deneme 94


Ölüme giderken eşini de yanında götüren Stefan Zweig'in yürek burkan hikayesi  

Kim ister ölümü, vedayı kim sever sanki; hiç kimse... Giderken yanınızda birini götürme şansınız olsa, siz seçmez miydiniz en sevdiğinizi? Geride bıraktığınız çöplükten kurtulsun diye onun kahramanı olmak istemez miydiniz? Tam olarak böyle yaptı Stefan Zweig... Katlanılmayan zulümden kurtulmak için karısını da yanında götürdü.
"Ölmüş olan biri artık hiçbir şey istemez, sevilmeyi de, kendisine acınmasını da, teselli edilmeyi de istemez" der Bilinmeyen Bir Kadının Mektubukitabında Stefan Zweig...

"Sonunda yalnızdım ve artık asla yalnız olmayacaktım!" der en sevilen romanlarından biri olan Satranç'ta da... Ne doğru; ölünce yalnızsındır ve artık asla yalnız kalmayacaksındır aslında...
Tıpkı bu sözleri gibi anlam dolu bir hayatı vardı Zweig'in... Nazilerin zulmüne dayanamayıp eşini de yanında götürdü başarılı yazar, 22 Şubat 1942'de hayata gözlerini yumdu.

En çok nam salmış eseri "Satranç”
Biyografi yazarlığının yanı sıra oyun yazarlığıyla da anılan Zweig, dram ve trajedi türünde de birçok tiyatro oyun kaleme almıştır. Zweig'in kuşkusuz en çok nam salmış eseri "Satranç” adlı kitabıdır. 

Edebiyat otoriteleri tarafından kimi zaman uzun öykü kimi zaman da roman şeklinde kategorize edilen “Satranç”ı Zweig, Brezilya'da kaldığı sıralarda yazmıştır. Kitapta bir satranç şampiyonunun yaşadıkları anlatılır. 

Eserleri
Bir Kadının Yirmi Dört Saati

Karışık Duygular 

Yarının Tarihi 

Satranç 

Dünün Dünyası 

Tehlikeli Merhamet 

Günlükler 

Bir Kadının 24 Saat ve Bir Yüreğinin Ölümü 

Ruh Yoluyla Tedavi 

Freud ve Öğretisi


Tarih tersine döner!

Zweig ve eşinin Hitler baskısı nedeniyle intihar etmesinden tam 3 sene sonra tarih tersine döner; eşi ile birlikte intihar eden isim bu kez Ruslara karşı büyük bir yenilgi alan ve Nazi faşizminin öncü ismi Hitler olur. 

Ölmeden önce bir mektup yazar
Stefan Zweig, ölmeden önce yazdığı mektupta intihar nedeni olarak Hitlerin yarattığı kaosun ve faşist düzenin kalıcı olacağına inanması ve bu inançtan dolayı bir büyük bir umutsuzluk, karamsarlık hissettiğini dile getirmiştir.
Nazi baskısına dayanamaz, intihar eder!
Bir süre Brezilya’da yaşayan başarılı yazar, burada da çeşitli eserler kaleme alır. Var olan Nazi baskısına dayanamayan Zweig, karısı ile birlikte 22 Şubat 1942 tarihinde intihar eder. 

Brezilya'ya gider
Ülkesini terk etmek zorunda kalan Zweig, Londra’ya yerleşir. 1939 yılında “Kalbin Sabırsızlığı” adlı romanını yayınlayan Zweig, ilk evliliğini de sonlandırmıştır. Daha sonra başka bir evlilik yapan Zweig, bir yandan da İngiliz vatandaşlığına geçmiştir. İngiltere’de bir süre yaşayan Zweig, daha sonra Brezilya'ya yerleşir.

Ülkesini terk etmek zorunda kalır!
Kitapları, 1933 yılında Nazi zulmüne uğrayan yapıtlar arasındadır. O yıllarda Nazilerin özellikler Yahudi kitaplarını toplatarak yakmaları ve Zweig’in da Yahudi kökenli olması neticesinde evi basılmıştır. Daha sonra, ülkesini terk etmiştir. 
Genç bir kadınla evlenir
Üniversitede felsefe eğitimi alan Zweig, 1. Dünya Savaşı’ında memur olarak yer almış, savaş sonrasından Salzburga yaşamaya başlamıştır. Burada bir süre yaşadıktan sonra, genç bir kadınla evlenir.
Eğitimi küçük yaşlarda başlar
Daha küçük yaşlarda başlayan eğitim hayatı sayesinde İngilizce, Latince, Yunanca, Fransızca gibi dilleri konuşabilen Zweig’in yazıya ilgisi lise yıllarında başlar. Şiire meraklı olan Zweig’in bu ilgisinde, Alman şair Rilke’nin önemi de oldukça büyüktür. 

Stefan Zweig kimdir?
28 Kasım 1881 tarihinde Avusturya Viyana da dünyaya gelen Stefan Zweig, dönemin varlıklı ailelerinden birine sahiptir.

STEFAN ZWEIG

500 Yıllık “Misafir” Türk Yahudileri ve 1934 “Trakya Olayları” ile Defetme Vahşeti 

1934’ün 21 Haziran- 4 Temmuz’unda, Trakya’da sadece inançları farklı olduğu için, sayıları da hiç önemli değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin binlerce yurttaşı yerlerinden edildi.  Literatürde Trakya Pogromu olarak anılan, Türkiye Yahudilerini hedef alan olayları, sene-i devriyesinde, hafızanın nesilden nesile devredilmiş haliyle bir bilenle konuşmak istedim. Bu yüzden anti-semitizme karşı bir platform olarak faaliyet gösteren Avlaremoz’a başvurdum. Avlaremoz da beni Işıl Demirel ile buluşturdu, diyor Erdal Aktaş Sivil Sayfalar’da yayımladığı röportaj dizisinin sunumunda. Alıntılar:
Trakya Pogromu’ndan söz edelim. 1934’te neler yaşandı?
Şimdi biraz tarihçilik yapayım. Hikâye 1934’te başlamıyor 1926’dan beri okırılmalar var. Yerli malı kampanyalarıyla, ülkü ocakları benzeri yapılanmaların ilk oluşumuyla birlikte zaten Yahudiler ciddi bir hedef. Bir de şöyle bir gerçeklik var. Mübadelelerle Rumları gönderdik. 1915’te Ermenileri katlettik. Geri kalanları büyük şehirlere sıkıştırdık. Ve Anadolu’da problematik olarak ele alabileceğimiz, elimizde kalan tek azınlık nüfus Yahudiler çünkü dönem zihniyeti Sünni kitleyi hedef almıyor. Türk’ten anladığı Sünni olsun, ne olursa olsun etnik kimliğini dönüştürürüz nasıl olsa diye, bir toplum mühendisliği çalışması var orada. Tabii ki devlet tarafından gerçekleştiriyor. O toplum mühendisliğine uymayan parça da gayrimüslimler. Adı üzerinde Müslüman olmayan kesimi hedef aldıkları çok ortada. Yahudi, Ermeni, Rum ya da Süryani demiyor onlara, toplu bir isim koyuyor ‘Müslüman olmayan’ diyor. Bu isim halk tarafından seçilmiş ve günlük ağızda kullanılmış bir isim değil bence. Hakikaten devlet jargonu tarafından dilimize, yaşantımıza yerleştirilmiş bir kelime. Müslümanın ötekisi olarak kurguladığı için de elinde kalan en büyük kitle Yahudiler, Anadolu’nun pek çok yerinde varlar ve ‘biz bunlardan bir kurtulalım’ demişler. Ekonomik dönüşüm kaygısının çok büyük olduğunu düşünüyorum. Savaştan çıkmış bir ülkesin. Alman romantizminden acayip etkilenmişsin. Bana sorarsan kuruluş bildirgen ve kuruluşunda güttüğün zihniyette zaten nasyonal-sosyalizmden farklı değil.[…]
1926’dan 1934’e varıncaya kadar zaten bana sorarsan yasaklanan dergiler, kapatılan gazeteleri geçtim, yasaklanmayan yayınların en temel mevzusu hep Yahudiler. Cumartesi karikatürlerinin, Cumhuriyet Gazetesi’nin bütün köşeyazılarının kahramanı Yahudiler. Yaz gelir adalarda Yahudiler, kış gelir Tahtakale’de Yahudiler, Eminönü’nde Yahudiler, ticarette Yahudiler, ticaret odasında Yahudiler, tek mevzuları Yahudiler. Şeyi de bence kimsenin inkâr etmemesi lazım: Evet, biz dönemsel olarak Almanya’ya çok özendik. Oradaki Nazi zihniyeti bizi etkiledi çünkü bizim kurucu zihniyetimizle Almanya’nınki birbirine çok yakın, bunun etkileriyle biz milliyetçi yazarları çok da susturmak istemedik, susturamadık ama susturmak da istemedik.  Mütemadiyen bir nefret propagandası var. Uzun yıllar nefret propagandası vardı. Bu nefret propagandası 1930’lara vardığında artık tehditlere ulaşıyor. Pogrom da, 1934’de İbrahim Tali ile birlikte İskân Kanunu hikâyesiyle başlıyor.
Kimdir bu İbrahim Tali?
İbrahim Tali, Trakya Bölgesi’ne atanan bir umumi müfettiş ama ayrı bir özelliği var. Atatürk ile birlikte Samsun’a çıkan 19 kişiden biri. Çok güvendiği bir adam, sağ kolu gibi görüyor. Fikirlerine güveniyor. Oturuyorlar, başbaşa toplantı yapıyorlar. Ve Trakya’daki durumu kritik görüyorlar. Kritik görmelerinde haklı bir sebep var. […] Bugün Trakya’nın tamamında toplasanız iki elin parmağını geçmez yaşayan Yahudi sayısı. Çanakkale’de, Kırklareli’nde ikişer kişi kalmıştır. Edirne’de varsa üç kişi vardır ve Edirne bir dönemin Yahudi başkenti sayılabilecek kadar büyük nüfusuna sahipti. Ve hakikaten gittiğiniz zaman Yahudi mimarisini görmemiz çok mümkündü bundan belki on-yirmi sene öncesine kadar. Ama özellikle geçen son on senede bu ülkenin her köşesinin çok hızla değiştiğini düşünüyorum. Bugün artık geriye kimsenin kalmaması çok önemli bir veri. En son 70’lere kadar görece kalabalık nüfusla yaşadılar ama her zaman Müslüman halktan az olmak kaidesiyle. Dolayısıyla İbrahim Tali’nin tutuğu raporların ışığında örgütlenen planın çok başarılı olduğunu söyleyebilir. 6-7 Eylül’den daha başarılı bir operasyon yaptıkları da kesin. Çünkü bugün bir dönem Nihal Atsız’ın, Atilhan’ın söylediği çok doğru: “Çanakkale çarşısına gidin bakın bütün esnaf Yahudi diye veryansın eder. Alacağız biz onların elinden bunu, Türk uşağı Türk parası yiyecek” gibi. Şuursuzluk çok had safhada. 1934 devletin göz yumduğu, yerelde örgütlediği, başarıya ulaştığı çok ciddi bir eylem planı. Çok az insanın yerinden edilmiş olması da bir şey vermiyor bize. Yahudiler güvensizliği öğrendiler ve bu devlete bir daha güvenmemeyi de öğrendiler. Bugün Yahudi toplumunun maruz kaldığı anti-semitizm de ve buna susmasında da bunun cevabını buluruz. Sen 1934’te yok yere benim evime saldırırsan ve devlet buna ‘dur’ demezse hiçbir yerel merci buna karışmazsa…. 6-7 Eylül’de bütün bu saydıklarım yapıldı asker Taksim’de bekledi. Ve müdahale etmedi o insanlara. Bunu bugün biliyoruz artık. Orgeneral kimdi, neden askere ‘müdahale et’ emri vermedi bütün bunlar Yassıada’da mahkemede görüşüldü ve ortaya döküldü. Bütün bunların günahları ortaya çıktı. Evet, Rumlar da aynı şeyi yaşadılar ‘Bizim canımıza kastedildi, devlet sustu’ dediler bir kısmı 1964’te gönderildi, zorla vatandaşlıktan çıkarıldı toprağından edildi, geri kalanlarda biraz 1964, biraz 6-7 Eylül sebebiyle bu ülkeyi çok büyük oranda terk etti. Bu insanların terk edebilenleri gitti ama fakir olanları gitmedi. İsrail’e zengin olan biri gitmez. Sanıldığının aksine insanlar bu coğrafyaya çok bağlı. Parası var diye de gitmiyor değil. Burada bir Yahudi’nin parasının olması büyük tehlike. İsrail’e gitse o parayla çok daha rahat yaşayabilir. Ama bunu kabul etmek lazım insanların bu coğrafyaya bir bağlılıkları var. Ve herkes kadar burada kalmaya ve bu topraklarda yaşamaya da hakları var. Hrant hep derdi ya: “Evet bu topraklarda gözümüz var ama alıp devlet kurmak için değil en dibine girip yatmak için”. Hakikaten böyle. Ölmek için gelir bir Yahudi buraya, yeniden toprağında olabilmek için. Sadece Sefaradlar diye baktığımızda bile. 1934 olaylarının mağduru çok büyük ölçüde Sefaradlar. Zaten en aşağı 600 yıllık bir tarih süresince burada bu adamlar. 1492’de geliyorsun ve bildiğin tek toprak burası. 500 yıllık bir secerem var benim niye gideyim! […] Devamı için Bkz. Erdal Aktaş’ın  Sivil Sayfalar’da yayımladığı Işıl Demirel röportajı  – Anne tarafından da Yahudi olan Işıl Demirel, Gezi ‘olayları’ sonrası ‘sendikal örgütlenme ve siyasal hareketlenme’ nedeniyle işten atılan eski bir akademisyen. Antropolog olan Demirel yaklaşık bir senedir  Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği’nde (SEHAK) ve iki senedir Avlaremoz’un içinde yer alıyor.
Cevat Rıfat Atilhan’ın sahibi olduğu Milli İnkilap Dergisi’nin 1 Temmuz 1934 tarihli sayısı:

İşte, buluşları ile hayatımızı şekillendiren en önemli bilim insanları:

Leonhard Euler (1707 – 1783) ve buluşları
Euler isviçreli matematikçi ve fizikçidir. Euler’in o kadar fazla buluşu vardır ki bilim insanları bir teori geliştiren meslektaşlarıyla “Euler’ den sonra onu keşfeden ilk kişi” şeklinde şakalaşırlar. Matematikte kullanılan e sabitini (e sayısı) de bulmuştur.

Marie Curie (1867- 1934)

Marie Curie (1867- 1934) ve buluşları
Marie Curie, polonyalı fizikçi ve kimyacıdır. Uranyum ile yaptığı deneyler sırasında radyoaktiviteyi keşfetmiştir ve nobel kimya ödülünü almıştır. Toryumun radyoaktif özelliğini buldu ve radyum elementini ayrıştırdı. Radyoloji biliminin kurucusudur.

Nikola Tesla (1856 – 1943)

nikola tesla ve icatları
Sırp fizikçi ve çok büyük buluşlara imza atmış bilim insanıdır. Önceleri edisonun yanında çalışan Tesla daha sonra ayrılmıştır. Edisonun bulduğu doğru akım (dc) den sonra daha kullanılabilir olan alternatif akımı bulmuştur.

Nikola Tesla, Edison gibi ticari ağırlıklı düşünmüyordu bu yüzden maddi sıkıntılar çekmiştir. Bugün kullandığımız floresan, radar, MR cihazı Nikola Tesla’nın teorileri kaynaklık edinilerek yaratılmış projelerdir. Tesla ilk insan yapımı şimşeği oluşturmuştur.

Bir direğin tepesindeki 1 metre çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden şimşekler çaktı. 40 km uzaklıktaki kasabalarda bile bu gök gürültüsünün işitildiği kaydedilmiştir. 100 milyon Volt değerinde gerilim kullanılıyordu. Ayrıca elektriğin kablosuz aktarımını başarmıştır fakat bu teknoloji günümüzde çok kısa mesafeden yapılabilmektedir.

Isaac Newton (1642 – 1727)

Isaac Newton
Kafasına düşen elmayla tanıdığımız Newton bugün endüstride ve diğer tüm alanlarda cisimlerin hareketlerini hesaplamamız ve önceden tespit etmemizi sağlayan temel fizik kurallarını bulan ve formülize eden önemli bir bilim insanıdır.

Louis Pasteur (1822 – 1895)

Louis Pasteur
Fransız mikrobiyolog ve kimyagerdir. Kuduz aşısını bulmuştur. Mayalanma olayında ve bulaşıcı hastalıklarda, mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtladı. Kendiliğinden türeme teorisini çürüttü.

Otto Hahn (1879 – 1968)

Otto Hahn
Otto Hahn Alman kimyacı. Radyoaktivite alanında öncü çalışmalar yapmıştır. Önemli bir bilim insanı olan Otto Hahn, 1944 Nobel Kimya Ödülü’nün sahibidir. 1901: Marburg ve Münih de kimya yüksek öğretimini bitirdikten sonra doktor unvanını aldı ve Marburg Üniversitesinde asistanlık yapmaya başladı. Protaktinyum (Pa) elementini bulmuştur.

Richard Stallman

Richard Stallman
Bilgisayarların bugün bu noktaya gelebilmiş olmasına çok büyük katkıları olan bilgisayar bilimcisi, programcı ve özgür yazılım aktivistidir. Kapitalist sistemin bilgisayar yazılımları içinde en kötü senaryoyu yazmasına engel olmuştur.

Özgür yazılımın temellerini atmış ve Free Software Foundation (Özgür Yazılım Vakfı)’nı kurmuştur. Bu vakıf yazılım tekelleşmelerine ve yazılımların bir kaç zümrenin kapalı olarak kontrolünde olmasına engel olmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye de gelmiş ve konuşmuştur.

Linus Torvalds

Linus Torvalds
Linus Benedict Torvalds Finlandiya asıllı Amerikalı bir yazılım mühendisidir. Linux işletim sistemi çekirdeğinin geliştiricisi ve proje yöneticisi olup, ABD’de yaşamaktadır. Transmeta’daki görevinden ayrıldığından beri OSDL’de tam zamanlı olarak Linux çekirdeği üzerinde çalışmaktadır. Bugün internet sitelerinin yüzde 80’inin bulunduğu sunuculardan kullandığımız telefonlardaki android’in temeli olan Linux işletim sistemini yapmıştır. Linus 1991 de Linux’u hobi olarak geliştirmeye başlamıştır.

Michael Faraday (1971 – 1867)

Michael Faraday
Faraday çok büyük bir bilim insanıydı. Klor’u sıvılaştırmayı başaran ilk kişidir ve elektrik motorunu icat etmiştir. Faraday zamanında manyetik kuvvetin ne olduğu yani pusulanın nasıl çalıştığı bilinmiyordu. Faraday elektro manyetik kuvveti keşfetmiş ve elektrik motorunu icat etmiştir.

Elektromanyetizmanın izahını yapmış olsada matematiksel olarak formülize edemediğ için bu konuda kendisine inanılmamıştır ama daha sonra James Clerk Maxwell elektro manyetik kuvveti matematiksel olarak formülize etmiştir. Ayrıca ismi elektrikte kapasitans birimi ismi olarak (farad) kullanılmaktadır. Elektrolizde geçen “elektrot”, “anot”, “katot”, “elektrolit”, “iyon” vb. terimleri de ona borçluyuz.

James Clerk Maxwell (1831-1879)

James Clerk Maxwell
İskoç matematikçi ve fizikçidır. Fiziğe ve matematiğe katkılarının yanısıra Michael Faraday’ın iddaa ettiği ama matematiksel formüllere dökemediği için bilim caiması tarafından kabul görmeyen elektromanyetizma ‘yı çözmüş ve matematiksel izahını yapmıştır.

Daha fazla bilgi: James Clerk Maxwell

Galileo Galilei (1564 – 1642)

Galileo Galilei
Orta çağdaki bilim anlayışında devrim yaratan modern bilimin ve bilimsel yöntemin babası olarak bilinmektedir. O zamanlar evrenin merkezinin dünya olduğu ve gökyüzünde güneşte dahil görünen herşeyin dünya etrafında döndüğü düşünülüyordu. 

Galilei evrenin merkezinin dünya olmadığını dünyanında tıpkı gökyüzünde görülen yıldızlar gibi bir gezegen olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü keşfetmiştir. Kilise tarafından afaroz edilmiş ve hapsedilmiştir. Galilei herşeye rağmen “yine de dönüyor” demiştir.

Galileo Galilei hakkında daha fazla bilgi: Galileo Galilei kimdir? Biyografi, Keşifler ve Astronomiye Adanmış Hayatı

Pisagor (570 – 495)
Pisagor ya da Pythagoras, M.Ö. 570 – M.Ö. 495 yılları arasında yaşamış olan İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur. En iyi bilinen önermesi, kendi adıyla anılan Pisagor teoremidir.

Matematiğe bir çok katkıda bulunan ve sayıların babası olarak anılan Pisagor yine bugün oynadığımız bilgisayar oyunlarında sürekli hesaplanan pisagor bağlantısını bulmuştur.

Öklid (mo. 330 – 275)
Öklid MÖ 330 – 275 yılları arasında yaşamış İskenderiyeli bir matematikçidir. Öklid gelmiş geçmiş matematikçilerin içinde adı geometri ile en çok özdeşleştirilen kişidir. Bugün oynadığımız bilgisayar oyunlarında her mikrosaniyede bir yapılan hesaplardaki öklid bağlantısını bulmuştur.

Edsger Dijkstra
Hollandalı matematikçi ve bilgisayar bilimcisi. Dijkstra aslında teorik fizik okumuştu ama daha sonra asıl ilgi alanının bilgisayarlar olduğunu anladı. Dijkstra bugün kullandığımız tüm programların yapıldığı programlama dillerinin yapısal olarak tasarımının temelini atmıştır.

Dennis Ritchie

Dennis Ritchie
Dennis Ritchie bugün bilgisayarların ve yazılımların bu noktaya bu kadar hızlı gelmesine katkı sağlayan en önemli bilim insanlarından biridir. Arkadaşı Ken Thompson ile bell laboratuarlarında çalışırken C programlama dilini yaratmışlardır.

Unix işletim sisteminin gelişiminde çok büyük rol oynamış ve bugün kullandığımız Linux işletim sisteminin temelleride onun yaptıklarına dayanmaktadır. Dennis Ritchie’nin bugün insanlar tarafından pek bilinmemesi ve sözde bilim otoriteleri ve bilim yayınları tarafından yeteri kadar bahsedilmemesi üzücüdür.

Charles Darwin (1809 – 1882)


Modern evrim kuramının kurucusudur. Babası okula olan ilgisizliğinden dolayı ona “Sen bu ailenin yüz karasısın. Bütün gün o saçma koleksiyonunla ve diğer boş işlerinle ilgileniyorsun. Sen hiçbir işe yaramazsın!” demiştir. Charles Christ’s College’da teoloji yani din-bilimi okumaya başlamış ve tanrının tüm canlıları nasıl muhteşem şekilde yarattığını incelemekteydi.

Fakat daha sonra araştırma yapmaya yönelmesi ile kiliseyle olan bağlarını kopardı ve canlıların aralarındaki bağları ve kökenlerini incelemeye başladı. 1830 da tüm dünyayı gezmeye başladı ve canlıların bilimsel yöntemle ilişkilerini anlamaya çalıştı. Charles Darwin canlıların çoğalması sırasında dnalarındaki küçük değişiklileriyle çevreye en iyi uyum sağlayanın hayatta kalması yani doğal seçilim’i keşfetmiştir.

İlk yıllarda kilise ve zamanın bilim otoriteleri Darwin’e karşı cephe alsada ilerleyen yıllarda evrim teorisi nin bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmesiyle tüm dünyada saygınlığını kazanmıştır. Bugün evrim kuramının kurucusu olarak tüm dünyada bir sembol haline gelmiştir.

Aristoteles (mö. 384 – 322)
Aristoteles ya da kısaca Aristo Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

Albert Einstein (1879 – 1955)
Albert Einstein e=mc^2’yi bulduğunda 26 yaşındaydı. Einstein maddenin çok yoğunlaşmış enerjiden başka bir şey olmadığını bulmuştur. Einstein’a göre evrende hiçbir şey ışıktan daha hızlı olamaz.

1916 yılında yayınladığı genel görelelik kuramıyla Newton’un evrensel kütle çekimi yasasını genelleştirerek uzay ve zamanın ayrı düşünülemeyeceğini belirtmiş ve uzay-zaman kavramını ortaya atmıştır.

Albert e=mc^2 yi yani maddenin aşırı yoğunlaşmış enerji olduğunu bulmasının ardından kimyasal reaksiyonlardan elde edilen enerjinin (kömürün yanması gibi) haricinde ondan çok daha büyük olan atom enerjisinin üretilmesinin temellerini atmıştır.

Alan Turing (1912 – 1954)
Yapay zeka denildiğinde akla gelen ilk isim Alan Turing ilk bilgisayarların tasarlanmasında önemli rol oynadı. 1950 yılında turing testi’ni ortaya atmıştır ve bilgisayarların insanlar düşünüp düşünemeyeceği konusunda önemli tezler sunmuştur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Araplar Osmanlı'ya İhanet Etti mi?

Hükümetler Tarafından Gerçekleştirilen Tarihin En Büyük Altın Soygunları

Arizona Uçak Mezarlığı