deneme 9
Yeni ekonomik ve sosyal sistemimizde turizm yeni iş kapısı oldu.
In our new economic and social system tourism has been opened up to working people.
Onun sayesinde turizm %10 arttı.
Because of her, tourism is up 10%.
Nevada'dan Bay Michael Corleone turizm ve eğlence faaliyetlerindeki ortaklarımızı temsilen.
Mr Michael Corleone of Nevada representing our associates in tourism and leisure activities.
Ayrıca turizm bakanından da randevu alın.
And get an appointment with the tourism ministry.
Bilbao'da turizm bina tamamlandıktan sonra yüzde 2500 arttı.
Tourism in Bilbao increased 2,500 percent after this building was completed.
Burada tekne gezintileri düzenlemek ve büyük ölçekli turizm geliştirmeyi istiyorum.
I want to organize excursions here, and to develop large-scale tourism...
Bugünler turizm oldukça popüler bir alan.
Now a days tourism is a highly sought after area.
Al New York için turizm yöneticiliği yapıyor.
Al's the director of tourism for New York.
Balıkçılık ve turizm önemli gelir kaynaklarıdır.
Tourism and fishing are the main sources of revenue.
More features with our free app
Voice translation, offline features, synonyms, conjugation, learning games
Durduramaz seni hiçbir mesafe
Uçarsın ona büyülenmişcesine
Ve sen ki, o ışığın aşığısın,
Pervane gibi onda yanarsın.
Şu temel kanundan nasipsizsen sen de
Yani, Öl ve Ol! Sırrına sen ermedikçe
Acınası misafirsin şu karanlık yeryüzünde.
Goethe, Doğu-Batı Divanı
Şoför Kelimesi Nereden Gelmiş Olabilir?
şoför kelimesinin kökenine dair bir iki bir şey karalamak istiyorum
şoför fransıza bir kelime. dilimize fransızca'dan gelmiş. fransızca orijinali ise "chauffeur". anlamı ısı/ısıtan demek.
bilirsiniz eski lokomotifler ve gemiler buharla çalışırdı. lokomotifin hareket etmesi için bir görevli ateşe kömür atardı, böylece buhar oluşur ve lokomotifi hareket ettirirdi. işte kömürü atan bu görevliye "chauffeur" yani şoför denirdi. yani ısıtıcı.
peki nasıl oldu da lokomotif şoförü araba şoförü oldu?
1800'lü yıllar ilk arabaların ortaya çıktığı dönemlerdir. henüz bir araba sanayiden bahsetmek bile oldukça zordur çünkü çalışmalar bireysel uğraşlar ile yapılıyordu. araba sektörünün emeklemeye başladığı bir zaman.
o zamanlar arabalar iki türlü yapılıyordu. benzinle ve buharla. işte bu buhar arabası ile uğraşan fransız sanayici leon serpollet petrolle ısıtılan bir kazan icat etmişti. bu kazanın içindeki su, dar tüplerde hızlıca dolaşarak buhara dönüşüyordu. eee, doğal olarak arabanın sürücüsü artık bir şofördü yani ısıtıcı. böylece bu kelime artık yanlış bir anlamda kullanılacaktı.
leon serpollet: 1858 ile 1907 yılları arasında yaşamış bir fransız sanayici. bir demircinin oğlu idi.
"Mustafa Kemal ve İttihat Terakki
Mustafa Kemal 29 Ekim 1907’de Hakkı Baha’nın Selanik’teki evinde yemin ederek İttihat ve Terakki’ye üye olmuştur. Üyelik numarası 322’dir.(9 ve 9a) 1908, Hürriyet’in ilanında ve 31 Mart ayaklanmasının bastırılmasında aktif olarak yer almış bir İttihat Terakki üyesidir. İttihat ve Terakki tarafından Trablusgarp’a gönderilmiş, dönüşte de 1909 yılında toplanan İttihat ve Terakki kongresine katılmıştır. Bu kongrede üç kişi öne çıkmıştır…”
Açıklamalardan anlaşılan;
-Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini kuranların İttihatçılar olduğu; Diğer ifadesi ile, Halk Fırkası’nın temelinin, onun (resmi) bir siyasi parti olarak açıklanmasından yaklaşık üç yıl önce atılmış, olduğudur.
Açık ifadesi ile, İttihatçılar kaldıkları yerden devleti yönetmeye devam etmişlerdir.
Ancak…
Mustafa Kemal Paşa’nın “İttihatçılığı” konusunda büyük tartışmalar bulunmakla birlikte; İttihat ve Terakki’yi, Selanik Mebusu, Musevi Emanuel Karasu’nun kurduğu ifade edilir…"
Timur, Bayezid, Trump
Ankara Savaşı sonrasında Yıldırım Bayezid ile Moğol İmparatoru Timur’un karşı karşıya geldikleri bir an tasvir edilir.
O dönem için dünyanın en büyük iki ordusunu karşı karşıya getiren Ankara Savaşı’nı kazanan Timur, Bayezid’ı görünce gülmeye başlar.
Bayezid gerekçesini sorduğunda ise şunu söyler:
“Koskoca dünya benim gibi bir topalla senin gibi bir köre kaldı ya, ona gülüyorum.”
Gerçekten de Bayezid’in sağ gözü çok zayıf görürken, Timur’un da sol ayağı topaldı.
Ama ikisi de büyük liderler, kıymetli komutanlardı.
İçinde yaşadığımız çağa körlükle bakıp, gereğinden fazla önemsemek istemem. Dünya savaşlarının yaşandığı, Hitler, Stalin gibi anomalilerin dünyaya hükmettiği dönemler oldu.
Ancak Ankara Savaşı’nın 1402 yılında yapıldığı dikkate alınırsa, 6 asır sonra belki de ikinci kez dünya kör/topal; (ama bu kez yönetsel anlamda) liderlerin eline kaldı.
ABD’de Trump, İngiltere’de Boris Johnson, Rusya’da Putin’in yönetiminde söz sahibi olduğu bir dünya.
Bizim aleyhimizde olsa da öngörülebilir tutumları nedeniyle Merkel-Sarkozy ikilisine rahmet okutan günlük değişen halleri.
Trump birçok şey olabilir. Başarılı ya da başarısız bir iş insanı. Renkli bir kişilik. Maraz çıkarmaya meyilli bir lider. Belki çok başarılı, belki de çok başarısız olur. Ancak, bir tek şey olamayacağı kesindir:
Trump bir devlet adamı değil ve asla olmayacak.
O nedenle attığı tweet’te kullandığı 280 karakterin her birinin ardında ayrı bir kusur yatıyor. Üslubu çirkin ve rahatsızlık verici.
"Osmanlı İmparatorluğu’nda yer alan azınlıklardan kültür ve sanat hayatımız, özellikle gazeteciliğimiz içinde görev yüklenenlerin İstanbul’da kurdukları basımevleri de Türklerden çok öncedir. Yahudiler 1492’de, Ermeniler 1567’de, Rumlar da 1627 yılında basımevlerini kurup işletmeye başlamışlardır. Bu duruma göre azınlıklar arasında basımevine en geç kavuşan Rumlar ile İbrahim Müteferrika’nın basımevi arasında 100 yıllık bir mesafe var demektir.
"Berkes’i alıntılayarak söyleyelim: “Mustafa Kemal’in arkasındaki bir avuç ilericilerle, gene bu savaş içinde bulunan muazzam bir gericiler kütlesi arasında didişile didişile santim santim koparılmış bir devrimdir.”"
Agop Dilaçar
Agop Dilaçar, 21 dil bilen bir Ermeni. Liyakatine binaen Türkçe alfabe yapma görevi ona verildi.
Yaptığı alfabede 1 tane noksanlık yok.
Bilmeyenler için yazayım: Harf devrimi 1928'te, dil devrimi 1932'de. Harf devrimi Arap alfabesine karşı, dil devrimi ise "Lisan-ı Osmanî"ye karşı yapıldı. Dil devrimi halkın dilini devlet dili yaptı. Osmanlının devlet dili halkın dili değildi. Lisan-ı Osmanî adlı uydurukça idi.
Harf Devrimi, Cumhuriyet ve Atatürk demek Behram Kurşunoğlu demektir. "Harf Devrimi bizi cahil bıraktı" diyenler ise yanmaz kefen satan, kızların okumasına karşı olan, Ortaçağ'dan kalma cahil Arap Softalarıdır. Dertleri Türk Ulusunun Kültürünü Araplığa asimile etmektir.
Atatürk'ün Latin Alfabesi İsteği
Çünkü o zamanlar bizden önce azerbaycan hükümeti ve bazi ortaasya devletleri latin alfabesini alıyor, ataturkte ayni sekilde hem turk diline uygun oldugu hemde Azerbaycan ve ortaasya Türk Devletleri ile daha iyi antlaşmalar iletişim kurmak kültür bağını koparmamak icin latin alfabesini alıyor,
"Türkler, ilk olarak ulusal bir alfabe olan 38 harfli Orhun alfabesini kullanmışlardır. Bu alfabe ile yazılan ilk yazı örnekleri MÖ 5. yüzyılda Issıg (Esik) Kurganında bulunmuştur. Daha sonra 9. yüzyıldan sonra kısa bir süre Uygur alfabesi olarak anılacak olan 18 harfli Sogd alfabesini kullandılar. İslamiyetle birlikte Arap alfabesi yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Rusya, Orta Asya Türklerinin alfabesini 1926'da Latin alfabesine, 1930'da ise Kiril Alfabesine çevirmiştir. Türkiye, 1928'de Latin alfabesini kullanmaya başlamıştır. Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan gibi Türk ülkeleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra Latin Alfabesine geçmişlerdir. Ancak Kazakistan ve Kırgızistan gibi Kiril alfabesini sürdüren ülkeler de bulunmaktadır. Bugün Türkler arasında en yaygın alfabe, Latin ve Kiril alfabeleridir.
Karay Türkleri gibi Yahudi Türk toplumları, İbrani alfabesini de kullanmışlardır. Bunun dışında Ermeni alfabesi, Hint alfabesi, Çin alfabesi gibi alfabeleri kullanan küçük Türk toplulukları da olmuştur."
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Alfabe#:~:text=T%C3%BCrkler%2C%20ilk%20olarak,topluluklar%C4%B1%20da%20olmu%C5%9Ftur.
[27/7 20:58] Hatunum: "Alfabe veya abece, her biri dildeki bir sese karşılık gelen harfler dizisidir. "Abece" kelimesi, Türkçedeki ilk üç harfin okunuşundan oluşur. Benzer biçimde Fransızca kökenli “Alphabet”[1] kelimesinden Türkçeye geçen "alfabe" sözcüğü, eski Yunancadaki ilk iki harf olan "alfa" ile "beta"nın okunuşundan gelir."
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Alfabe#:~:text=Alfabe%20veya%20abece,n%C4%B1n%20okunu%C5%9Fundan%20gelir.
[27/7 21:02] Hatunum: "Türkçe, 1000 yılı aşkın bir süre Arap alfabesinin Türkçe formu kullanılarak yazılmıştır. Arapça ve Farsça kelimeler içeren Osmanlı Türkçesi için en uygun alfabedir. Ancak, kelime dağarcığının Türkçe kısmı için uygun değildi. Arapça ünsüzler bakımından zengin, ünlüler bakımından ise zayıfken, Türkçe tam tersidir. Dolayısıyla Arap alfabesi, Türk sesbirimlerini temsil etmekte yetersiz kalmıştır. 19. yüzyılda telgraf ve matbaanın tanıtılması ile Arap alfabesi kullanılan Osmanlı Türkçesi'nde çeşitli zorluklar ortaya çıkardı.[2] Ayrıca, Osmanlı döneminde okuryazarlığın zayıf kalmasının nedeni Arap alfabesinin zor ve yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır şeklinde eleştiriler bulunmaktadır.[3]"
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_alfabesi#:~:text=T%C3%BCrk%C3%A7e%2C%201000%20y%C4%B1l%C4%B1,ele%C5%9Ftiriler%20bulunmaktad%C4%B1r.%5B3%5D
Türk alfabesi, Türkçenin yazımında kullanılan alfabedir. 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı yasayla tespit ve kabul edilmiştir.[1]
Türk alfabesi, Latin harfleri temel alınarak, 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı yasayla tespit ve kabul edildi.[1] Bu kanuna göre, Türk alfabesinde 29 harf bulunur. 8 ünlü, 21 ünsüz harf vardır. Alfabeyi oluşturan büyük ve küçük harfler, sırasıyla aşağıdaki biçimde yazılır. Ayrıca ünlü “a, u, ı” harflerinin üzerinde yabancı kökenli sözlerde, ince okunuşu ve (bazı durumlarda) uzunluğu göstermek için im (^) kullanılmaktadır. “E” ve “O” harflerinde bu im kullanılmaz. (Bakınız: Düzeltme işareti kısmı)
Erken reform teklifleri ve alternatif senaryolar Düzenle
Bilinen en eski Türk alfabesi, eski Türk alfabesi olarak da bilinen Orhun alfabesidir ve tarihi 7. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Türk dilleri tarih boyunca Uygur, Kiril, Arap, Yunan, Latin ve diğer bazı Asya yazı sistemleri de dahil olmak üzere pek çok alfabe kullanmışlardır.
Türkçe, 1000 yılı aşkın bir süre Arap alfabesinin Türkçe formu kullanılarak yazılmıştır. Arapça ve Farsça kelimeler içeren Osmanlı Türkçesi için en uygun alfabedir. Ancak, kelime dağarcığının Türkçe kısmı için uygun değildi. Arapça ünsüzler bakımından zengin, ünlüler bakımından ise zayıfken, Türkçe tam tersidir. Dolayısıyla Arap alfabesi, Türk sesbirimlerini temsil etmekte yetersiz kalmıştır. 19. yüzyılda telgraf ve matbaanın tanıtılması ile Arap alfabesi kullanılan Osmanlı Türkçesi'nde çeşitli zorluklar ortaya çıkardı.[2] Ayrıca, Osmanlı döneminde okuryazarlığın zayıf kalmasının nedeni Arap alfabesinin zor ve yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır şeklinde eleştiriler bulunmaktadır.
Kıpçaklar tarafından yazılmış Codex Cumanicus da Latin alfabesi ile yazılmıştır.
Bazı Türk reformcular, Atatürk'ün reformlarından daha önce Latin alfabesine geçilmesi konusunda çeşitli çalışmalar yaptılar. 1862'de, devlet adamı Mehmed Tahir Münif Paşa alfabe reformunu savundu. 20. yüzyılın başında, Hüseyin Cahit Yalçın, Abdullah Cevdet ve Celal Nuri İleri de dahil olmak üzere Jön Türk Devrimi ile ilişkili birçok yazar tarafından benzer önerilerde bulunuldu.[2] Enver Paşa ise Osmanlıca harflerin ıslah edilmiş halini ordu içinde denemişti.[4] Konu, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Ekonomik Kongresi sırasında 1923 yılında tekrar gündeme geldi ve birkaç yıl sürecek olan bir kamuoyu tartışmasına yol açtı. Arap alfabesinin kaldırılmasına muhafazakâr ve dini kesimler şiddetle karşıydı. Bu değişikliğin Türkiye'yi, İslam dünyasından ayıracağı ileri sürüldü. Diğerleri ise pratik gerekçelerle bu değişikliğe karşı çıktılar; o zaman Latin alfabesinin Türk fonemleri için kullanılabilecek uygun bir uyarlaması bulunmuyordu. Ancak 1926'da Sovye
"Kıpçaklar tarafından yazılmış Codex Cumanicus da Latin alfabesi ile yazılmıştır.
Bazı Türk reformcular, Atatürk'ün reformlarından daha önce Latin alfabesine geçilmesi konusunda çeşitli çalışmalar yaptılar. 1862'de, devlet adamı Mehmed Tahir Münif Paşa alfabe reformunu savundu. 20. yüzyılın başında, Hüseyin Cahit Yalçın, Abdullah Cevdet ve Celal Nuri İleri de dahil olmak üzere Jön Türk Devrimi ile ilişkili birçok yazar tarafından benzer önerilerde bulunuldu.[2] Enver Paşa ise Osmanlıca harflerin ıslah edilmiş halini ordu içinde denemişti.[4] Konu, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Ekonomik Kongresi sırasında 1923 yılında tekrar gündeme geldi ve birkaç yıl sürecek olan bir kamuoyu tartışmasına yol açtı. Arap alfabesinin kaldırılmasına muhafazakâr ve dini kesimler şiddetle karşıydı. Bu değişikliğin Türkiye'yi, İslam dünyasından ayıracağı ileri sürüldü. Diğerleri ise pratik gerekçelerle bu değişikliğe karşı çıktılar; o zaman Latin alfabesinin Türk fonemleri için kullanılabilecek uygun bir uyarlaması bulunmuyordu. Ancak 1926'da Sovyetler Birliği'ne bağlı olan Türk cumhuriyetleri Latin alfabesini benimseyerek Türkiye'deki reformculara büyük bir destek verdi.
Türkçe konuşan Ermeniler, Mesrobian alfabesini yüzyıllarca Türkçe kutsal kitaplar ve diğer kitapları yazmak için kullandılar ve modern Türk alfabesini icat eden dil takımında Agop Dilâçar gibi birçok Ermeni dilbilimci bulunuyordu.[6] Karamanlıca da benzer şekilde Yunan alfabesi ile yazılmıştır.
Modern Türk alfabesinin tanıtımı
Günümüzdeki 29 harfli Türk alfabesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından tanıtılmıştır. Ayrıca Atatürk devrimlerinin önemli bir adımıdır. Planlarını Temmuz 1928'de açıkladı ve aşağıdaki üyelerden oluşan bir Dil Komisyonu (Dil Encümeni) kurdu:
Ragıp Hulusi Özden
İbrahim Grantay
Ahmet Cevat Emre
Mehmet Emin Erişirgil
İhsan Sungu
Hüseyin Avni Başman
Falih Rıfkı Atay
Ruşen Eşref Ünaydın
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Komisyon, Latin alfabesini Türk dilinin fonetik gereksinimlerini karşılayacak şekilde uyarlamaktan sorumluydu. Ortaya çıkan Latin alfabesi, eski Osmanlı alfabesini yeni bir forma dönüştürmek yerine, konuşulan Türkçenin gerçek seslerini yansıtacak şekilde tasarlanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk bizzat komisyonla ilgilendi ve değişiklikleri tanıtmak için bir "alfabe seferberliği" ilan etti. Yeni yazı sistemini açıklayan ve yeni alfabenin hızlı bir şekilde benimsenmesini teşvik etmek amacıyla tüm ülkeyi gezdi. Dil Komisyonu beş yıllık bir geçiş dönemi önerdi; Atatürk bunu çok uzun gördü ve üç aya indirdi. Ardından 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı kanunla birlikte yeni alfabe kanunlaştı.[1] 1 Aralık 1928'den itibaren gazete, dergi, filmlerde alt yazı, reklam ve işaretler yeni alfabenin harfleri ile yazılmak zorundaydı. 1 Ocak 1929'dan itibaren, yeni alfabenin kullanımı tüm kamu iletişiminde olduğu kadar bankaların ve siyasi veya sosyal kuruluşların iç iletişiminde de zorunluydu. Kitapların da 1 Ocak 1929'dan itibaren yeni alfabe ile basılması gerekiyordu. Halkın ise 1 Haziran 1929'a kadar kurumlarla olan işlemlerinde eski alfabeyi kullanmalarına izin verildi.
O zamanlar Fransız kontrolü altında olan ve daha sonra Türkiye'ye katılacak olan Hatay Devleti de, yerel Türkçe gazetelerin Latin alfabesi ile yayınlanmasını 1934'te kabul etti.
Şu an bildiğin dilde 1 tane kitap bile okumamışsın, 100 yıl önce yazılanı okuyacakmış.
Dil devrimi
Namık kemal olur mu öyle şey demiş
İsmet paşa Enver zamanidna geçildi başarılı olamadı . Sende kullanırsan geçelim demiş Atatürk'e
Okuma yazma kolaylığı değil
Kopmak istediğin bir kültür var dahil olmak istediğin bir Avrupa kültür var buna dahil olmak için dil devrimi lazım . Çağdaşlaşma projesi paket halinde düşünmek lazım takvim kıyafet ölçü herşey değişmiş
28 de artık kendi iktidarını kesinleşince yapmış . 1927 de kaim Karabekir vs hepsini eleyince başlıyor
Gercekyen objektif olabileceğini düşündüğümüz adamlar elitler diyelim Peyami Safa , zeki Velidi , Tanpınar, köprülü gibi adamlar bunlar karşı. Falih Rıfkı , Yakup kadir kadro dergisi ekibi Atatürk'ün yanındaydı
Mu kıtası , Sümerler türk , Hititler turktur saçmalıkları çöktü..
Gelenekler yaratılan birşey yüzde yüz organiktir diyemezyiz . Fes gibi fes daha yüz sene önce bir degisimin semboluydu. Sonra Atatürk'ün şapkasına karşı çıktı
Fransız devriminde saçmalıklar oldu
Yer adları değişti, madam mösyö kullanılmadı, takvimi değiştirdiler
Sonra hepsi geri döndü gibi
Balkan savaşlarından sonra muazzam bir ozguvensizlik vardi .
Japonlar harf devrimi yapmadı ama şuan ordusu yok gibi birşey
Zaten muhafazakarlar 1918 de uçuyorduk demiyor.
Bu kadar sert mi olmalı bu kadar inorganik mi olmalı diyorlar
Harf devrimi
"İstanbul'da 1 yılda yazılanlar Paris'te bir günde yazılanlardan daha azdır." Fransız yazar ve filozof Voltaire (1731)
Bu çocuklara birisi söylesin, ecdadının okunacak kitabı zaten yoka yakındı diye.
Atatürkten önce okuma yazma oranı %2 -3 idi. Atatürkten sonra bu oran %70'lere kadar çıktı.
Osmanlı'da son 300 yılda basılan kitap: 145 Cumhuriyetin ilk 10 yılında basılan kitap: 16.063
Bir gecede cahil kaldık diyenler aslında hep cahildi ve hep öyle kaldılar.
1. Japonların alfabesi yok, yazı sistemi var.
2. 3000 yıl önce Japonya'da yazı sistemi yoktu, ilk yazı sistemi 5. yy.da Çin'den geldi.
3. Günümüze ulaşan en eski Japonca eserler 8. yy.dan.
4. Japonlar onları nah okur.
5. Çoğu Japon bundan yüz yıl evvel yazılanları bile zor okuyor
Harf devrimi
Şimdi herkesten rica ediyorum, benim yazacaklarımı bir şekilde bu soysuz ukala herife ulaştırın.
1-)"Zafer" ve "Cumhur" kelimelerinin kökeni Arapça değil, Sümercedir. Tıpkı "Allah" isminin kökeninin Sümerce olduğu gibi. Bu arada Sümerler, Sami kökenli bir millet değil, Turani-Altayik bir millettir. Yani Türkler ile akrabadır.
2-)Arap alfabesinin İslam Alfabesi olduğu külliyen yalandır. İbadetin ve Ezanın Arapça yapılmasının farz olduğunu da bu soytarı mabadından uydurmuştur
Ezanın Kökeni, MS 4. YY'da Hristiyanlığı kabul eden Etiyopya'daki Aksum Kralı Ezana'nın (Abraha/Ebrehe) adından gelir. Hristiyanlığı kabul eden Kral Ezana, halkın da bu dini benimsemesi için günün belli saatlerinde Krallığın resmi dininin Hristiyanlık olduğunu bildiren bildiriler okuttururdu, bu bildirilere de "Kral Ezana'nın bildirisi" anlamına gelen Ezan denilirdi.
Dolayısıyla bu soytarının "Ezan Arapça okunur, bu farzdır" demiş olması deli saçmasıdır.
3-)İlk Türkçe Ezan aynı zamanda İslam Halifesi de olan 2. Abdülhamid döneminde okutulmuş, ne var ki uygulamadan vazgeçilmiştir. Yine harf devrimi çalışmalarına da 2. Abdülhamid döneminde başlanmış, Sultan Abdülhamid, kendi yazılı evrakları için latin harflerinden antetli kağıtlar bastırmıştı.
4-)Bugün kullandığımız ve ısrarla adına "Latin Alfabesi" denilen alfabenin kökeni "Runik Yazı"dır. Türklerin ilk alfabesi olan Göktürk Alfabesi'nin kökeni de Runik yazıdır. Dolayısıyla, Türkçemize en uygun alfabe bugün kullandığımız alfabedir. Arap alfabesi hiçbir zaman Türkçemize uygun bir alfabe olmamıştır.
5-)Hz Muhammed, çevre ülkelere gönderdiği elçileri, gönderdiği ülkenin lisanını bilen elçilerden seçerdi. Örneğin Bizans'a gönderdiği elçi latince bilirdi. Hz Muhammed'in Bizans İmparatoru Herakleios'a (Yaşlı Herakleios) gönderdiği elçi ve imparatorla arasında geçen diyaloga dair bir kaynak yoktur, buna dair kaynak, Hz Muhammed'in vefatından 207 yıl sonra dünyaya gelmiş hadisçi Taberi'dir. Yani bu anlattığına dair ve bu mektuba dair bir kaynak yoktur. Olduğu bahsolunan mektubun orijinali de yoktur. Yani bu soytarı, her din tüccarı gibi rivayetlerle konuşmaktadır.
Sözün Özü: Halil Konakçı adlı bu ibiş, zır cahil bir Arap Milliyetçisidir. Konuşmalarını ne tarihi, ne de dini bir kaynağa dayandıramamaktadır. Konuştuklarının tamamı safsatadan ibarettir. Ne yazık ki bu ve benzerleri, İslam tarihini zerre bilmemektedirler.
Yorumlar
Yorum Gönder