deneme 84
Anadolu halkı her ideolojiyi mabadından anlamakta ustadır. Feministi feminist değil, özgürlükçüsü özgürlükçü değil, milliyetçisi milliyetçi değil. Bir tek biatçılığı olduğu gibi anlamışlar. Onda da rakipleri yok zaten.
Türkiyede milliyetçiysen ırkçısın,patriotismi bilen yok.içki içiyosan solcusun,kollektivizmi bilen yok.namaz kılıyosan sağcısın,ekonomik olarak sağ ne demek bilen yok.aşı maske karşıtı isen çomarsın bilimi reddediyorsun.türk halkının kafası sadece 2 kutuplu.
Kesinlikle. Her ideolojiyi uçlarda yaşamayı alışkanlık edinmişler. Hiçbir şeyin dozunu ayarlayamıyorlar
"Bu millet âlim değildir ama âriftir. Bu irfanı sayesinde pek çok şeyi okumuşlardan daha iyi sezer, farkeder ve bilir." -Ömer Seyfettin-
Temiz ve dürüst, çıkarı olmayan halk kim? Hayal dünyasında yaşamak böyle şey. Anadolu'da çiftçi kendi yiyeceğini ayrı eker, satacağını ayrı. Dürüst oldukları için mi?
bundan sonraki seçimde
yavuz ağıralioğlu kurnaz kurdu, milliyetçilik borsasında sinandan çok daha fazla keriz silkeleyecek.
sağ ile solun farkı:
sağ her zaman benim olmasa bile Türkiye'nin yararınaysa benimdir,
sol her zaman benim değilse Türkiye'nin yararına olsa bile benim değildir,
simdi soralım kim daha milliyetçi kim daha vatansever?
Sağ görüş kapitalizmin çocuğudur. Sağcılar, işin ucunda çıkarları olmasa namaz bile kılmazlar.
Milli piyango haram, dini piyango helal! olur mu öyle şey? Kadir, beklenince dini piyango vuran bir gece değildir, bir farkındalık ve kadir-kıymet bilmedir.
Senin kadir gecen, ayetlerin zihnine ve hayatına indiği gecedir. Eğer içinde anlam ve amaç (: Allah) yoksa, bir ömür bir gece kadar bereketsizdir. fakat eğer varsa, bir gece bir ömür kadar bereketlidir.
Osmanlıyı da Selçukluyu da tarikatlar yıktı. Şimdi de Cumhuriyeti parçalıyorlar. Memeleketin bütün zenginliklerini parazit gibi yer bitirirler. Ondan sonra da hiçbirşeyden haberleri yokmuşcasına düşmanla iş birliği yaparlar. Osmanlıda da Selçukluda da böyle oldu. Yabancı bir saldırı olursa düşmanla ilk önce iş birliği yapacak olnalarda bu tarikatlardır. Ne de olsa Cumhuriyetin parası ve kaynağı bitince yeni bir yerden para gelmesi gerekiyor. Zira ne çalışırlar ne bişey üretirler anca yatar ve yerler. Ne olcak sonuçta dokunulmazlık yeleği sırtlarında. İslam'ın bayiliğini almış gibi ahkam kesiyolarlar. Katolik ruhban sınıfı gibi İslam'dan aforoz etmeye çalışıyorlar insanları. Dün İngiltereye sattılar bugün de Amerikaya satmaya hazırlar. Tarikatların beleş ekmeği aktığı sürece memleketin selameti umurlarında olmaz. Kuvay-i Milliye modeli bir hareket vakti geliyor gibi. Yoksa sonumuz soykırım veya Anadolu'dan sürülmek olacak.
Profiline yörük yazmış, millete cahil diyor. Tek övünebileceği şey milliyeti bi de fenerin şampiyon olması. Bomboş bir hayat.
I. Kosova Savaşı veya Birinci Kosova Meydan Muharebesi, Sultan I. Murad önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Sırp kumandanı Lazar Hrebelyanoviç önderliğindeki çok uluslu Balkan ordusu arasında 28 Haziran 1389 tarihinde yapılan muharebe.
"Savaş sonunda bir Sırp soylusu olan Miloš Obilić, sultanın elini öpüp Müslüman olmak istediğini belirterek I. Murat'a yaklaşmış ve onu ani bir hamleyle hançerleyerek şehit etmiştir. Ölümünden sonra Hüdavendigar lakabının verildiği sultanın iç organları orada gömülmüş, geriye kalan naaşı Bursa'ya götürülerek orada defnedilmiştir. Bunun da etkisiyle I. Kosova Savaşı tarihte Sırp milliyetçiliğinin ilk yeşerdiği ve bugün Sırpların çok önem verdiği bir muharebedir.
Sırplar yeniden Osmanlı'nın üstünlüğünü kabul ettiler. Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açıldı. Bu Osmanlı galibiyetinden sonra Tuna güneyindeki Balkan topraklarında Osmanlılara karşı koyacak önemli bir güç kalmadı. Böylece Balkanların Türk egemenliğine geçtiği kabul ettirilmiş oldu."
1-Tarikatlar İslam’ın kendisi değildir; bir ekol ve farklı farklı yollardır. Herkes yürüyeceği yolu kendi seçer.
2-Suç kişiseldir. Yanlış yapan kişileri cezalandırmak ve bu yanlışların karşısında durmak ne kadar doğruysa topyekün bir camiayı hedef almak da bir o kadar yanlıştır.
Sen olayı çok farklı anlamışsın bu tarikatçıların ömürleri Atatürk ilke inkilaplarına devrimlerine karşı mücadele ile geçti .Kız çocuklarını okutmayın diyenlerden mi medet umacağız bu adamlardan bir kez olsun ülkenin kurucusu için Allah'tan rahmet dilediğini duydun mu? Hayır
Tarikatlar
II. Mehmed veya Fatih S. Mehmed’in Tarikat, tekke ve zaviyeleri kapatıp bunlara ait mülkleri ve arazileri kamulaştırdığını büyük çoğunluk bilmez. Sonrasında II. Bayezid’i destekleyerek iktidara getirdiler. Türk asıllı Karamanlı Mehmed’i katlettiler. Ve tüm mülklerini geri aldılar
Bu konu çok derin. Siyaset ve tarikat ilişkileri II Bayezid’den bu yana çözülemedi ve doğru düzgün bir zemine oturtulamadı.
III. Selim de öyle. Yeniçeri’den ulemadan illallah edip koskoca padişah paralel ordu ve mektep ve bunları finanse edecek paralel hazine kurmuş. Onu da öldürttüler. Doğrayıp halkın önüne attılar
aynen öyle fatih sultan mehmet 20 yy da yaşasaydı 1 numaralı kemalist olurdu daha bunu bilmez islamcılar
Döneminde en sevilmeyen sultanlardan. Yeniçeriler ve Tarikatlar nefret ediyor.
Fatih ideolojik olarak batılı akla bilime önem veren adam muhtemelen 20 yy da yaşasa pozitivist olurdu
3 şart sundukları söylenir.
Yeni akçe basılmayacak.
Sadrazam dönme devşirme olacak.
Vakıf-tekke-tarikat malları geri iade edilecek.
İkinci Bayezid Şeriatı geri getiren padişah olarak desteklenir bu gruplar tarafından.
Ülkücü hareketin Başbuğ’u Alparslan Türkeş; çoğu tarikat ve cemaat liderleri için: “Bunlar sarıklı rumdur!” demiştir…
Türk Milliyetçisinin bakış açısı budur!
📕 İNKILAP TARİHİ HAP BİLGİ
📍Erzurum Kongresi bölgesel kararları ulusaldır.
📍Mustafa Kemal halkın oyuyla ilk defa burada seçilmiştir.
❗️Manda ve himaye ilk defa Erzurum’da reddedildi.
📍Misakı milli sınırlarından ilk kez Erzurum’da söz edildi.
📍Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinde milli egemenlik savunulmamıştır. Mustafa Kemal bu kongrelere katılmamıştır.
⚠️NOT: Mustafa Kemal’in hazırlık döneminde en son katıldığı kongre Afyon Kongresidir.
📍Alaşehir Kongresinde tam bağımsızlıkta savunulmamış, manda savunulmuştur.
📍Sivas Kongresi ulusal bir kongredir.
📍Başkanlık ve manda himaye konularında tartışma yaşanmıştır.
❗️Ya İstiklal Ya Ölüm! parolası Sivas’ta söylendi.
📍Bütün cemiyetler Sivas’ta birleştirildi.
O'na dil uzatmayın;
Şimdi ben orduyu Nato'ya bağlayan Adnan Menderes'in, devlet maaşıyla kumar oynayıp boş zamanlarında "şiir" yazan Necip Fazıl'ın, düşmana teslim olan Vahdeddin'in, Kuvayi Milliye ordusunun İzmir'e girişini duyunca palayı pırtıyı toplayıp kaçan Damat Ferit'in, Kurtuluş Savaşı boyunca Mustafa Kemal aleyhine paçavra gazetelerinde yazılar yazan ve "İnşallah Yunanlılar kazanır" diye dua eden Ali Kemaller sürüsünün, Meclisi fesheden ve ülkeyi yıllarca tek başına yöneten baskıcı Abdulhamid'in, hamamda cariye kovalarken ayağı kayıp düşen Sarı Selim'in, öz oğlunu tuzağa düşürüp öldüren Kanuni'nin, Alevi kıyımı ve katliamıyla ün salan Yavuz Selim'in, kundaktaki öz kardeşini boğdurtup öldürten Fatih'in, taht kavgasıyla Osmanlı'yı dörde bölen Çelebi kardeşlerin, Şeyh Bedreddin, Börklüce ve Torlak Kemal gibi halk önderlerini katleden ve "mülk Allahındır" diyerek adalet istedikleri için binlerce insanın başını giyotin kütüklerinde kesen Şehzade Murat'ın, Ankara Savaşı'da Aksak Timur'a yenilip esir düştükten sonra intihar eden Yıldırım BaYezid'in... Bu zincir, Taa Emevi'ye, ordan da halifeler dönemine kadar uzar gider. Bunlar hakkında kalkıp bir laf söylesem, ter ter tepinir, bir de "ölülerin ardından konuşulmaz" diye din ve ahlak dersi vermeye kalkışırsınız.
Peki o zaman siz neden 85 yıl önce Hakkın huzuruna çıkmış olan bir lidere, bu milletin kurucusuna ve kurtarıcısına iftira atıyorsunuz? Hepimizin "anne" bildiği Zübeyde Hanım'a kendi pisliğinizi sıçratırken, siz hangi dinden ve ahlaktan bahsediyorsunuz?
Bakın soytarılar; eğer Yunan Generali Papulas bu iftirayı atsa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Çünkü Mustafa Kemal, Bizans'ı hortlatmak isteyen Papulas'ın hayallerini suya gömdü. Yunan İyonyası ve Ege kıyılarında Büyük Helen İmparatorluğu hayalleri unufak oldu.
Peki Mustafa Kemal sizin hangi hayallerinizi suya gömdü soytarılar? Saltanat ve hilafet mi, monarşi mi, teokrasi mi?
İngiliz Mühipleri Derneği'nin sadık ve gayretli üyesi,gizli ve karanlık işlerin vazgeçilmez adamı Sait Molla bu iftirayı atsa,anlarım.Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm.Çünkü adamcağız İngilizlerin g.tüne kıl olmak istedi,olamadı. Peki siz kimin nesi olmak istediniz de Mustafa Kemal bunu önledi soytarılar?Amerika'ya kıl oldunuz zaten...
Yunan Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Teotokis bunu söylese,anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Adamcağız Sakarya'ya kadar geldi,amacı Ankara'ya girip meclisi teslim almak ve Mustafa Kemal'i meydanda ayaklarından asmaktı. Fakat Mustafa Kemal onu ordusuyla birlikte Sakarya'da balçığa gömdü. Peki,Mustafa Kemal sizin neyinizi balçığa gömdü? Hangi kirli emellerinizi, hangi karanlık düşlerinizi?
Bu iftirayı Yunan Kralı Konstantin atsa,anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Adamcağız İngiliz Başbakanı Lloyd George'nin gözüne girmek ve Osmanlı paylaşılırken İstanbul'u kapmak gibi ham bir hayalin peşinde koşuyordu. Mustafa Kemal bu hayali de yerle bir etti. Peki,Mustafa Kemal sizin neyinizi yerle bir etti? Hurafelerinizi mi?
General Glikopis,General Dienis gibi Yunan komutanları bu iftirayı atsa,bu balçığı sıvasa, tamam der anlarım. Hatta anlamakla da kalmaz hak veririm. Çünkü onlar Büyük Taarruz'da esir düştüler. Mustafa Kemal'in çadırına getirildiklerinde, ezik, büzük,mahcup, aciz ve çaresizdiler.Bunu görünce Mustafa Kemal onlara sigara,kahve ikram etti, "üzülmeyin,savaşta olur böyle şeyler" diye de teselli etti...
İzmir'e girdiğinde Mustafa Kemal'in ayakları altına Yunan bayrağı serdiler, "tepele bu bayrağı Paşam!" dediler, fakat o asil ruh, "kaldırın bu bayrağı,bir milletin timsali tepelenmez" dedi. "Fakat onlar bizim bayrağımızı tepelediler" diye itiraz ettiler. "Onlar yanlış yapmış,ben aynı yanlışı tekrarlayamam" dedi Mustafa Kemal.
Mustafa Kemalde bu asalet ve bu insanlık farkını gören İzmirliler hüngür hüngür ağladı. "Bak şu asaletin büyüklüğüne, onlar galip gelselerdi bizim Paşamızı asacaklardı,ama bizim Paşamız onların bayrağını çiğnemiyor!" dediler.
LUTFİ FİKRİ
(1872-1934)
Hukukçu ve siyaset adamı.
Mezun olduğu ve ders verdiği okul
MEKTEB-i MÜLKİYYE
Osmanlı Devleti’nde memur yetiştirmek amacıyla 1858’de açılan okul.
Haberleştiği iddiasıyla hapse girmesine sebep olan kişi
MİZANCI MURAD
Jön Türkler’in önde gelen isimlerinden, fikir adamı, gazeteci ve yazar.

Müellif:
ALİ BİRİNCİ
İstanbul’da doğdu. Tam adı Ömer Lutfi Fikri olup devrin valilerinden Hüseyin Fikri Paşa’nın oğludur. Üç yıllık Mülkiye İdâdîsi’nden sonra iki yıllık yüksek kısmını tamamlayıp ağabeyi Mehmed Münci ile birlikte Temmuz 1890’da Mekteb-i Mülkiyye’den mezun oldu. Ardından Paris Hukuk Fakültesi ve Ecole Libre des Sciences Politiques’in Section Diplomatique kısmında eğitimini sürdürdü, Nisan 1894’te İstanbul’a döndü. Kısa bir süre sonra Mizancı Murad’la haberleştiği iddiasıyla tutuklanarak on altı ay hapis yattı. Nisan 1897 başlarında hapisten çıkınca kaçmaması için gereken tedbirler alınarak bir memuriyetle taşraya gönderilmesine karar verildi ve 21 Temmuz’da Hamîdâbâd (Isparta) sancağı tahrirat müdürlüğüne tayin edildi. 29 Nisan 1898’de Niğde sancağı tahrirat müdürlüğüne nakledildiyse de Vali Galip Paşa ile anlaşamadığından bu görevden ayrılmak zorunda kaldı (9 Mayıs 1899). Avlonyalı Ferid Paşa’nın desteğiyle son memuriyeti olan Tortum kaymakamlığına getirildi. Bu görevinde iki yılı tamamlamadan kaçarak Rusya’ya sığındı (1901) ve oradan Avrupa’ya geçti. Daha sonra Mısır’a yerleşti, zaman zaman Avrupa ülkelerine seyahat etti. Bir ara yurda dönmek için hükümete başvurdu; ancak kendisini Avlonyalı Ferid Paşa’nın adamı kabul eden Dahiliye Nâzırı Memduh Paşa bu isteği geri çevirdi.
Lutfi Fikri, İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne ilk girenlerden biri olduğunu söylerse de bu harekete katıldığına dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine Mısır’dan İstanbul’a geldi ve Dersim mebusu olarak ilk Meclis-i Meb‘ûsan’a girdi. Kısa bir müddet sonra İttihat ve Terakkî’ye muhalefet etmeye başladı. Bu arada 1909’da Mülkiye Mektebi’nde ceza hukuku dersleri verdi. Mutedil Hürriyetperverân Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı ve bu hareketin gerçek önderi oldu. Birçok gazete çıkardı. Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın da kurucularından biri ve partinin matbuattaki en gür sesiydi. 1915’te gittiği Avrupa’dan Mütareke’den sonra döndü. Bir yandan avukatlık, bir yandan da Sabah gazetesinde başmuharrirlik yaptı.
İstanbul ve Ankara hükümetleri arasında bir diyalog kurup aralarını bulmak amacıyla Müsâlemet İttifakı adıyla bir dernek kurdu; ancak bu teşebbüsten bir sonuç çıkmadı. Saltanatın ve hilâfetin kaldırılmasına karşıydı. 10 Kasım 1923 tarihli Tanin’de yayımlanan bir yazısında halifeye istifa etmemesini telkin ettiği ve hilâfeti savunduğu için İstiklâl mahkemesinde yargılanarak beş yıl hapis cezasına çarptırıldı; fakat kendi başvurusu ile çıkan özel bir kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından affedildi. Muhalif tutumunu sürdürmesi üzerine Temmuz 1925’te ikinci defa İstiklâl Mahkemesi’ne çıkarıldıysa da bu defa beraat etti. 1920-1928 yılları arasında İstanbul Barosu başkanlığında bulundu; hayatının geri kalan kısmını avukatlık yaparak geçirdi. 7 Ekim 1934’te tedavi için gittiği Paris’te öldü ve Père-Lachaise Mezarlığı’na defnedildi. Kemikleri on sekiz yıl sonra İstanbul’a getirilerek Edirnekapı Mezarlığı’nda kendi yaptırdığı kabrine annesiyle babasının yanına gömüldü.
II. Meşrutiyet’in mücadeleci ve muhalif simalarından ve meclisin en iyi hatiplerinden biri olan Lutfi Fikri siyasî hayatında her zaman idealist bir tavır ortaya koydu, kanaatlerini dile getirmekten çekinmedi. Arapça, Fransızca ve Almanca biliyordu. Lutfi Fikri’nin kitaplarından başka çıkardığı Tanzimat gazetesiyle diğer gazete ve dergilerde birçok yazısı bulunmaktadır. Bilinen ilk yazıları Paris’ten döndükten sonra Maârif’te çıkmış (20 Temmuz / 9 Teşrînisâni 1311, s. 192-204), ilgi çeken bu yazılar muhtemelen hapse girdiği için kesilmiştir.
Ali Şükrü Bey (1884; Beşikdüzü, Trabzon - 27 Mart 1923, Ankara), Türk asker, gazeteci ve siyasetçi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
1. dönem milletvekili
Görev süresi
23 Nisan 1920 - 15 Nisan 1923
Seçim bölgesi
1920 – Trabzon
Osmanlı Meclis-i Mebûsan
6. dönem milletvekili
Görev süresi
12 Ocak 1920 - 18 Mart 1920
Seçim bölgesi
1920 – Trabzon
Donanma Cemiyeti 2. Başkanı
Görev süresi
1909-1920
Kişisel bilgiler
Doğum
1884
Beşikdüzü, Trabzon, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm
27 Mart 1923 (38-39 yaşlarında)
Ankara, Türkiye
Vatandaşlığı
Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye
Partisi
İkinci Grup
Bitirdiği okul
Bahriye Mektebi
Mesleği
Asker, gazeteci, siyasetçi
Osmanlı İmparatorluğu
Hizmet yılları
1904-1920
Rütbesi
Yüzbaşı
Osmanlı Meclis-i Mebûsan 6. dönem milletvekili ve TBMM 1. dönem Trabzon milletvekili olarak yer aldı; 1. TBMM'de Mustafa Kemal Paşa'ya karşı en sert muhalefeti ortaya koyan milletvekili olarak tanındı.[1] 1923'te bir suikast sonucu öldürüldü. Öldürülmesi, Türkiye'nin ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinir.[1]
Hayatı
Değiştir
Ali Şükrü Bey, Trabzonlu olup 1884 yılında Beşikdüzü'ne bağlı Denizli köyünde doğmuştur. Babası mütekaid Bahriye kolağası (önyüzbaşı veya kıdemli yüzbaşı) Hacı Hafız Ahmet Kaptan'dır. Aileleri mahallen "Reisoğulları" namıyla meşhurdur.[2]
Heybeliada'da bulunan Bahriye Mektebi'nde öğrenim gördü. Okulu 1904 yılından tamamladı ve bahriye erkan-ı harp subayı oldu. 1909 yılında kurulan Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti'nin kurucularından birisi oldu ve bir süre ikinci başkanlık görevini üstlendi.[3] Cemiyetin Osmanlı donanması için almak istediği nakliye gemilerini almak üzere Liverpool'a gönderildiğinde eğitimini tamamladı ve çok iyi düzeyde İngilizce öğrendi.[2] İngiltere'de bulunduğu dönemde Türkiye aleyhine yapılan propagandalara karşı çalıştı; Liverpool Times gazetesinde çeşitli makaleleri yayımlandı.[2]
Siyasete atılması
Yüzbaşı rütbesinde iken askerlikten istifa edip siyasete atılmaya karar verdi. İttihat ve Terakki aleyhtarı görüşlere sahipti. 1920'de Osmanlı Meclis-i Mebûsan'ında Trabzon mebusu seçildi. İstanbul'un işgalinden sonra Meclis-i Mebusan'ın kendini feshetmesi üzerine Ankara'ya giderek ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Trabzon milletvekili olarak girdi.
TBMM vekilliği
Değiştir
Ali Şükrü Bey, TBMM'ye girişinden hemen sonra, halkın Millî Mücadele'ye inandırılması ve düşman propagandalarının etkisiz hale getirilmesi amacıyla meclis tarafından oluşturulan İrşad Encümeni'ne katıldı ve bu encümenin bir üyesi olarak civar illeri gezdi.[2]
Muhafazakâr bir yapıda olan Ali Şükrü Bey mecliste, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğindeki Birinci Grup'a muhalif milletvekillerinin toplandığı İkinci Grup'un liderlerinden biri oldu. 28 Nisan 1920’de içki yasağı konusunda meclise yasa teklifi verdi ve yasalaşması için büyük çaba sarf etti.[4]
İkinci grubun görüşlerini açıklamak ve yaymak üzere Mustafa Kemal Paşa'nın Hâkimiyet-i Milliye gazetesine karşı Tan gazetesini yayımlamaya başladı.[3][5] 68 sayı çıkabilen gazetenin hemen hemen tüm başyazılarını Ali Şükrü Bey yazdı.[6]Lozan görüşmelerinden sonra yapılan meclis oturumlarında; İsmet Paşa'nın hariciyeci olmadığı için Lozan'da acemice işler yaptığını ve TBMM'nin kendisine verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri sürdürdüğünü savundu. Lozan'da devam eden müzakerelerin durumu hakkında TBMM'ye açıklanan resmi bilgiler ile dış kaynaklı haberler arasında çelişkileri dile getirdi.[5]
27 Mart 1923 günü ortadan kaybolmuş, iki gün sonra kardeşi Şevket (Doruker) Bey tarafından hükûmete bildirilmiş, üç gün sonra da cesedi bulunmuştur. Hükûmet, olayın failinin Gazi Milis Yarbay Topal Osman Ağa olduğuna hükmetmiş ve Ağa'yı tutuklamak üzere hareket geçmiştir. Nihayetinde Osman Ağa, yaralı bir şekilde tevkif edilmiş bir halde iken Meclis'in idam kararı sebebiyle Ulus Meydanı'nda başı olmadan ayaklarından asılmıştır. Ali Şükrü Bey'in cenazesi Hacı Bayram Camii'nde cenaze namazının ardından Trabzon'a gönderilmiş ve Boztepe'de defnedilmiştir.
Suikast
Değiştir
Ali Şükrü cinayeti, Türkiye'nin ilk siyasi suikastlarından biri olarak bilinmektedir.[1]
Ali Şükrü Bey'in Trabzon Boztepe'de bulunan kabri
Ali Şükrü Bey, 27 Mart'ta ortadan kaybolmuş; 3 gün sonra kardeşi aranması için Bakanlar Kurulu'na başvurmuştu.[5] Ali Şükrü Bey'in cesedi, Ankara'nın Mühye köyü civarında bulundu; boğularak öldürüldüğü anlaşıldı. Meclise katillerin meclis kapısı önünde asılarak teşhiri için yasa teklifi verildi.
Cinayeti araştırmak üzere kurulan komisyon, Ali Şükrü Bey'i Topal Osman'ın Ankara'da, Papazınbağı'ndaki evinde öldürdüğünü tespit etti. Teslim olmayı kabul etmeyen Topal Osman, 1 Nisan'ı 2 Nisan'a bağlayan gece Muhafız Taburu jandarmaları ile kendi adamları arasında yaşanan çatışmada yaralı olarak ele geçirildi ve başı kesilerek defnedildi. Ali Şükrü'nün katillerinin meclis önünde asılması teklifi yasalaşmış olduğu için Topal Osman'ın başsız cesedi sonradan mezardan çıkarılmış ve ayağından darağacına asılmıştır.
Topal Osman
Türk milis yarbayı
İsmail Çamaş
Yorumlar
Yorum Gönder