deneme 90
Hilafetin kuvveti yok muydu? “Halifeliğin kuvveti, nüfuzu yoktu, Cihad-ı Ekber tesirsizdi” diyenlere cevap
Çin’in tekstil üretim fabrikalarıyla başa baş rekabet edebilecek durumda olan propaganda ve slogan üretim fabrikası “Milli Eğitim”in Müslümanlara verdiği zarar o denli ciddi boyutlara ulaştı ki, bu slogan ve propagandalar sonucu Müslüman olduklarını iddia edenler bile Islam’ın öngördüğü ve Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (Allahu Teala hepsinden razı olsun) efendilerimizin oturdukları “Hilafet” makamına karşı çıkıyor ve kaldırılmasını onaylıyorlar.
Adı üstünde, “Milli” Eğitim… Yanlı, taraflı eğitim… Objektif değil, subjektif eğitim.
Doğruları değil, kendine uygun olanı beyinlere nakşediyor.
Hilafete gerek olmasaydı bu mübarekler neden Halife oldular? Haşa, dinde olmayan bir şey mi icat ettiler? Hilafetin dinde yeri olmadığını bu mübarekler -haşa- bilemediler de M. Kemal Atatürk mü bildi?
Türkiye’de çoğunluğun amelde mezhebi Hanefiliktir, itikaddaki mezhebi ise Matüridiliktir. Matüridi alimi Imam Ebû Muin En Nesefi (rahmetullahi aleyh) “Bahrü’l Kelam” isimli eserinde:
“Üzerimizde Islâm devlet başkanı olan imamı görmeden bir günün geçmesi caiz değildir. Imametin hak olduğunu kabul etmeyen kimse kâfir olur. Çünkü dini hükümlerden bir kısmının edası, imamın varlığına bağlıdır. Cum’a namazı, bayram namazları ve yetimleri evlendirmek ve bunun gibi. Imamı inkâr eden kimse farzları inkâr etmiş olur. Farzları inkâr eden de kâfir olur” diyerek, hilafetin önemini ortaya koymuştur.”[1]
Kemalist ideolojiyi yaymakla görevli kılınan okullarda ise Hilafetin gereksiz (!) olduğu tezine ilaveten, Hilafetin kaldırılmasını haklı göstermek gayesiyle birtakım yalanlar uydurulmuştur. “Halifeliğin nüfuzu ve kuvveti kalmamıştı”, “Müslümanlar Hilafeti istemiyorlardı”, “Halife’nin Cihad fetvasına uymadılar”, “Halife’ye isyan ettiler”… gibi birçok zırva üretilmiştir. Halifelik makamının kuvvete malik olmadığı zaman ilgası mı gerekmektedir, yoksa güçlenmesi için çareler mi aranmalıdır?
Halife’ye karşı isyan edilmesi Hilafetin kaldırılmasını mı gerektirir? O halde 3. Halife Hz. Osman (radıyallahu anh) efendimizin isyan sonucu şehit edilmesinden sonra Hz. Ali (radıyallahu anh) efendimizin Halife olması nasıl izah edilecektir? M. Kemal Atatürk ve avenesi mi daha iyi biliyor, yoksa ilmin kapısı Hz. Ali (radıyallahu anh) efendimiz mi? Hilafetin etkisi yoktu diyen M. Kemal yaşasaydı da; “Kurduğun Iş Bankası’nın sermayesi nereden geldi?” diye sorabilseydik. Veya Kurtuluş Savaşı’nda Müslümanları peşine takmak için neden “Hilafeti kurtaracağız” parolasıyla hareket ettiğini…
*
Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız
M. Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında halktan destek alabilmek için Meclis’te yaptığı konuşmada saltanat ve hilafete sadakatini bildiriyor. Ancak daha sonra gerçek yüzünü gösterdi. (KAYNAK: TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 11. Meclis tutanakları. Ayrıntılı bilgi icin bakınız; http://atomic-temporary-34931856.wpcomstaging.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/)
***
Kemalistlerin yukarıda sıraladığımız iddiaları uydurmadan başka bir şey değildir. Allahu Teala’nın izniyle konumuzda bu uydurmalara gereken cevabı vereceğiz.
Kemalistlerin iddialarının aksine, Hilafetin öyle kuvvetli bir etkisi vardı ki, Ingilizler Hilafeti, doğrudan doğruya kendileri kaldırmaya cesaret edememişler ve Müslümanların “kendilerinden sandıkları” M. Kemal Atatürk eliyle kaldırmışlardır. Çünkü sömürgeleri altındaki Müslüman ülkelerden gelebilecek tepkiden çekinmişlerdi.
18 Mayıs 1919’da Ingiltere’nin Hindistan Naibi, Hindistan Bakanlığı’na gönderdiği acil ve gizli telgrafta şöyle diyordu:
“Türkiye’nin Hristiyan devletler tarafından tamamen parçalanmış olduğu görünümü, Müslümanları, Islam adına Cihad başlatmada Emir’i (Halife’yi) desteklemeye sevkedebilir. Bir Islam ayaklanması olasılığı ihtimal dışı sayılmamalıdır.”[2]
Bu telgraftan birkaç gün sonra, 23 Mayıs’ta Paris’teki Ingiliz Büyükelçisi Lord Derby, Lord Curzon’a gönderdiği yazıda, Fransız yazar Pierre Loti’nin Barış Konferansı’nda Islam Halifesine karşı girişilecek hareketin Afrika’dan Hindistan’a kadar binlerce Müslüman arasında akislere yol açacağına ve Fransa’nın çıkarlarını büyük ölçüde etikleyeceğine dair bir uyarı yaptığını bildirmiştir.[3]
Mayıs 1919’da Ingiliz Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson bir rapor yayınlamıştır. Raporda şöyle denmekteydi:
“Ingiltere’ye bağlı Islam ülkeleri halkı, Türkiye’ye karşı iyi duygular besliyor. Bu kışkırtıcılar için verimli bir ortam hazırlıyor. Ingiltere’nin Islam aleyhtarı bir siyaset izlemesi çılgınlıktır. Türkiye’ye yardımda bulunalım. Islam aleyhtarı siyasetimiz yüzünden bize dost olması gereken Hindistan, Mısır ve Suriye’de çok sayıda asker bulundurmak zorunda kalıyoruz.’[4]
Bu iki büyük işgalci devletin müşterek kaygısından “Hilafet”in gücünü ve etkisini görmek mümkündür.
Bunun içindir ki, Hilafetin kaldırılması Batı’da özellikle de Ingiltere’de büyük sevinç oluşturmuştu.[5]
Akademisyen tarihçi Prof. Dr. Baskın Oran, Hilafetin kaldırılması hakkında şunları yazıyor:
“Doğrudan Musul sorunuyla bağlantılı olmasa da, Musul sorunu sırasında 3 Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılması da Türkiye’nin aleyhine olmuştu. Öncelikle bu karar dünyadaki Müslümanların tepkisini çekmişti. Hatta Ingiliz yönetimi de Türkiye’nin din etkenini kullanmasından ve özellikle Mısır ve Ortadoğu’nun diğer bölgeleri ile Hindistan’daki Müslümanların etkisinden çekiniyordu ve bu kararı memnuniyetle karşılamıştı. Hatta Ingiliz yetkilileri kendi aralarındaki yazışmada ‘Türklerin bindiği dalı kestiklerini’ belirtmişlerdi. Ikinci olarak halifeliğin kaldırılması Şeyh Said Isyanı’nın nedenlerinden birini oluşturmuştu.”[6]
Nitekim Ingiliz Dışişleri’nden Randel’in Ingiliz arşiv belgelerindeki ifadesi, Prof. Baskın Oran’ı doğrulamaktadır:
Türkler şu anda Doğu milletlerini peşinden sürükleyecek milletler içinde en sonuncusudur. Halifeliğin kaldırılmasıyla Islam dünyasındaki liderlik mevkilerini bilinçli olarak yıkmışlardır.[7]
Büyükelçi Lindsay’in 8 Mart 1924 tarihinde Londra’ya gönderiği rapor fevkalade enteresandır. Türklerden aldığı bilgilere göre, Türkler Hilafeti kaldırırken, Musul meselesinde bundan yararlanmayı düşünmüşlerdir; Hilafetin kaldırılmasıyla Ingiltere’ye Panislamizm’in öldüğünü göstermek, artık bundan korkması için sebep kalmadığını anlatmak istemişlerdir.[8]
Demek ki, Hilafetin etkisi kemalistlerin iddia ettikleri gibi kaybolmamış, bilakis düşmanlarımızın daima korkulu rüyası olmuştur.
Nasıl olmasın? Gerek sünni ve gerekse şii Müslümanlar Hilafet için ellerinden geleni yapmışlardır. Halife’nin Cihad çağrısının diğer Müslüman ülkelerde beklenen etkiyi gösterememesi, Halife’ye olan bağlılığın zayıflığından veya Müslümanların duyarsızlığından değil; onların da işgal altında bulunmalarından kaynaklanmıştır. Diğer bir sebep ise Ingilizlerin başarılı propaganda faaliyetleridir[9]. Bundan dolayı iletişim araçlarından mahrum kalan Müslümanlara Cihad ilanı gereği gibi duyurulamamış, bu ilandan haberdar olanlarada Ingilizler, Islam’ın kutsal topraklarının ve Osmanlı Devleti’nin paylaşılmayacağı garantisini vermiştir.[10]
Fetva Emini Ali Haydar Efendi, Fatih Camii’nde Cihad-ı Ekber’i okuyor
***
Ingilizler, “Halife’nin Almanlar ve Ittihatçılar tarafından esir alındığını ve onun kurtarılması için savaştıklarını” söyleyerek kandırdıkları onbinlerce hintli Müslümanı Çanakkale’ye göndermişlerdir.[11]
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1921’de Ingilizler tarafından yaklaşık 20.000 Hintli asker Anadolu’ya sevkedilmiştir.[12] Yalnızca Hintli Müslümanlar değil, Türkistan ve Çin’den gelenler de vardı.[13] Ancak gerçeği öğrenen Hintli Müslümanlar büyük bir öfkeye kapılmışlar ve bizim saflarımıza geçmişlerdir.[14] Bunun üzerine ülkelerine gitmeleri için ingilizlerce terhis edilen 10.000’den fazla Hintli Müslüman, Osmanlı Devleti menfaatleri lehinde çalışmak amacıyla ülkelerine gitmeyeceklerini bildirmişlerdir.[15] Hindistan’da bulunan Müslümanlar da Ingilizlerin asıl maksadını görür görmez evvela protesto ettiler, bunun bir netice hasıl etmeyeceğini anlayınca da maddi vasıtalara başvurdular ve Kurtuluş Savaşı için yardım toplamaya başladılar.[16]
[15] no’lu dipnota dair belge. Kandırıldıklarını farkeden 10 binden ziyade Hintli Müslümanın Ingilizlerce terhis edilmelerine rağmen Osmanlı’nın menfaatleri doğrultusunda çalışmak amacıyla ülkelerine dönmeyeceklerine dair belge.
***
Prof. Dr. Erol Güngör’ün “Islam’ın Bugünkü Meseleleri” adlı kitabında bazı önemli bilgiler var. Güngör, Osmanlı Imparatorluğu’nun 1915 yılında Itilaf Devletleri’ne karşı dünya Müslümanlarına hitaben yaptığı “Cihad” çağrısının aslında sanılandan – veya gösterilenden – çok daha etkili olduğunu anlatıyor. Çeşitli tarihsel kaynakları dipnot vererek şöyle diyor:
“Cihad Fetvası doğurduğu neticeler itibariyle çok defa yanlış anlaşılmıştır. Islam dünyasının bu çağrıya hiç aldırış etmediği, hatta Müslümanların Osmanlı ordularına karşı Ingilizler safında çarpıştığı veya onlar hesabına Türklere ihanet ettikleri söylenir. Meseleyi biraz derinliğine araştıranlar göreceklerdir ki, bu iddialar bazı gerçeklerin yanlış yorumuna dayanmaktadır. Cihad Fetvası’nın istenen tesiri gösteremeyişinin başlıca sebebi, o çağda Islam dünyasının bir mihrak etrafında savaş için organize olabilmesi şöyle dursun, bizzat savaş davetini gereği gibi duyuracak komünikasyon imkanlarından bile mahrum bulunmasıydı. Ingiliz propagandasının Cihad Fetvası’ndan daha tesirli olduğu ve bu propaganda sayesinde fetvanın tam tersine bir maksat için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim Çanakkale muharebelerinde bize karşı Ingiliz saflarında çarpışan Müslüman sömürge askerleri arasından alınan esirlerin sorgularından çıkan neticeye göre, bu askerler dinsiz Ittihatçılar’ın Halife’yi hapsettikleri ve Ingilizler’in de onu kurtarmak için Ittihatçılar’a savaş açtıkları propagandasına inandırılmışlardı. Imparatorluk dışında en çok Müslüman nüfus barındıran Hindistan’da da bu hususta çok kesif bir propaganda yapıldığı görülmektedir. Ingilizler savaş sırasında Hint Müslümanlarını “harbin bir mahiyet-i diniyyeyi haiz olmadığına, Osmanlı padişahına ve Islam’ın saltanatına hiç bir zararı dokunmayacağına” inandırmışlardı. Ayrıca Lordlar Kamarası’nda “Hilafet’e ait hiç bir şeye müdahale olunmayacağı, muharebenin ancak Ittihat ve Terakki Cemiyeti’yle olduğu” beyan edilmişti. Nitekim Mekke Emiri Şerif Hüseyin de kendi isyan hareketinin ‘Halife’nin değil, ancak bozkurda ibadet edecek derecede Turancılıkla meşbu (dolmuş) olan nazırların (Bakanların) aleyhine’ olduğunu bildirmişti.”[17]
Prof. Güngör, I. Dünya Savaşı sonrasında da dünya Müslümanlarının Osmanlı’ya ve Türkiye’ye yönelik süregiden sadakatlerinden şöyle söz ediyor:
“Harbin sonunda Osmanlı topraklarının parçalanması, Istanbul’un ve Halifeliğin Türkler’den alınması veya Halife’nin devlet reisliği sıfatından sıyrılarak papa gibi sırf ruhani bir lider mertebesine indirilmesi fikirleri ortaya çıkınca, Hindli ve Mısırlı Müslümanlar arasında büyük reaksiyonlar görüldü. Hind Müslümanları Ingiliz hükümetine Hilafet’e dokunulmaması ve Türk devletinin parçalanmaması konusunda çeşitli yerlerde ve birçok defa tehdide kadar varan protestolar yağdırdıktan sonra, Anadolu’daki kurtuluş mücadelesine büyük maddi ve manevi yardımlar yapmışlardır ki, bu yardımların mahiyeti ve akıbeti herkesçe bilinmektedir.[*] Dikkati çekecek bir başka husus da, Hilafet’i korumak üzere harekete geçenler arasında Sünni olmayan Müslümanların da (Ağa Han gibi) bulunmasıdır.”[18]
[*] Paranın akıbeti için bakınız; http://atomic-temporary-34931856.wpcomstaging.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/
Hindistan Müslümanları Hilafet’e dokunulmaması için Ingiltere’ye yoğun bir baskı uyguladılar. Işte bunlardan birinin belgesi. (KAYNAK: Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dâhiliye Nezaret-i Emniyet-i Umumiye Seyrüsefer Müdürlüğü, no: 39–60, 1338.Ra.29.)
***
Orijinal Cihad-ı Ekber ilanının soldan sağa Türkçe, Arapça ve Acemce metinleri
***
Hindistan Müslümanlarının Hilafete bağlılığı o denli kuvvetliydi ki, Hindistan’ı ayağa kaldırdılar… Hint Ulema Cemiyeti, Osmanlı Hilafetine ve Türklere destek için Camilerde örgütlendi. 20 Mart 1919’da Bombay’da 15 bin kişinin katıldığı büyük bir mitingde “Hilafet Komitesi” kurulması kararı alındı… Müslüman olmayan Mahatma Gandhi bile bir bildiri yayınlayarak Hinduların Hilafet Hareketi’ni desteklemesini istedi, kendisi Hilafet Komitesi toplantılarına katılarak açıkça destek verdi, Türkleri ve Hilafet Hareketi’ni desteklemenin Hindular için de bir “dini görev” olduğunu ilan etti.[19]
Nihayet 14 Kasım 1919’da Merkez Hilafet Komitesi kuruldu. Gandhi komitenin bir toplantısına başkanlık yaptı. Hilafet Hareketi, Hindistan’da büyük bir halk hareketine dönüştü.[20]
Mahatma Gandhi’nin Hilafete destek vermesinin sebebi, emperyalistlerin sömürüsünden ancak “Hilafet” ile kurtulabilineceği kanaatine vardığından olsa gerek. Böylece Ingilizlerin neden Hilafeti kaldırmak istedikleri daha iyi anlaşılıyor. Ayrıca bütün Hindistan’da Osmanlı’ya teklif edilen Sevr Barış Projesi protesto edildi ve bu hareket hızla yayıldı… Gandhi de destekledi… Gelişen hareket, Muhammed Ali ve Şevket isimli iki kardeşin liderliğinde “Hint Hilafet Hareketi”ne dönüştü.[21]
Türkiye’ye destek olmak için Hindistan’da “sivil itaatsizlik” anlamında “hicret” ve “boykot” hareketleri hızla yayıldı ve Ingiltere üzerinde ağır bir baskı kuruldu. Yaklaşık 60 bin kişi Afganistan’a hicret etmek için yola çıktı.[22]
Kemalistlerin “nüfuzu yoktu” dediği Hilafet için 60 bin insan evini barkını terk etti…
Hilafet’in bir faydası olmadığını söyleyenlerin kulakları çınlasın!.. “Boxer Ayaklanması” sebebiyle Çin’e bir “nasihat hey’eti” gönderen Sultan Abdülhamid (rahmetullahi aleyh) merhumun fermanının Çince metni. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 185.)
***
Mütareke döneminde işgal altındaki Istanbullular, 10 Nisan 1919 günlü gazetelerde şu haberi okudular:
“Ingiliz sömürge siyasetine karşı geniş hoşnutsuzluğun bulunduğu Hindistan’da olayların önü alınamıyor. Amritsar şehrinde halk ayaklandı. 5 Ingiliz işadamını öldürdü. Halk şehre hakim oldu. 30 Mart’ta Ingiliz yönetimi boykot edilmiş, 6 Nisan’da da Bombay’da geniş bir protesto hareketi yapılmıştı…”[23]
O günlerde Ikdam gazetesi, Londra’da yayınlanan “Near East” dergisinden bir alıntı yayınlıyor:
“Ingiltere, Islam ülkelerinin Türkiye’ye gösterdiği eğilimi görmezlikten gelemez. Türkiye’nin geleceği meselesi Ingiltere bakımından basit değildir…”[24]
Ingiltere’nin 16 Mart 1920’de Istanbul’u işgal etmesi, Hint Hilafet Hareketini tekrar ateşledi. Protesto için Amritsa şehrinde büyük bir miting yapıldı. Mevlana Ebul Kelam Azad, Müslüman Birliği lideri (Pakistan’ın kurucusu) Muhammed Ali Cinnah ve Mahatma Gandhi’nin katıldığı miting Kur’an okunarak başladı. Istanbul’un işgalinden üç gün sonra Hilafet Komitesi adına Muhammed Ali başkanlığındaki Müslüman heyeti Londra’da Başbakan Lloyd George ile görüştü ve “muhtıra” verdi. Avrupa’da Türkiye lehine lobi yapmakta olan Muhammed Ali liderliğindeki Hilafet Komitesi Heyeti Ingilizlere Türkiye lehine baskı yaparken Hilafeti savundular.[25]
Hâlâ Hilafet’in bize hiçbir faydası olmadığını iddia edenlere ithaf olunur: Hintli Şeyh Müşir Hüseyin Kaydâvî’nin “Hüddâmu’l-Kâbe Cemiyeti’nce” Londra’da basılan ve Türkiye’nin müdafaasına tahsis edilmiş olan “Türkiye Islâm Imparatorluğu’nun Istikbâli” isimli kitabının kapağı. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 199.)
***
Aynı tarihlerde Hint Hilafet Komitesi, Haydarabad şehrinde Hint kıtasının önemli merkezlerinden ve büyük şehirlerinden delegelerin katıldığı büyük bir konferans topladı. Konferansta Osmanlı Halifesi’ne bağlılık kararı alındı. Konferans adına Gulam Muhammed imzasıyla Sadrazam’a çekilen telgrafta “Peygamber-i zişanımız efendimiz hazretlerinin halifesi ve emirül müminin” sıfatıyla Türk sultanına “biat” ettiklerini, yani dini otorite olarak onu tanıdıklarını bildirdiler. Telgraf Londra’ya da gönderildi, Türk gazetelerinde de yayınlandı. Hilafet Hareketi’nin önde gelen isimlerinden Şeyh Kıdevi’nin bu yöndeki makalesi 19 Eylül 1919’da Akşam gazetesinde yayınlandı. Makalenin “Doğu ideali”ni savunan ve emperyalizme karşı çıkan özelliği dikkat çekicidir:
“Hind, Çin, Acem, Türk, Mısırlı, Sudanlı, özet olarak dünyanın doğusunda ve batısında yasayan 350 milyon Müslüman birleşmiştir… Biricik gayesi zayıf milletlere celallenmek, mağlup milletleri kahır ve zulümle esaret pençelerine düşürmekten ibaret olan Avrupa politikası ne yaparsa yapsın hiçbir tarafta bunu devam ettiremeyecektir. Avrupa sömürgecilik politikası milletleri uyandırmak ve onları esaretten kurtarmak için çalışan insanları felaketlere uğratıyor…”
Hint Hilafet Komitesi, Hilafet ve Saltanat’ın ayrılmayacağını, Istanbul’un mutlaka Türklerin elinde olmasını, Türkiye’nin 1914’teki sınırlarının garanti, Mekke ve Medine’nin de Hilafet sebebiyle Türk egemenliğinde kalmasını (Şerif Hüseyin’e bırakılmamasını) talep etti, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan devleti kurulmasının Müslümanları mağdur edeceğini belirtti. Özetle Hilafet Komitesi dedi ki:
“Türkiye’nin savaş öncesi sınırları restore edilmeli, bunun garantisi verilmelidir. Aksi halde Ingiliz hükümeti bütün Islam dünyasını hatta bütün Doğu dünyasının husumetini çekecektir.”[26]
Şeyh Kıdevi Müslümanların Türkiye’yi desteklemesi için çaba harcadı. Şeyh Kıdevi, ayrıca, Ankara’daki hükümetin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek)’e gönderdiği şifreli telgrafta Hindistan’da Ingiliz mallarına karşı boykot kampanyası başlattıklarını, Ingiltere’nin Hindistan’dan sağladığı pamuk miktarının 300 milyon sterlinden 100 bin sterline düştüğünü bildirdi. Gandhi de bu kampanyayı bütün Hindistan’a yaydı.[27]
Hintli Müslümanlar 23 Haziran 1921’de Londra’da Yunanlıların Anadolu’daki baskı ve katliamını protesto etmek amacıyla bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda söz alan Muhammed Ali Cinnah, Ingilizlere Türkiye’nin paylaşılmayacağı hakkında Hintli Müslümanlara verdiği sözü hatırlattı, bunu unuttuklarından dolayı kendilerini kınadı ve politikalarının iflas ettiğini söyledi. Cinnah bu sözlerle de Ingilizleri vicdan muhasebesine davet etti. “Bir Müslüman’ın canından çok sevdiği o Türk topraklarının Yunanistan’a peşkeş çekilmesine tepkisi ne olur sanıyorsunuz? Hele Istanbul’un Ingiltere ve yandaşlarının silahlarının gölgesinde, müttefiklerin bir çıkar ve güvence aracı haline getirilmesine ne demeli? Şunu iyi bilmelisiniz ki, hiçbir zaman siz Hindistan halkı veya Müslümanların iyi niyetine nail olamazsınız. Ve hiçbir zaman rahat ve huzur bulamayacaksınız.”[28]
Hintli Müslümanlar Hilafet için medyada da Osmanlı lehinde faaliyetlerde bulundu. Muhammed Ali kardeşlerin “The Comrade” gazetesinde Ingiltere aleyhine şiddetli yazılar yazdılar.[29]
The Comrade Gazetesi
***
Hindistan’da Hilafet için çetin bir mücadeleye girişen “Comrade Gazetesi”nin tahrir heyetinden bir grup. Ortadaki paltolu zat Mevlana Mehmed (Muhammad) Ali Han’dır. (Fotoğraf Kaynak: Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceği İle Hilafet, [İlk Baskı 1993], Sebil Yayınevi, genişletilmiş dördüncü basım, Istanbul 2010, sayfa 331.)
***
Kurtuluş Savaşı’nda “Hilafet” için “Hint Hilafet Komitesi”nden “sadece” M. Kemal Atatürk’e 781.570 Türk Lirası (122.000 Ingiliz Lirası) ve muhtelif yerlerden de 254.038 Türk Lirası (8.252 Ingiliz Lirası) olmak üzere toplam; 1.035.608 Türk Lirası (130.252 Ingiliz Lirası) yardım gönderildi.[30]
Yorumlar
Yorum Gönder