbuda · Avustralya ·Bahamalar· Bangladeş · Barbados· Belize · Birleşik Krallık · Botsvana · Bruney · Dominika · Gambiya · Gana · Grenada · Guyana · Güney Afrika · Hindistan · Jamaika · Kamerun · Kanada · Kenya · Kıbrıs · Kiribati · Lesoto · Malavi · Maldivler · Malezya · Malta · Mauritius · Mozambik · Namibya · Nauru · Nijerya · Pakistan · Papua Yeni Gine · St. Kitts ve Nevis · St. Lucia · St. Vincent ve Grenadinler · Samoa · Seyşeller · Sierra Leone · Singapur · Solomon Adaları · Sri Lanka · Svaziland · Tanzanya · Tonga · Trinidad ve Tobago · Tuvalu · Uganda · Vanuatu · Yeni Zelanda · Zambiya

Osmanlı için mümkün mü?
Bence mümkün. Adı Osmanlı Birliği veya her ne olursa olsun mutlaka Osmanlı coğrafyasında yer almamış ancak bize yakın olan devletlerde katılmalı. Mesela; Pakistan, Kazakistan gibi...
Osmanlı'nın dağılması sonucu oluşan devletler hangileri?: 64 devlet resmen ve 8 devlet hilafeten(o zaman için)* Türkiye * Bulgaristan (545 yıl) * Yunanistan (400 yıl) * Sırbistan (539 yıl)
* Karadağ (539 yıl)* Bosna-Hersek (539 yıl)* Hırvatistan (539 yıl)* Makedonya (539 yıl) * Slovenya (250 yıl) * Romanya (490 yıl) * Slovakya (20 yıl) Osmanlı adı:Uyvar * Macaristan (160 yıl) * Moldova (490 yıl) * Ukrayna (308 yıl) * Azerbaycan (25 yıl) * Gürcistan (400 yıl) * Ermenistan (20 yıl) * Güney Kıbrıs (293 yıl) * Kuzey Kıbrıs (293 yıl)* Rusya'nın güney toprakları (291 yıl)* Polonya (25 yıl)-himaye- Osmanlı adı: Lehistan * İtalya'nın güneydoğu kıyıları (20 yıl) * Arnavutluk (435 yıl)* Belarus (25 yıl) -himaye- * Litvanya (25 yıl)-himaye- * Letonya (25 yıl) -himaye-* Kosova (539 yıl) * Voyvodina (166 yıl) Osmanlı adı: Banat * Irak (402 yıl) * Suriye (402 yıl) * İsrail (402 yıl) * Filistin (402 yıl) * Ürdün (402 yıl) * Suudi Arabistan (399 yıl) * Yemen (401 yıl) * Umman (400 yıl) * Birleşik Arap Emirlikleri (400 yıl) * Katar (400 yıl) * Bahreyn (400 yıl) * Kuveyt (381 yıl) * İranın batı toprakları (30 yıl) * Lübnan (402 yıl) * Mısır (397 yıl) * Libya (394 yıl) Osmanlı adı:Trablusgarp * Tunus (308 yıl) * Cezayir (313 yıl) * Sudan (397 yıl) Osmanlı adı: Nübye * Eritre (350 yıl) Osmanlı adı: Habeş * Cibuti (350 yıl) * Somali (350 yıl) Osmanlı adı: Zeyla * Kenya sahilleri (350 yıl) * Tanzanya sahilleri (250 yıl) * Çad'ın kuzey bölgeleri (313 yıl) Osmanlı adı: Reşade * Nijer'in bir kısmı (300 yıl) Osmanlı adı: Kavar* Mozambik'in kuzey toprakları (150 yıl) * Fas (50 yıl) -himaye-* Batı Sahra (50 yıl) -himaye-* Moritanya (50 yıl) -himaye- * Mali (300 yıl) Osmanlı adı: Gat kazası* Senegal (300 yıl) * Gambiya (300 yıl) * Gine Bissau (300 yıl)* Gine (300 yıl)* Etiyopya'nın bir kısmı (350 yıl) Osmanlı adı: Habeş
Hilafeten bağlı yerler
* Pakistan * Bangladeş * Singapur * Malezya * Endonezya * Türkistan Hanlıkları * Nijerya * Kamerun
Osmanlıya hiçbir zaman bağlı olmamış ancak bu birliğe girebilecek ülkeler: 5 ülke Kazakistan * Kırgızistan * Özbekistan * Tacikistan * Türkmenistan

Böyle bir oluşumda yukarıda bulunan 80'den fazla devletten en az 20'sinin destekleyeceğini ve bunu isteyeceğine eminim. Çünkü zamanında Cezayir Osmanlı Milletler Birliği kuralım diye teklif etmişti. Tabi bu devletler yine bağımsız olacak sadece Birliğin çatısı altında bulunacaklar. 

 
Fikir güzel. Bunların olması için Türkiyenin yeterince güçlenmesi gerekir. Daha kuşatıcı politikalar izleyerek eski Türkleri (Osmanlı bünyesinde yaşayan tüm Müsluman halklar)bünyesinde toplaması gerekir. Kırım ve Kazan'ı da unutmamak lazım. Türkistan'daki Oğuz boylu olmayan Kırgızlar ve Özbeklerle birlik imkansız gibi görünüyor, bunu da bir kenara not etmek lazım.Geçmişte de bu halkarla bütünlük sağlayamadık. Bilakis bu halklar bizi Anadolu kapılarına kadar kovalamışlardı. Şu an yaşanan Kırgız -Özbek çatışmasının bir benzeri Oğuzlara karşı yapılmıştı. Din ve dil birliği yeterli olmuyor bazan, tarihi birliktelik ve miras çok daha önemli.


Haklisin, Turkiye guclendikce bolge birlesiyor ve etrafimizdaki ulkeler bize dogru cekiliyor.

Arap dunyasinda Turkiye'nin imaji artik cok iyi, kendi diktatorler, kralar ve despotlari artik iyice korktu, boyle devam etsek Arap ulkelerinde devrimler yasanabilir, Arap halki sonunda bu hirsizlardan kurtulabilir ve ozaman eski Osmanli yeniden kurulmaya cok yakin. Su an, Suriye, Lubnan, Filistin bize cok yaklasti, ilerde Urdun, Misir ve Suudi ile benzer bir gelisme olabilir.

Turk dunyasinda, Ozbekistan ve Kirgizistan'la sorunumuz var, halen eski Sovyetler bu ulkeleri yonetiyor ve halki eziyor. Bu iki ulkeye yaklasmak zor gorunuyor.

Turk dunyasindan, Azerbaycan, Turkmenistan, ve Kazakistan ile gelecegimiz parlak gorunuyor. 


Rekonkista 

Olaylar tekerrür etmese de olgular tekerrür eder. Müslümanların kazanımlarına düşmanlık, ilk günden bu yana tarihsel bir olgudur.

 711 senesinde İspanya'ya giren İslam orduları, üç sene zarfında bu ülkenin fethini tamamlamış, daha sonraki yıllarda Prene dağlarını aşarak Avrupa'nın fethine koyulmuşlardır. Nitekim 732 senesine gelindiğinde, İspanya'nın yanında Güney Fransa'nın büyük bir bölümü de İslam hâkimiyetine girmiş ve Müslümanlar bugünkü Paris'in 100 km. kadar yakınına kadar ulaşmışlardır. 

Müslümanlar, yıkık İspanya’yı artık Endülüs diye adlandırarak fethettikleri bütün coğrafyalar gibi orada devasa bir medeniyet inşa etmişlerdir. Ancak;

 -Müslümanlar, aralarında ihtilafa düştüler.

-Avrupa soyluları İslam’a karşı Katolikliği desteklediler, başka bir ifadeyle İslam’ın hakimiyetinde bütün iktidarlarını kaybetmek yerine kilise ile ortak bir iktidara razı oldular.

-O kral ve soyluların desteğiyle Katoliklik, Avrupa paganlarına (putperestlerine) zorla kabul ettirildi.

-Avrupa, Katoliklik üzerine makul bir birlik kurdu.

-Müslümanlar ise birliklerini bir türlü inşa edemediler.

Neticede güzel eserlerle süslenmiş, zengin Endülüs’e karşı harekete geçen Katolik Haçlı Avrupa orduları, Endülüs’ü aşama aşama istila ettiler ki bu istilaya “yeniden fetih/karşı fetih” anlamında “Rekonkista (Reconquista)” adını verdiler.

Rekonkista kavramı daha sonra Batı dilinde genel anlamda İslam’a karşı kazanımların bir gizli adı, bir şifresi hâline geldi.

28 Şubat’ta yaşanan da bir yönüyle rekonkista idi.

Türkiye’nin dindar kesimleri 1950’den itibaren Adnan Menderes’in başbakanlığında kazanımlar elde ettiler. Menderes, günlük yaşamı nasıl olursa olsun, yüzyıllar boyu İslam’ın ilk dönemde Batı’ya karşı ribatı (ileri karakolu),  yükseliş döneminde akınlarının merkezi, zor dönemde özellikle kuzey muhacirlerinin sığınağı olmuş Anadolu’dan İslam’ın izlerinin silinmesinden, Anadolu’da ezanın susturulmasından rahatsızdı.

Menderes, iktidara geldikten sonra başta ezan yasağı olmak üzere, bazı yasakları kaldırdı, eğitimde adeta Nizamiye Medreselerine denk gelecek bir İmam Hatip düzenlemesi yaptı. Bunun için ABD ve İngiltere’yi karşısına almayı göze aldı. Sovyet Rusya da dost olmayınca nihayetinde 27 Mayıs 1960 İhtilali ile devrildi.

Menderes tecrübesiyle birlikte Batı, bütün İslam dünyasında bir ulusalcı sosyalist süreç başlattı. Amaç milliyetçilik ve sosyalizm sentezi üzerinden Batıcılığın İslam dünyasında halk arasında taban bulmasıydı. Bunun için sosyalist milliyetçilik sübvanse edildi. Gençlerimiz bir türlü zorla sosyalistleştirildi. 1960 sonrası hâl, şüphesiz bir rekonkista idi. Ancak o süreç günün dünya koşullarında başarısız oldu. Menderes’in uygulamaları özellikle 70’li yıllarda koalisyon hükümetleri tarafından genellikle sürdürüldü.

Turgut Özal’ın 1983’teki başbakanlığından sonra ise Türkiye, su sürece yeni bir boyut kattı. İslamî kazanımlar konusunda Menderes’ten bir adım daha da ileride olan Özal, liberalizmi dindar kesimin güçlenmesi yönünde kullandı. Onun döneminde Kültür ve Milli Eğitim Bakanlıklarının çalışmaları tarihi gelişmelere yol açtı. Bununla birlikte Türkiye’de ilk kez İslamî hizmetlere katkı sağlayacak varlıklı bir dindar kesim oluştu. Böylece Türkiye’de dindar iktidarlar için zemin hasıl oldu.

Uluslar arası güçler ve onların iç uzantıları, bu gelişmeye karşı daha önce sosyalizme karşı kendisinden yararlandıkları Süleyman Demirel’i bir ara çözüm olarak öne sürdüler.

Demirel, 1987’den itibaren “Baba geliyor!” denerek iktidar yoluna konuldu ve bu çabalar, nihayetinde 30 Kasım 1991’de Süleyman Demirel ve İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü, Doğru Yol Partisi (DYP) ve Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) koalisyonu kurdular.

Bu koalisyon aslında 1946 öncesi CHP’sinin sadece sağ ağırlıklı bir versiyonuydu. Koalisyonun önemli bir farkı ise Solun 1960 sonrası süreci de değerlendirmiş olmasıdır. SHP, PKK’nin siyasi kanadı konumundaki Halkın Emek Partisi’nden (HEP) 11 kişiyi Meclis’e taşıdı. Böylece özellikle Diyarbakır’dan Hakkâri’ye kadar uzanan havzada sosyalizme bir kez daha devlet eliyle kirli su taşınmış oldu.  

Bölge için 28 Şubat o koalisyonla başladı. PKK, koalisyondan aldığı destekle dindar kesime yönelik baskılarını bir kat daha artırdı. Örgüt eliyle köylerde kadın-erek tokalaşması dayatıldı, başörtüsüne hakaret edildi, gençlerin camiye gitmesi engellendi, Kur’an eğitimi alan çocukların aileleri tehdit edildi. Belki o coğrafyada ilk kez çocuklar Kur’an eğitimi için camiye gidiyorlar diye ailelerine dövdürüldü.

PKK, dilenen başarıyı sağlayamayınca kolluk kuvvetleri devreye kondu, camiye gidiyorlar diye cami avlularında çocuklar coplandı, bazı köylerde kimi askerler çarşafa açıkça hakaret ettiler. 

Ne yazık ki Türkiye o günlerde bölgede yaşanan bu süreci doğru tahlil etmedi, bir camiaya yönelik önlemler kapsamında gördü.

Bu koşullar içinde 24 Aralık 1995 Genel Seçimleri’nden Refah Partisi birinci olarak çıktı, ardından ancak Mayıs 1996’da Refahyol (Refah Partisi-Doğru Yol Partisi) koalisyonu kuruldu. Bu koalisyonla birlikte uluslar arası güçler müdahale zamanının geldiğine inandılar.

28 Şubat 1997’de toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), aldığı ek kararlarla aslında daha önce sözü edilen Güneydoğu havzasında yaşanan süreci resmileştirdi.

Kararlarda iki kez Tevhid-i Tedrisat Kanunu vurgusu, bunun yanında Şapka Kanunu ve Tekkelerin Kapatılmasına dair kanun hatırlatılıyordu. Açıkça Türkiye’nin 1950 öncesine dönmesi, saatinin 1950 öncesine alınması çağrısı yapılıyordu.

Bu kararlarla, Türkiye genelinde bütün İslamî faaliyetler yasaklandı, Bölge’de ise terör kapsamına alındı.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitimle İmam Hatip Liseleri kapanma noktasına getirildi. İlahiyat Fakültelerinin kontenjanı düşürüldü. Okullarda başörtüsü yasaklandı. Başı açıklık kutsandı. Karma eğitim zorbaca dayatıldı, okullarda kız-erkek öğrenciler aynı sırada oturmaya zorlandı. Okullarda mezuniyet törenleri adı altında 1950 öncesi eğlencelerini andıran balolar düzenlendi. Televizyonlarda tamamen dini yaşamdan soyutlanmış diziler yayımlandı. İbadete karşı Yoga desteklendi. Anadolu’nun ruhunu besleyen sahih İslam inancına karşı “Anadolu Müslümanlığı” adı altında Alevilik ve Hinduizmle sentezlenmiş bir din geliştirilmeye çalışıldı. Türkçe ibadet gündeme getirildi, ezanın sesi kısıldı ve ezanda merkezi sisteme geçildi…

Süreç, bütün yönleriyle 1950 sonrası kazanımlarına karşı bir rekonkista idi. Bu rekonkista 1950 sonrası kazanımlarını tahrip edip yerine Batı’yı körü körüne taklide dayalı bir yaşam tarzı koymayı amaçlıyordu. Endülüs’teki rekonkistadan tek farkı minarelerin çan kulesine dönüştürülmemesiydi.  Başka bir ifadeyle yapılan, İslam’a karşı çansız Batıcılıktı.

Mısır’ın bugün yaşadığı bundan farklı değildir. İhvan-ı Müslimin, 1928’deki kuruluşundan itibaren Mısır’da büyük kazanımlar elde etti, Mısır’da İslamî yaşama büyük bir hareketlilik kazandırdı. Bu süreç Cemal Abdünnasır’ın 1954’te iktidara gelmesinden sonra durdu. Nasır, Mısır’da ulusalcı sosyalist bir süreç başlattı, Mısır’a Türkiye’nin 1920-30’lu yıllarını yaşattı.

Nasır’ın 1970’teki ölümünün ardından iş başına gelen Enver Sedat, Mısır’daki süreci İsrail’le kurduğu ilişkiden kaynaklanan tepkiyi düşürmek için yumuşattı. Mısır rejimi, Suudi Arabistan’la kurduğu ilişki ve İhvan’ın Suudi’ye verdiği ödünlerin de katkısıyla yumuşama sürecini “Arap dünyası koşullarında” Hüsnü Mübarek döneminde de sürdürdü. Bu süreçte İhvan-ı Müslimin, Mısır sivil toplumuna neredeyse tamamen hâkim oldu. 2012’de Muhammed Mursi seçimleri kazanıp cumhurbaşkanı olduğunda ise uluslar arası süreç Suudi Arabistan’ı da kullanarak daha keskin bir şekilde harekete geçti. Nihayetinde Muhammed Mursi Temmuz 2013’te General Sisi tarafından devrildi ve Mısır için 28 Şubat süreci başladı.

Bugün Mısır’da yaşanan Arap dünyasının sert koşullarında bir 28 Şubat’tır, bir rekonkistadır. Sisi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile uyum içinde Mısırlıların Temmuz 2013’e kadarki bütün kazanımlarını ellerinden almakta ve onlara 1954 sonrası süreci bir kez daha yaşatmaktadır.

Ancak karanlık doruğa çıktığında aydınlık belirir. Mısır, geçen hafta dokuz canın şahadetinden sonra yeni bir sürece hazırlanmak üzeredir. Bundan sonra uluslar arası sistemin yapacağı değişimi engellemek değil, yönlendirmek olacaktır. Gücünün ancak bu kadarına yettiğini görecektir. Yeter ki Mısır Müslümanları metanetlerini korusunlar ve birlik olma yolunda adımlar atsınlar…

TÜİK: Türkiye illüzyon kurumu 

Meksika sınırı gibi birşey var sınırın bu tarafında işsizlik yok hicbirsey yok diğer tarafta herşey suç açlık sefalet adaletsizlik var 

Hemingway Demiski uçaklarıniz atlardan daha hızlı gidiyor diye insanlık daha iyiye gitmiyor. Medeniyeti modenrlesmeyi sorgulamadan ayağın toprağa değmeden 
Kamil insan hayatın anlamını bulan kişidir


Psikolojide diplomat çocuğu sendromu vardır iki senede bir adres değiştirmekten hem her yere ait oluyorsun hemde hicbiryere bağlanmıyor sun. 

İlk mağdur ettiği kişi cem uzandir. O d a düzgün adam değil ama ailesinin 15 milyar dolarına el konulmuş dediğine göre.

Anlık pes etmeler iyidir çünkü daha da güçlenerek devam edersin. 
Bütün yazarlar birbiriyle savaş halinde kimse birbirini sevmiyor 

Her şiir noksandir tıpkı hayat gibi tıpkı insan gibi 

Ülkemizin ilk muharip insansız savaş uçağı: Kızılelma 

Gaziantep, UNESCO'nun gastronomi dalında "yaratıcı şehirler" ağına dahil ettiği Türkiye'deki ilk kent olmuştu.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı