deneme 70




1989 yılında Mersin'in yörük beldelerinden birinde, yabancı eliyle yapılan bir çalışma okuyorum. Yöre halkı antropologa "ancak bir ayağı çukurda olanlar namaz kılar" diyorlar. Ramazan'da oruç tutmadıklarını, içki içtiklerini gözlemliyor. Dinci partilere oy yok, Türklük vurgusu yüksek, sağ-sol çatışması yatışmışsa da izleri belirgin ve milliyetçiler kadar solcular da var. İlçede "sufi" tarikatlere katılan yalnız 6 insan olduğunu söylüyor, bunlardan ikisi bir market açınca yöre halkının "bunlar İran'ın, Suudi Arabistan'ın adamları" diye dedikodu yaptığını söylüyor. 

Bugün aynı beldede AKP hegemonyası var, Süleymancı dernekleri var. Çehresi değişmiş. Benzer hikaye Anadolu'da birçok yerleşim için geçerli. O "yerli ve milli"lik anlatısı kurgusallıktan ibaret, "hep kopkoyu yobazdık, eziliyorduk, şimdi ortaya çıktık devir bizim devrimiz" anlatısı aslında propaganda. İnsanlar sonradan yobaz oldular. 

Literatür, "yobazlığın yenilenmesi"ni beş temel sebebe bağlıyor. Bunlar Kriz (Sovyetlerin çökmesi gibi), Reaksiyon (Dış ya da iç tehdit algılamak gibi), Dönüşüm (göç gibi), Devlet Müdahalesi (Yasaların teşvik edici olması gibi), Değişim (demografik yapının değişmesi gibi). 

Bu para 1880 Yılında Abdülhamid tarafından bastırılan 1 Osmanlı Lirası

Üzerinde 4 köşede Osmanlıca, Yunanca,Fransızca, Ermenice  
"Bu para Kostantiniye'de basılmıştır" yazar. Bu ezikliği başka hiçbir imparatorluk yapmazdı. Rus çarı, kendi parasını Rusça, Britanya imparatorluğu da ingilizce basardı.

Sana tâbi olanların dilini, kendi dilinle eşit köşelere koyarsan efendi de kul da birbirine karışır. Haklı olarak ulusal gururları yücelir ve seni ciddiye almaz, kendi ulus devletlerini kurmak isterler. Evet Osmanlı bir imparatorluktu ama milli yanı diğer tüm imparatorluklardan zayıftı. Onda eksik kalan bu yanı da İttihad ve Terakki tamamlayacak ve cumhuriyet kuran kadroları oluşturacaktı. Bir daha asla kendi ülkenin parasında bir köşede kalmayacaktın. Şehrinin adı da araplarca Konstantiniyye denerek Bizans devrine atfen bir isim değil, senin söylediğin şekilde anılacaktı.

Ve 1930'da Atatürk, Konstantinopolis ismini tamamen kaldırıp şehirle alâkalı her basılı belgeye kentin resmi adı olan İstanbul'u koydu, tarihe bir daha çıkmayacak şekilde çaktı. Bu isim, her yerde ve her işletmede zorunlu kılındı.

Tarihte Soyluluk Unvanları

Günümüzde ahlaksız, namussuz,  cibilliyetsiz, adi terimler karşılığı olarak soysuz kelimesi kullanılırsa da, soylu kelimesine pek rastlanmaz.  Belki bazı kişiler “Biz soylu bir aileden geliyoruz.”  derler ama bu cümleye daha çok dizilerde ve filmlerde rastlanır. Tarihe  baktığımızda ise her ülkede soylu kelimesi altında bir çok unvanlar olduğunu görürüz.
 
Avrupa'da Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından 20. yüzyılın başlarına kadar geçerli olan unvanlar, en yüksekten en alçağa doğru, aşağıdaki gibidir:

İmparator: Teoride tek olmalıdır. Pratikte ise biri doğuda (İstanbul) ve biri batıda (Roma) olmak üzere iki tane vardır. Batı imparatoru genelde seçimle göreve gelir, bu seçime katılma (seçme/seçilme) hakkına ancak krallar sahiptir.

İmparatorlara taçlarını Papa takar. Napolyon bu geleneği bozarak kendi tacını kendi takmıştır, bu olay imparatorluğun sekülerleşmesinin simgesidir.

"Principatus", "Augustus", "Sezar" olarak da anılır. Alman imparatoruna "Kayzer" denir.

Dişili: İmparatoriçe.

Kral: Bağımsız ülkenin monarkı. İmparatora sembolik bir bağla bağlıdır. İmparator seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

Dişili: Kraliçe.

Grandük: Üçüncü dereceden soyluluk unvanıdır. Genellikle yetkileri kral veya imparatorlar tarafından artırılmış olan arşidüklerden (nadiren de düklerden) oluşur.

Dişili: Grandüşes

Arşidük: Avusturya hükümdarıdır, imparatorluğa doğrudan bağlı hükümdarların en büyüğüdür. Çoğu kraldan daha güçlüdür, ancak toprakları imparatorluk sınırları içinde kaldığından siyasi manevra alanı kısıtlıdır.

Dişili: Arşidüşes.

Dük: İmparatorluğa bağlı ülkenin hükümdarı.

Dişili: Düşes.

Prens: Kralın birtakım hukuki yetkilerinden mahrum olan hükümdar. İmparator seçiminde oy hakkı olanlara "Elektör prens" (seçici prens) denir.

Dişili: Prenses.

Marki/Margrav: Dükten daha aşağıda kalan bağımlı hükümdar. İlk markiler, Şarlman'ın sınırlara kurduğu savunma bölgelerinin komutanlarıydı.

Dişili: Markiz/Margravin.

Kont: Toprakları ülke sayılamayacak kadar küçük olan toprak sahibi.

Dişili: Kontes.

Earl: İskandinavya’da kralın yerine kimi zaman ülkeyi yöneten kabile şefi. Genellikle günümüzde İngiltere’de halen daha çok kont unvanının dengi olarak kullanılır.

Vikont: Konttan bir aşağı basamak.

Dişili: Vikontes.

Baron: Baronet ile beraber hükmetme yetkisi olan en küçük soylu.

Dişili: Barones.

Baronet: Barondan bir aşağı basamak.

Dişili: Baronetes.

Şövalye: Topraksız soylu.

Bu unvanların herhangi birine sahip olan soyluya aynı zamanda Lord da denir.

Günümüzde İngiltere’de eğer kral veya prens değilseniz ulaşabileceğiniz en yüksek ünvan dük ünvanıdır. Tarihi olarak dükler en yüksek seviyeye ulaşmış asiller,toprak sahipleri veya prenslerdir. Feodal dönemde dükler aynı zamanda ülkenin belirli bölümlerinin lordu olmuşlardır. Günümüzde dük ünvanı oldukça semboliktir ve İngiltere’de 28 düklük bulunmaktadır. Prens Charles gibi bazı asiller birden çok düklüğe sahipken bazı düklüklere herhangi biri dük olarak atanmamıştır. Eğer bir dük varisi olmadan ölürse ünvan kraliyet ailesine bir başkasına verilmek üzere döner.

Doğu Avrupa'da

Basilius: Bizans imparatoru. Bizans kodeksine göre tektir ve dünyadaki en yüksek unvandır. İstanbul'un Latinler tarafından işgalinden sonra unvan evrensel gücünü yitirmiştir.

Reks: Bizans kodeksinde kralın karşılığı.

Tekfur: Bizans'ta feodal yönetici. Tekfurların miras bırakma hakkı, Bizans tarihinde tartışmalara neden olmuştur.

Çar: Ruslarda imparatorun karşılığı. "Sezar" kelimesinden gelir. Bulgarlarda kral anlamında kullanılır.

Dişili: Çariçe.

Kulak: Rus toprak sahibi.

Voyvoda: Slav prensi. Genelde Türk egemenliği altına giren Slav hükümdarları için kullanılmıştır.

İslam coğrafyasında

Hünkar : Doğu coğrafyalarında batıya göre imparatordan daha yüce daha büyük ve daha zengin bir unvan. O yüzden Osmanlı Padişahları fermanlarda özellikle unvanlarını sayarken Hünkar unvanını kullanmıştır.

Sultan: Bağımsız ülkenin hükümdarı. Sultan unvanı erkeklerde ismin başına, kadınlarda sonuna getirilir. Bunun tek istisnası olan Cem Sultan propaganda mağdurudur.

Melik: Avrupa'daki kralın karşılığı. Sultan kadar güçlü olmamakla beraber melik de bağımsız hareket etme yetisine sahiptir.

Dişili: Melike.

Şah: İran hükümdarı.

Dişili: Şahbanu. Bu unvanı alan tek kadın son şahın karısı Farah Diba'dır.

Padişah: Avrupa'daki imparatorun Fars kültüründeki karşılığı. "Şehinşah" ile eşdeğerdir.

Emir: Hükmetme yetkisi olan soylu.

Hidiv:  Kavalalı Hanedanı'na özgü bir unvan. Mısır'daki Osmanlı yöneticileri için kullanıldı.

Beylerbeyi: Osmanlı'nın ilk zamanlarında padişahtan sonra en yetkili kişi için kullanılırdı. Beylerbeyinin hükmü altında kendine tahsis edilmiş topraklar vardı. Osmanlı padişahları, toprak sahibi beylerden çekindiği için zamanla topraksız olan vezirler, beylerbeyinin önüne geçmiştir.

Atabey: Selçuklu'da yarı bağımsız toprak sahibi.

Orta Asya'da:

Yabgu: Hun hükümdarı. Boy beyleri tarafından devrildiği zamanlar olmuştur, otoritesi soylular arasındaki uzlaşmaya bağlıydı. Bu bakımdan Avrupa'da seçimle başa geçen imparatora benzer.

Zamanla yabgu terimi daha küçük beylere verilir oldu.

Dişili: Yenge

Kağan/Hakan: Göktürklerden itibaren en büyük hükümdar için kullanıldı. Hakan "gökteki güneş gibi" tektir.

Dişili: Hatun.

Han: Orta Asya'daki en yaygın unvan. Türklerde daha aşağı olan "kral", Moğollarda "imparator" yerine kullanılır.

Şad: Türklerde prensin karşılığı. Şada tahsis edilmiş boylar vardır, yarı bağımsız hareket eder.

Tekin: Türklerde soylulara verilen unvan. Belirli dönem ve bölgelerde "Tigin" adıyla prenslere unvan olarak verildiği de olmuştur.

Hatman/Ataman: Kazak beyi.

Diğer toplumlarda

Huang-di: Çin'de imparatorun karşılığı. Çinlilere göre dünyadaki en yüksek unvandır. Tanrının oğludur. İlk Huang-di'nin bu unvanı elde etmesi için 25 kralı ezmesi gerekti.

Wang: Çin'de kralın karşılığı. Orta Asyalı göçebeler arasında wang unvanı alan tek kişi Moğol beyi Tuğrul'dur ve Wang-Han (Onghan) olarak anılır.

Tenno: Japonlarda imparatorun karşılığı. Tenno erdemlidir ve mükemmel insandır, asla hata yapmaz. II. Dünya Savaşı sonunda tenno yenilgiyi kabul etmesi, Japonlar için büyük bir şok olmuştur.

Daha önceki çağlarda "mikado" terimi kullanılırdı.

Mihrace: Hindistan'da imparatorun karşılığı.

Raca: Hindistan'da kralın karşılığı

Firavun: Eski Mısır'da hükümdarın unvanı. Eril bir kavramdır, firavun olan kadına da erkek sıfatları verilir ve sakallı tasvir edilirdi.

Peki bizim ülkemizde soylu kimse var mı?

Benim aklıma bir kişi geliyor. O kişi de zamanında eleştirdiği insanların içinde olan ve en son olarak da Ana muhalefet liderine “Sen bittin” diyen İçişleri bakanı Süleyman Soylu.

Kaynak: Wikipedia

Cevap :
Ego üst düzeyde olunca, egosu yüksek kişiler, "Bilmediğim bir şey varsa her şeyi bildiğimdir." düşüncesi içerisinde oluyorlar ne yazık ki Refik bey. Ama hiç bir şeyden haberi olmayan insanlar bu tip insanları desteklemekten geri kalmıyorlar. Tırlatmak konusuna gelince bu konuda yalnız olmadığınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  03.01.2018 16:58

Kıymetli Erol Özışık; Geçmiş yıllarda tüm sınavlarda başarılıydım. Soruyu üç kez okurdum, cevabını bir kez verirdim.( a ) şıkkı değil, ( b ) şıkkı olmadı geriye ( c ) şıkkı kaldı. Biline bir, bilmeyene havil, havil.Gerçek sizin yüreğinizde, benim yüreğimde saklı. Saygılar sunuyorum.Hep sağlıkla, daima mutlulukla yaşamanızı diliyorum.

Cevap :
a ve b şıkkındakiler de bir çok yönden sorunlu insanlar sayın Burakgazi. Onların ülkelerindeki insanlar da çok yönden dertli ama seslerini fazla çıkaramıyorlar. c şıkkı ise ucu açık bir soru oldu, orada da sesler cılız çıkıyor. Fazla konuşanın sesini kısıyorlar. Gerçekler yine bizlerin yüreğinde kalsın. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  03.01.2018 16:52

Cevap olarak A ve B şıkkı olmadığı kesin Erol bey, Düşünüyorum ama fazla değil, aklıma geliyor gibi yazsam mı acaba hayır! Yanılma ihtimali var mı diye yazı-tura atıyorum olmadı, metal para dik geldi. Demek ki yazamayacağım, selam ve saygı ile...

Cevap :
A şıkkını bilemem ama B şıkkı, enişte açısından pek tutmuyor Yurdagül hanım. Çünkü eniştesini seven biri onu köpeklere yem yapmaz. C şıkkı ucu açık. Bilmek kolay da, yazmak dediğiniz gibi zor olmalı. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  02.01.2018 20:04

Erol Bey öyle bir soru sormuşsunuz ki cevaplamak çok zor. Tam milyonluk soru! Joker hakkım da kalmadı, çekilsem mi acaba? :) Selamlar, mutlu kalın.

Müslümanlar Yahudilerden Neden Geri Kaldı?

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği'nin 14. Genel Kurulu'nda konuşan Erdoğan, "Bilimin olmadığı yerde sadece cehalet değil, onunla birlikte vahşet de kök salmaya başlar. FETÖ insanların zihinlerini kayıtsız şartsız itaat duygusu ile çökertirken 15 Temmuz'daki gibi vahşetlere de yöneltilmiştir." dedi.

Erdoğan’ın bu sözlerine katılmamak mümkün değil. Diğer taraftan son on yılda Hz. Nuh’un cep telefonu kullandığı gibi saçmalıkları devletin televizyonunda söyleyen  din eksenli eğitimcilerin söylediklerine tanık olunca ister istemez, geleceğimiz için kaygı duyuyoruz.

Kuran-ı Kerim’de Yahudilerden İsrailoğulları diye  söz edilir. Ve onlarla ilgili bir çok ayet vardır. Bazı islam bilginleri onlar için lanetlenmiş topluluk diye söz ederler. Sahih olup olmadığı tartışılan hadislerde ise Müslümanların gün gelecek Yahudileri yok edeceği belirtilir ve Müslümanlar da, kendi kendilerine böyle bir zamanın gelmesini beklerler. İşte bu noktada  aşağıda yayınladığım Pakistanlı araştırmacı yazar Dr.Faruk Saleem'in kaleme aldığı “Müslümanlar Yahudilerden neden geri kaldı?” başlıklı yazısını paylaşmakta yarar görüyorum. 

Dünyada nüfus bakımından azınlıkta olan Yahudiler Dünyayı yönetiyor.

Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi / Musevi var. (Kuzey ve Güney Amerika’da 7 milyon, Asya’da 5 milyon, Avrupa’da 2 milyon ve Afrika’da 100 bin Musevi yaşıyor.) Peki, kaç Müslüman var: 1,4 milyar Müslüman. (1 milyar Asya’da, 400 milyon Afrika’da, 44 milyon Avrupa’da, 6 milyon Amerika kıtasında.)Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 100 Müslüman var…

İyi ama Yahudiler Müslümanlardan niçin 100 kat daha güçlü ve daha zengin ve daha eğitimli ve daha mucitler?

Tarafsız ve bilimsel yollarla tespit edilmiş nedenlerini öğrenmek istiyorsanız lütfen okumayı sürdürün…

Tüm zamanların en etkin bilim adamı Albert Einstein bir Yahudiydi.

Psikanalizin babası Sigmund Freud bir Yahudiydi.

Karl Marks Yahudiydi.

Tüm insanlığa zenginlik ve sağlık katmış Yahudilere bakalım:

Benjamin Rubin insanlığa aşı iğnesini armağan etti.

Jonas Salk ilk çocuk felci aşısını geliştirdi.

Gertrude Elion lösemiye karşı ilaç buldu.

Baruch Blumberg Hepatit-B aşısını geliştirdi.

Paul Ehrlich frengiye karşı tedaviyi buldu.

Elie Metchnikoff bulaşıcı hastalıklarla ilgili buluşuyla Nobel ödülü kazandı.

Gregory Pincus ilk doğum kontrol hapını geliştirdi.

Bernard Katz nöromasküler iletişim (kaslarla sinir sistemi arası iletişim) alanında Nobel ödülü kazandı.

Andrew Schally endokrinoloji (metabolik sistem rahatsızlıkları, diyabet, hipertiroid) tedavilerinde kullanılan yöntemi geliştirdi.

Aaaron Beck Cognitive Terapi’yi (akli bozuklukları, depresyon ve fobi tedavilerinde kullanılan psikoterapi yöntemini) geliştirdi.

Gerald Wald insan gözü hakkındaki bilgilerimizi geliştirerek Nobel ödülü kazandı.

Stanley Cohen embriyoloji (embriyon ve gelişimi çalışmaları) dalında Nobel aldı.

Willem Kolff böbrek diyaliz makinesini yaptı.

Peter Schultz optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını,

Benno Strauss paslanmaz çeliği,

Isador Kisse sesli filmleri,

Emile Berliner telefon mikrofonunu,

Charles Ginsburg ilk bantlı video kayıt makinesini geliştirdi.

Stanley Mezor ilk mikro-işlem çipini icat etti.

Leo Szilard ilk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi.

Peki, ama; son 100 yıl içinde Yahudiler sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, 1.4 milyar Müslüman neden yalnızca 3 Nobel kazandı.

Yahudiler niçin bu kadar yaratıcı ve neden bu kadar güçlüler?

Yahudi inancına bağlı ve küresel çapta büyüyüp tanınmış şu yatırımcılara/işadamlarına ve markalarına bakalım:

 Ralph Lauren (Polo),

Levi Strauss (Levi’s Jeans),

Howard Schultz (Starbuck’s),

Sergei Brin (Google),

Michael Dell (Dell Bilgisayarları),

Larry Ellison (Oracle),

 Donna Karan (DKNY),

Irv Robbins (Baskins & Robbins),

Bill Rosenberg (Dunkin Dougnuts),

Richard Levin (Yale Üniversitesi’nin kurucu başkanı).

Yahudi inancına bağlı ve küresel çapta büyüyüp tanınmış şu sanatçılara bakalım:

Michael Douglas,

Dustin Hoffman,

Harrison Ford,

Woody Allen,

Tony Curtis,

Charles Bronson,

Sandra Bullock,

Billy Crystal,

Paul Newman,

Peter Sellers,

George Burns,

Goldie Hawn,

Cary Grant,

William Shatner,

Jerry Lewis,

Peter Falk…

Yönetmenler ve yapımcılar arasındaki Yahudiler:

Steven Spielberg,

Mel Brooks,

Oliver Stone,

Aaaron Spelling (Beverly Hills 90210),

Neil Simon (The Odd Couple),

Andrew Vaina (Rambo 1 /2 / 3),

Michael Mann (Starzky and Hutch),

Milos Forman (One Flew Over The Cuckoo’s Nest, Amadeus),

Douglas Fairbanks (TheThief of Baghdat),

Ivan Reitman (Ghostbusters) ,

Kohen Kardeşler,

William Wyler.

William James Sidis,

Sorun kendinize:

250’lik IQ derecesiyle dünyaya gelmiş en parlak insan hangi dine mensuptur?

Sorun kendinize:

Neden Yahudiler bu kadar güçlüdür?

Cevabı şudur: Her çocuğa ve her gence kaliteli eğitim verirler…

Bu eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil) ve yaratıcıdır (bilgi üretmek/bulmak içindir)

Soru:

Neden Müslümanlar bu kadar güçsüzdür?

Cevap:

Yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan birer eğitim sistemi uyguladıkları için (Büyük oranda Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci ve Dayatmacı eğitim…).

Oysa Gezegenimizde yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır.

Yani, toplam dünya nüfusu içinde her 5 kişiden biri Müslümandır.

Her bir Hindu’ya 2 Müslüman düşmektedir, her bir Budist’e karşılık 2 Müslüman vardır ve her bir Yahudi’ye karşılık 100 Müslüman bulunmaktadır.

Müslümanlar bu kadar kalabalıklar ama neden güçsüzler?

Nedeni eğitim(sizlik)dir!!!

İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde sadece 500 adet üniversite bulunmaktadır. Yani üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Başka bir deyişle 3 milyon kişi için bir üniversite yapılmıştır (Bunların kalitesi de başka bir sorundur!).

Fakat sadece ABD’de 5 bin 758 adet üniversite vardır.

Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından 2004 yılında hazırlanan “Dünya Üniversitelerinin Akademik Deger Listesi”ne Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin hiç birinden ilk 500’e giren tek bir üniversite yoktu.

Neden?.. Yanıt: Kalitesiz ve ezberci eğitim…

OKUMA YAZMA ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!

UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı % 89’dur. Bunların %98’i ise en az ilkokul mezundur ve 100 kişiden 40’ı üniversite mezunudur. 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkedeki okuma-yazma oran ise %100’dür, yani bu 15 ülkede okuma-yazması olmayan tek kişiye rastlamak olası değildir!.

Müslüman ülkelerde durum bunun zıddıdır: 100 kişiden sadece 40’ı okuma-yazma bilir ve herkesin okuryazar olduğu bir tek Müslüman ülke bulunmamaktadır! Bunların %50’si ilkokul mezundur ve sadece %2’si üniversiteyi bitirmiştir.

BİLİM İNSANLARININ ORANLARI DA ÇOK DÜŞÜK!

ABD’de toplam bilim insanı sayısı 4.000, Japonya’da 5.000’dir. 57 Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı ise sadece 230 kişidir. (Akademisyenlerin hepsi bilim insanı değildir. Bilim insanı demek, pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir.) Ve her 1 milyon Müslüman kişiye sadece 1 bilim insanı düşmektedir.

Teknisyenler bakımından Müslüman çoğunluklu Arap ülkelerdeki durum daha da kötüdür: Her 1 milyon Müslüman Arap nüfus içinde 50 teknisyen bulunmaktadır. Hıristiyan dünyasında ise her bir milyon kişi içinde 1000 teknisyen bulunmaktadır.

NEDEN?..

Yanıt:

Kalitesiz-ezberci eğitim ve ARGE’ye (araştırma geliştirmeye) yeterli kaynak ayrılmaması…

Çünkü Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca % 0,2’sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırıyor.

Buna karşın Hıristiyan dünyası araştırma-geliştirmeye % 5 oranında, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır.

SONUÇ:

İslam dünyası yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur.

Ayrıca dünyanın ürettiği bilgiyi kendi halklarına öğretmekte de başarısızdır.

Bunun kanıtı ise ileri teknoloji ihracat rakamlarında saklıdır:

Pakistan’ın ileri teknoloji ihracatının toplam ihracatın içindeki oran %1’dir. Suudi Arabistan, Kuveyt, Fas ve Cezayir’in ise % 0,3’tür.

Hristiyan Singapur’da bu oran % 58'dir.

Gelecek Bilgi temelli toplumların olacaktır

Ilginçtir, Müslüman 57 ülkenin gayri safi milli hâsılalarının toplamı 2 trilyon doların altındadır. Buna karşın 310 milyonluk ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte; Çin 8 trilyon dolar,

Japonya 3,8 trilyon dolar ve Almanya 2,4 trilyon dolarlık üretim yapmaktadır. (Satın alma gücü eşitlenerek hesaplama yapılmıştır.)

Mal ve hizmet üretimi

İspanya’da 1 trilyon doların üzerindedir. Katolik Polonya 489 milyar dolarlık mal ve hizmet üretimi gerçekleşmektedir. Budist Tayland 545 milyar dolar değerinde mal ve hizmet üretimi yapmaktadır.

İşin daha acıklı tarafı ise şudur: İslam Dünyasının gayri safi milli hâsılasının tüm dünya gayri safi milli hâsılası içindeki oranı hızla azalmaktadır.

O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür?

Cevap:

Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek; kaliteli ve çağdaş eğitim yoksunluğu.

Çok kesin biçimde söylersek; akılcı olmayan, ezberci, teslimiyetçi, din eksenli ve çağdışı eğitim…

Dr. Faruk Saleem – İslamabat, Pakistan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı