deneme 80
BALKANLAR’DA MERKEZİ BİR TEKKE: HARABATİ BABA BEKTAŞİ TEKKESİ
Balkan coğrafyasının Türkleşmesi/İslamlaşması Türk dervişleri ve bu kişilerle birlikte hareket eden aşiret/topluluklar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Şeyh/dervişler bu coğrafyanın çeşitli ve stratejik bölgelerine yerleşerek İslamiyet’i içinde yer aldıkları tarikatlar üzerinden anlatmaya çalışmışlardır. Bu tebliği gerçekleştirmek için dergâh, tekke, zaviye, âsitane vs. gibi çok çeşitli dini kuruluş inşa etmişlerdir. Bu kuruluşlardan biri de bugünkü Makedonya’nın Kalkandelen ilinde inşa edilmiş olan Harabati Baba Bektaşi Tekkesidir. Tekkenin XVI. yüzyılın ikinci yarısında Sersem Ali Baba tarafından kurulduğu bilinmektedir. Tekkenin Harabati Baba ile bilinmesinin nedeni ise ikinci banisi olan Harabati Baba zamanında eklenen yapılar ile tekkenin yeni bir canlılık kazanmasıdır. Tekke, Bektaşi toplumu için Balkanlar’da merkezi tekke olma özelliğini taşımaktadır. Dolayısıyla tekke, özellikle faal olduğu dönemlerde dervişlerin bilgi birikimlerini ve manevi rütbelerini yükseltmek için buraya geldikleri ve burada yetiştirildikten sonra bölgedeki diğer tekkelere gönderildikleri bilinmektedir. Balkanlar’da, savaşların başlaması, ülke yönetimine komünist sistemin gelmesi gibi nedenlerle yaklaşık olarak yetmiş yıl kapalı bir konumda olan tekkede, 1993 yılı Nevruzunda Kalkandelenli, Gostivarlı, Kırçovalı Bektaşiler tarafından tekkede başlatılan direniş ile Meydan Evi ve türbeyi içine alan yapıların açılması mümkün olmuştur. Tekkenin postnişinlik görevini 2006 yılından günümüze Baba Edmond Brahimaj yürütmektedir. Bu çalışmada Harabati Baba Bektaşi Tekkesinin Balkan coğrafyası için tarihsel önemi ve işlevi, kuruluş tarihinden günümüze kadar yaşamış olduğu değişimler açıklanmaya çalışılmıştır.
A CENTRAL TEKKE IN BALKANS: HARABATİ BABA BEKTASHI TEKKE
The Turkification/Islamization of Balkanic region took place through Turkish dervishes and tribes/ communities associated with them. The sheikhs and dervishes settled in various parts of this region and tried to convey the massage of Islam through the sects which they belonged to. For this purpose, they established several institutions such as Islamic monasteries, tekke, zawiya, and asitane. One of these organizations is Harabati Baba Bektashi tekke located in Kalkadelen province of Macedonia. It is known that the tekke was established by Sersem Ali Baba in the second half of the XVIth century. The reason for the association of the tekke with Harabati Baba is the revitalization of tekke with the new constructions in the time of Harabati Baba who was the second founder of the tekke. The tekkes and zawiyas, along with being religious institutions, won the hearts of the local communities by offering social, cultural and artistic services. Without making any distinction on the basis of race and religion, every guest had the right of accommodation in the tekke for three days.
zenta kazanılsaydı. dengeler savaş öncesine dönerdi. her ne kadar türkleri durdurduk diyerek psikolojik üstünlük kazanacak olsalar da osmanlı tek başına yine bir avrupa orduları topluluğu seferini yendiği için uzun seneler viyana cephesi sessizlesebilirdi.
yeniçerilerin epey yıpranmasıyla ocak yenilenebilir ya da kapatılabilirdi. tarih böyle okunamaz. şöyle olurdu, böyle giderdi vs. uyvar'ı viyana kuşatmasından 20 sene önce aldık. bu da büyük bir başarıydı. sonra ne oldu?
turk-islam sentezci hiyarlarin basliginda kof milliyetcilik sovu yaptigi, osmanlinin sonraki 200 yil boyunca batililarin samar oglani olacagini mujdeleyen muharebelerin ilklerinden.
hemen oncesindeki 2. viyana kusatmasi ve saint gotthard muharebesi hemen sonrasindaki petrovaradin muharebesinde oldugu gibi tedbirsizlikten dolayi kaybedilmistir.
tabi islamcilar burada alinan agir yenilgiden ders cikarmak, sonraki sefere daha iyisini yapmak icin daha cok calismak, rasyonel cozumler getirmek yerine olen askerleri kutsallastirir elestirenleri hainlikle suclar.
yok prens eugen turkler cok iyi savasmis demis, ondan suclanacak bir seyimiz yokmus. ne diyecekti ki acaba, adamlar salak gibi duzgun kopru kurmadan nehri geciyordu. biz de hepsini kolayca nehre doktuk, abartacak bir sey yok mu diyecekti. avusturyalilar 30000 askere karsilik 500 kadar asker kaybetmis. kahramanca savasmis halimiz buysa artik bir de korkaklik etmis olsak avusturyalilar solugu istanbulda alacakti heralde.
devamını okuyayım...
01.09.2020 15:58 ~ 04.09.2020 14:39 doviz
zenta kazanılsaydı dengeler değişmezdi.iltimas almış başını yürümüş , beşik ulemalığı yüzünden bürokrasisi çökmüş , askerleri halka gasıplık etmeye başlamış ve teknolojisi çağın gerisinde kalmış bir devlet olarak osmanlı ; bu savaşı kaybetmeseydi olabilecek en iyi gelişme avusturyayla imzalanacak iyi bir ateşkes anlaşmasıyla batı sınırlarını güvence altına alıp , doğudaki sorunlarla boğuşması olurdu.doğal sınırlarına ulaşmış her imparatorluğun kaderi bu oldu boşuna osmanlı mastürbasyonu yapmayın.
tanım : kutsal ittifak ve osmanlı devleti arasında yaşanan son savaştır.savaş sonrası 3 milyon altından teşekkül osmanlı hazinesi , sadrazamın taşıdığı padişah mührü ve padişahın otağı dahi avusturyalıların eline geçmiştir.
01.09.2020 16:23 calna
bugün 323. yıldönümü olan büyük bozgun...
https://i.ibb.co/qcy2mq3/zenta3.jpg
osmanlı ajitasyonu ile seçmen konsolide eden tayyip erdoğan bunu bilmez, kendini osmanlı torunu zanneden zevat hiç bilmez, orhan osmanoğlu ve nilhan osmanoğlu gibiler ise bilir de işlerine gelmez bu muharebeyi...
çünkü o gün koskoca osmanlı devleti 100 bin kişilik devasa ordusunu kaybetti, o orduyu bir daha da hiç toparlayamadı...
https://i.ibb.co/1mvtfp8/zenta.jpg
kaybedilen sadece koca bir ordu değildi elbet.
devlet-i aliye'nin tüm ağır silahları, topları, tüfekleri düşmanın eline geçmişti.
devletin başındaki adam, sadrazam elmas mehmet paşa şehit düşmüştü.
hatta ve hatta osmanlı devleti'nin mühür-ü hümayunü düşmana ganimet olmuştu.
https://i.ibb.co/…-aebwe8-format-jpg-name-small.jpg
yukarıdaki görsel osmanlı sadrazamına ait mühür-ü hümayun'dür. ve bugün viyana'da askeri müze'de zenta zaferi'nin sembolü olarak sergilenmektedir...
zenta muharebesi dağılış osmanlı'nın başlangıcıdır aslında.
trt dizisini çeker mi bilmem...
zenta muharebesinden sonra bir daha hiçbir osmanlı padişahı sefere çıkmamıştır.
neden?
korkudan...
zira, zenta'da sultan ikinci mustafa canını zor kurtarmıştır. hatta padişah otağı düşmanın eline geçmiştir.
o günleri hanedanlık hafızasına kazıyan osmanlı padişahları da, ikinci mustafa'nın durumuna düşmemek için bir daha sefere çıkmamışlardır...
osmanlı'nın daha da ağır kayıpları olmuştu bu muharebeden sonra.
sadrazamın şehit olmasının yanında pek çok vezir de bu meydan muharebesinde şehit olmuştu. bunlardan en bilinenleri anadolu beylerbeyi mısırlızade ibrahim paşa'dır...
30 bin şehit verilen(10 bin asker boğularak hayatını kaybetmiştir) ve 100 bin kişilik ordunun dağılmasıyla sonuçlanan zenta muharebesinin diğer kayıpları şöyle;
*90'dan fazla ağır top.
*15-20 bin arası sığır.
*7-10 bin arası at.
*3 bin deve.
*3 milyon altın tutarında devlet hazinesi.
ve hepsinden önemlisi, saraybosna kaybedilir...
https://i.ibb.co/qb7tjbb/zenta2.jpg
zenta bozgununun ardıl bozgunları da neredeyse 2 sene sürer.
ta ki 1699'da karlofça imzalanana kadar...
işte tarih derslerinde okutulmayan bu zenta hezimeti ile başlayan osmanlı'nın geri dönülemez geri çekilişi 13 eylül 1921'e kadar tamı tamına 224 sene sürmüştür.
sırbistan'daki tisa nehrinde başlayan çöküş, anadolu'daki sakarya nehrinde son bulmuştur...
https://i.ibb.co/rhtz6sf/4.jpg
işte sırbistan'daki tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı anlatılmadığı için, öğretilmediği için bugün hala içimizde "keşke yunan galip gelseydi" diyen şerefsizler var.
sırbistan'da tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı hafızalara kazınmadığı için, "lozan hezimettir, 12 adaları lozan'da vermişler" diyen kuş beyinliler var...
sırbistan'da tisa nehri kenarında 323 sene önce bugün neler yaşandığı öğretilmediği için ayasofya'yı ibadete açtığında dünyaya meydan okuduğunu zanneden salaklar var.
osmanlı'nın hatalarını, osmanlı'nın yanlışlarını bilmez, öğrenmezsek bugün neden bu durumda olduğumuzu anlamamız güç.
osmanlı'yı fatih'ten, yavuz'dan, kanuni'den ibaret sanıp ortalıkta caka satanlar ve yoktan var edilen cumhuriyetimizle dalaşanlar oldukça malesef iki yakamız bir araya gelmez.
savaşın en önemli sonucu olarak kutsal roma cermen imparatorluğu’nun osmanlı korkusunu yenip dizginleri ele alması gibi görünür. evet avusturya artık avrupanın en büyük gücüne dönüşmüştür ama esas atlanmaması gereken mesele rusya’dır.
bu savaşlar dizisinin osmanlı’yı hem askeri hem de psikolojik olarak tarumar ettiğini gören rusya’nın ağzının suları akar ve 18.yüzyıldan birinci dünya savaşı’nın ortasına dek müttefiksiz, yalnız ve kendini hala dev aynasında gören imparatorluğun başına bela olur.
kurumları din ve liyakatsizlikle çürüyen, dolayısıyla yeniliklere kucak açma konusunda çok ciddi sorunlar yaşayan koca devlet sonun başlangıcındadır artık.
bugün bu önemli savaşın yıl dönümü. hamaset üzerine kurulu tarih eğitimi politikası nedeniyle zenta gerektiği kadar bilinmiyor. halbuki sonuçları itibariyle en az katvan savaşı, kösedağ savaşı ve birinci balkan savaşı kadar önemli.
sanıldığı gibi en büyük bozgun değildir. 100.000 kişinin hepsi ölmemiştir. bu muharebe kutsal ittifak savaşlarına dahildir ve sonuncusudur. habsburg zaferiyle sonuçlanmıştır. osmanlı'nın en büyük yenilgisi malta kuşatmasıdır. yabancılar malta kuşatmasını tarihin en kanlı kuşatması olarak tanımlar. çünkü osmanlı ordusu komple imha edilmiştir. st john şövalyeleri rodos'un intikamını çok feci bir şekilde almıştır. malta tam düştü düşecekken yapılan ufacık bir ihmal yüzünden her şey berbat olmuştur. tarih severler için şunları da şöyle bırakayım
osmanlı devleti'nin avusturya karşısında çok ağır bir mağlubiyet alıp 15 bin kadar kayıp verdiği savaş. bu savaş karlofça antlaşması ile bitmiş ve duraklama dönemi son bulup gerileme dönemi başlamıştır.
necip milletimiz cok sasirmis! hic tarih derslerinde bahsedilmemis! niye sasirdiniz ki?
tabi ki bu savastan ve yasanan agir yenilgiden bahsedilmez! sonra demez misiniz, yav biz hani hep kazaniyorduk, yenilsek de cok acitmiyordu, kahramanca savasiyorduk, vs diye.
her zamanki gibi bazilari kulaktan duyma bilgilerle "icimizdeki bir hain yüzünden oldu" diye kendilerini avutmuslar. halbuki isin asli, avusturya ordusunun bir baskin sirasinda ele gecirdigi üst düzey bir askerden - muhtemelen iskenceyle - elde ettigi bilgilerle osmanli ordusunun harekat planini ögrenmesiymis.
bana isin ilginc gelen tarafi avusturya ordusunun osmanli ordusunu türklerin ünlü hilal taktigiyle kiskaca alip bir yandan osmanli ordusunu arkadan zorlayarak nehir kenarinda sıkıştırıp nehrin diger tarafindan da kuvvetli topcu atesiyle aradaki binlerce askeri saskinliga ugratip, osmanli ordusunu darmadagin etmeleri olmustur.
son olarak, osmanli kazansaydi, söyle olurdu, böyle olmazdi diye sacmalayanlara. osmanli'nin düzeni o kadar cürümüstü ki; asil basarisi 20. yüzyila kadar yasamasiydi.
Tarihler 13 Kasım 1960’ı gösteriyordu. Sabaha karşı saat 03.00’te valiliklere isimleri bildirilen şahısların telefonları aynı anda kesildi. Sabah saat 07.00’de o kişilerin kapıları teker teker çalınmaya başlandı. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin lider kadrosunu oluşturan Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) 14 üyesine adlarına yazılmış aynı tebligat yapılıyordu:
“Sayın ...
1. Türk Silahlı Kuvvetleri adına millete verilen sözün yerine getirilmesinde uğranılan aksaklıklar ve güçlükler karşısında vaki istek üzerine Milli Birlik Komitesi’ni feshetmiş bulunuyorum.
2. Başarmış olduğunuz yüksek hizmete layık bir şekilde size verilecek olan dış görevi beklemenizi, bu müddet içinde memleketin ve şahsınızın menfaati bakımından evinizden dışarı çıkmamanızı, ziyaretçi kabul etmemenizi, aksi takdirde hakkınızda 6 ve 25 numaralı kanunların hükümlerinin tatbik edileceğini ve bugünden (13 Kasım) itibaren emekliye sevk edilmiş bulunduğunuzu bildiririm.”
Tebligatın altında “Orgeneral, Devlet Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkumandanı” olarak Cemal Gürsel’in imzası bulunuyordu.
“DAĞDAN GELENLER…”
27 Mayıs Devrimi’nin önderlerinden Kurmay Albay Suphi Karaman, Meclis’te İstihbarat Komitesi’nde çalışmalarını sürdürüyordu. Bu odada çalışan Karaman dışındaki üç üye tasfiye edilmişti. Karaman devrimin ilk günlerini hatırladı. Gürsel’e açılmaları, kendisinin Erkan Şubesi’ne atanması, ihtilal için atamaların başlaması, ihtilal gecesi… “Gürsel, Özdilek, Aksoyoğlu, Vehbi Ersü... Kaldılar ama onlar ihtilal gecesini rüyalarında görmüşlerdi.
“Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı… İhtilal için gecelerini gündüzlerine katmışlardı. Belki kelleleri gidecekti ama onlar yılmamış, diğer örgüt önderleriyle birlikte ihtilali örgütlemişlerdi” diye düşündü.
Odadan çıkarken dudaklarının arasından bir cümle döküldü:
“Dağdan gelenler bağdakileri kovdular.”
KARARDAN HABERLERİ OLMADI
MBK’nın 7 üyesine 14’lerin tasfiyesi kararı duyurulmamıştı. Bu kişiler, Suphi Karaman, Selahattin Özgür, Mehmet Özgüneş, Kadri Kaplan, Kamil Karavelioğlu, Ahmet Yıldız ve Muzaffer Yurdakuler’dir.
(MBK) üyesi 14 subay, Türkiye’nin çeşitli büyükelçiliklerine “askeri ateşe” gibi unvanlarla sürgüne gönderiliyor, MBK’da ciddi bir bölünme yaşanıyordu. Yakın siyasal tarihimizde “14’ler” olarak anılacaklardı. 26 Haziran 2017 günü 95 yaşında yaşamını yitiren emekli Kurmay Albay Mustafa Kaplan onlardan biriydi. Kaplan, Portekiz’e “askeri ateşe” olarak gönderilmişti. Daha sonra yurda dönünce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde (CKMP) siyasete atılan ve genel sekreterlik görevi yapan Mustafa Kaplan, Alpaslan Türkeş’le yollarını ayırarak siyasetten çekilmişti.
Ondörtler’in tasfiyesi 27 Mayıs’ın önemli bir dönüm noktasını oluşturdu. Aslında bu tasfiye, MBK’yı oluşturan subayların arasında siyasi bir amaç birliğinin olmadığının göstergesidir.
Resmi tarih 14’ler olayını, “en kısa zamanda seçimleri yaparak iktidarı seçimle gelecek olan sivil yönetime devretmek” isteyenlerle, “askeri diktatörlüğü devam ettirmek isteyenler” olarak değerlendiriyor.
Gerçekten öylemi? Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda yapısal sorunları çözülmeden, sağlık hizmetlerinden toprak reformuna kadar bir dizi önemli dönüşüm gerçekleşmeden iktidarı sivil yönetime (yani CHP’ye) bırakılmasıyla hangi sorunlar çözülmüş olacaktı?
KOMİTE İÇİNDE KOMİTELER
MBK’da fikir ayrılıkları doruğa ulaşmış, herkes birbirinden kuşkulanır hale gelmişti. Komite içinde ihtilal havası yeniden esmeye başlamıştı. Türkeş ekibi, Komite toplantılarında hâkimiyeti iyiden iyiye ele geçiriyordu. Cemal Madanoğlu, iplerin Türkeş’in eline verildiğini düşünüyor, bu durumdan rahatsız oluyordu.
MBK 14’ler, 11’ler, 7’ler ve 5’ler olmak üzere dört gruba ayrılmıştı. 14’ler grubunu Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Muzafer Özdağ, Rifat Baykal, Fazıl Akkoyunlu, Ahmet Er, Dündar Taşer, Numan Esin, Mustafa Kaplan, İrfan Solmazer, Şefik Soyuyüce, Muzaffer Karan ve Müner Köseoğlu;
11 ler grubunu Ahmet, Haydar Tunçkanat, Şükran Özkaya, Selahattin Özgür, Emanullah Çelebi, Sezai Okan, Fikret Kuytak, Vehbi Ersü, Mucip Ataklı, Refet Aksoyoğlu ve Ekrem Acuner;
7 ler grubunu Sami Küçük, Suphi Gürsoytrak, Kâmil Karavelioğlu, Suphi Karaman, Muzaffer Yurdakuler, Kadri Kaplan ve Mehmet; Özgüneş;
5’ler grubunu da Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu, Fahri Özdilek, Sıtkı Ulay ve Osman Köksal oluşturuyordu.
14’ler grubunun lideri Alparslan Türkeş,11’ler grubunun lideri Ahmet Yıldız, 7’ler grubunun lideri Sami Küçük ve 5’ler grubunun lideri de Cemal Gürsel idi .
Suphi Karaman’ın da bulunduğu 7’ler grubu, 14’ler ve 11’ler arasında bir denge unsuru gibiydiler. Daha çok 14’ler grubuna yatkındılar.
Aynı günlerde İnönü tarafından önerilen “Tabiî Senatörlük” ise MBK’da 26’ya 11 çoğunlukla reddedilecekti.
STATÜKOCU PARTİLER
Instagram'da Aydınlık'ı takip edin
14’ler, CHP dahil mevcut siyasi partileri “statükocu-muhafazakâr” olarak değerlendiriyor, bu partilerin köklü çözümler getiremeyeceğini savunuyor ve MBK iktidarının, bu dönüşümler gerçekleşene kadar birkaç yıl daha sürmesini savunuyorlardı. Ancak CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün askeri yönetimin bir an önce sona erdirilmesi ve en kısa zamanda seçimlerin yapılarak iktidarın sivil yönetime devredilmesi yönündeki görüşü MBK’yı da etkiliyordu.
13 Kasım 1960’ta İnönü’nün istediği oldu. 14’ler TSK’dan emekli edilerek çeşitli görevlerle yurtdışına sürgüne gönderildiler.
Yeni görev yerleri şöyleydi: Alparslan Türkeş: Yeni Delhi (Hindistan), Orhan Kabibay: Brüksel (Belçika), Orhan Erkanlı: Mexico City (Meksika), Münir Köseoğlu: Stockholm (İsveç), Mustafa Kaplan: Lizbon (Portekiz), Muzaffer Karan : Oslo (Norveç), Şefik Soyuyüce: Kopenhag (Finlandiya), Fazıl Akkoyunlu:Kâbil (Afganistan), Rıfat Baykal: Tel-Aviv(İsrail ), Dündar Taşer: Rabat (Fas), Numan Esin: Madrid (İspanya), İrfan Solmazer: Lahey (Hollanda ), Muzaffer Özdağ: Tokyo (Japonya ) ve Ahmet Er: Trablus (Libya ).
14’LERDEN TİP’E
14’ler içinde de, “daha bir süre iktidarda kalmak” dışında siyasal bir fikir birliği olmadığı kısa sürede anlaşılacaktı. Aralarında Alparslan Türkeş gibi ırkçı- milliyetçi unsurlar olduğu gibi, sol görüşlere sahip olanlar da vardı. Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı ve İrfan Solmazer Türkiye’ye döndükten sonra 1965’te CHP’den seçimlere katılacak, Muzaffer Karan Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili olacaktı. Alparslan Türkeş, Rıfat Baykal, Numan Esin ve Muzaffer Özdağ ise CKMP’ye katılacak ve partiyi Osman Bölükbaşı’nın elinden teslim alarak MHP’ye dönüştüreceklerdi. (Muzaffer Özdağ’ın oğlu Ümit Özdağ, MHP’den ihraç edildi, bugün İyi Parti’nin medya ve propagandadan sorumlu genel başkan yardımcısıdır.)
Kaynak: Sinan Onuş. Parola İnkılap/27 Mayıs’ı Yapanlar Anlatıyor
ORHAN ŞAİK GÖKYAY'DAN ÖFKE VE SİTEM DOLU BİR ŞİİR
Be kavim kardaşlar be yirmiüçler
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim.
İsnad oldu bize acayip suçlar
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim
Arnavut'tan reis Boşnak'tan vali (1)
Ne idüğü belli bir Hasan Ali(2)
Üstüne tüy dikti tasdik-i ali
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim.
Yokmuş Türk,Ermeni,Rum,Çıfıt farkı(3)
Üstelik türedi bir de puşt ırkı(4)
Çingenle bir oldu mert Türk'ün narkı
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim
Mısırdakinden de bir sağır sultan
Hak sözü duymaz da asla top atsan
Bir "ehhe"yi duyar Rus radyosundan(5)
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim
Vaktiyle şan verdik yedi düvele
O şan-u şerefi savurduk yele
Benzedik vatanda yedi kat ele
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim
Sen kesmez kılıçsın,paslı çeliksin(6)
Hainsin,canisin yüzelliliksin
Türk'üm de,mahkeme ananı s...sin
Vazgeldim soyumdan ben Türk değilim
Orhan Şaik Gökyay
Açıklamalar
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
(1)arnavuttan reis boşnaktan vali:şair devşirmelerin devlet kademelerinde görev almasından yakınıyor
--------------------------------
(2)Hasan ali:dönemin Milli Eğitim Bakanı Ermeni kökenli Hasan Ali Yücel Hümanist görüşlere sahip.
-----------
(3)Yokmuş Türk Ermeni Rum Çıfıt farkı:şair Türklerin öz vatanında azınlıklarla bir tutulduğundan yakınıyor
-------------------------------------
(4)Puşt ırkının kimler olduğu anlaşılamamıştır.
-------------------
(5)Bir ehheyi duyar Rus radyosundan: komünist Rusyanın uşağı İsmet İnönü ve hükümetinden bahsediyor
-----------------------------------
(6)Son kıtada ise vatanseverlere vatan haini iftirası atıldığndan yakınıyor.
NOT: BU ŞİİR 1944’TE TÜRKÇÜLERİN TUTUKLANMASI ÜZERİNE YAZILMIŞTIR.ORHAN ŞAİK GÖKYAY DA O DÖNEM IRKÇILIK-TURANCILIK DAVASINDA TUTUKLANANLAR ARASINDAYDI.ŞİİRİ İLK DEFA YAVUZ BÜLENT BAKİLER "GİDENLERİN ARDINDAN" ADLI ESERİNDE YAYINLADI.
Bursa Ülkü Ocaklarının efsâne başkanı, Ülküdaşım, kader arkadaşım, dert ortağım ve sırdaşım MEHMET KUTUCU, gelen emr-i ilâhîye riâyet ve itâat ederek Hakk’a yürüdü… Dâr-ı dünyadan, dâr-ı bekâya irtihâl etti.
Yorumlar
Yorum Gönder